Halk düşmanı

Trabzon’da bir otel açılışına katılan AKP’nin şefi erdoğan'ın yaptığı konuşmanın tamamı nasıl bir halk düşmanı olduğunu belgeler gibiydi. erdoğan konuşmasında yaylalarda daha fazla otel inşa edilmesi için Halk Bankası ve bakanlıklar aracılığı ile teşvikler sunacaklarını söyledi. Devamında , Şimdi yaylalarda da örnek mi arıyorsunuz? İşte size buyurun ... DCComics.com: Welcome to the Official Site for DC. DC is home to the 'World's Greatest Super Heroes,” including SUPERMAN, BATMAN, WONDER WOMAN, GREEN LANTERN, THE FLASH, AQUAMAN and more. Bir Halk Düşmanı adlı piyes ve sonrasında bununla birleşen bazı dikkatler bizi ister istemez bu soruyla da karşı karşıya bırakıyor. Ortega y Gasset’in de söylediği gibi: “Eğer emelimiz yeni bir şafaksa, aydınlatılması zorunlu olan sonu gelmez sorunlar yumağından bana ivedi gibi görünen bir tanesini seçtim ... Halk Düşmanı Apartman Sahne Halk Düşmanı, Apartman Sahne'de sizlerle.Henrik Ibsen'in oynandığında en çok ses getiren eserlerinden biri olan 'Bir Halk Düşmanı' Tufan Afşar'ın uyarlaması ve rejisiyle g - istanbul.net.tr, Kültür Sanat Etkinlikleri, Konser Tiyatro Sergi Fuar Eğlence Festival Yarışma Gösteri Spor Opera Atölye Kurs Görsel Sanatlar İstanbul Şehir Rehberi Halk Düşmanları filminin özeti, yorumları, oyuncuları ve seansları hakkında bilgilere ulaşmak, film fragmanını izlemek için tıklayın! Hawkman is a winged vigilante who fights crime using a flight harness made from Nth metal and a mace. There have been several different versions of the character, along with love interests and partners such as Hawkgirl. His secret identity is Carter Hall, an archaeologist and museum curator who lives out his destiny as a reincarnation of the ancient Egyptian prince Khufu using magic weaponry ... Oysa yaptıkları ortada: Halk düşmanı bunlar. Baksanıza, halk için kullanılacak bir kaynağı bile hazmedemiyorlar! *** Şaka gibi, ama ilk tepki gösterenlerden biri Muharrem İnce. Henrik Ibsen’in (1828-1906) “Bir Halk Düşmanı” adlı oyunu kentleşme-kalkınma sorunlarını bizden yüzelli yıl önce yaşamış Batı’nın eleştirel gerçekçi perspektifle yansıtılmasının bir örneğidir. Türkiye hızla kentleşirken aydınların yakalandığı suskunluk, basının iktidar söylemine boyun eğmesi, sivil toplum örgütlerinin kent yöneticileri ile ... Aydın'da bir 'halk düşmanı'nın korkunç görüntüleri! Yaptıkları akıl alır gibi değil AYDIN'ın Kuşadası ilçesindeki Kadınlar Denizi'nde bulunan şemsiye ve şezlonglara zarar ... Tiyatro biletleri, Tiyatro oyunları, resitaller, toplulukları ve sahnelerine, sergiler ve galerilere İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Eskişehir, Antalya ve ülkenin her noktasından tek tıkla ulaşabilirsiniz. Halk Düşmanı

show tvnin fenomen programi ekrana donuyor hangi unlu oyuncu sunacak

2020.09.24 03:07 fragmanlife show tvnin fenomen programi ekrana donuyor hangi unlu oyuncu sunacak

Çocukların hünerlerini sergilediği keyifli ve eğlenceli o program, gelen yoğun talep üzerine yeniden izleyicisiyle buluşuyor. Çocukların hünerlerini sergilediği keyifli ve eğlenceli o program, gelen yoğun talep üzerine yeniden izleyicisiyle buluşuyor. Yıllar önce güzel sunucu Evrim Akın'ın sunduğu yarışma programı yenilenen stüdyosu, değişen sunucusuyla ve dikkat çeken formatıyla Show Tv ekranlarında başlamak için gün sayıyor. İzleyici bir zamanların fenomen programını ve hangi ünlü oyuncunun sunacağını merak ediyor. Şimdi detaylar
Show TV'nin fenomen programı ekrana dönüyor! Hangi ünlü oyuncu sunacak? Çocukların sorulan sorulara esprili ve hayal dünyalarındaki gerçekleri ile cevaplar vererek izleyicilere keyifli anlar yaşatan Çocuktan Al Haberi yeniden başlıyor. Her bölümde 9 çocuk ve 3 yarışmacının yer aldığı Çocuktan Al Haberi’nin yeni sunucusu Doğa Rutkay olarak belirlendi. Miniklerin koca koca insanlar gibi cevaplar verdiği, verdikleri ya da veremedikleri cevaplarla hem eğlendiren hem de güldüren "Çocuktan Al Haberi" programı hafta sonları Show Tv’de ekrana gelecek. Usta sunucu Doğa Rutkay’ın eğlenceli sunumuyla Çocuktan Al Haberi yakında Show TV'de!
Doğa Rutkay Kimdir? 1978 yılı Ankara doğumlu oyuncu, . İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü mezunudur. Ünlü tiyatro oyuncusu Rutkay Aziz'in kızı olan Doğa, oyunculuk kariyerine “Çiçeği Büyütmek” filmi ile adım attı. Mehmet Ali Erbil ile oynadığı Aşkım Aşkım adlı dizisiyle yıldızı parladı. Kanaltürk adlı televizyon kanalında "Doğayla Gece Yarısı" isimli söyleşi programı ile sunuculuk kariyerine başladı. Kendisi gibi televizyoncu Kerimcan Kamal'la evlidir. Hayranları onu en çok "Güldür Güldür" adlı televizyon şovuyla sevdi. Canlitv olarak biz de Doğa Rutkay’a yeni programında başarılar diliyoruz.
Rol aldığı yapımlar: 2013 - Ölü ya da Diri (Sinema)
2013 - Güldür Güldür (Tv Show dizisi)
2012 - Süpertürk (Sinema)
2012 - Patlak Sokaklar: Gerzomat (Sinema)
2010 - Pak Panter (Sinema)
2009 - Kandıramazsın Beni (Dizi)
2008 - Aşkım Aşkım (Dizi)
2007 - Şölen (Dizi)
2007 - Bayrampaşa : Ben Fazla Kalmayacağım (Sinema)
2006 - Bir İhtimal Daha Var (Sinema)
2006 - Avrupa Yakası (Dizi)
2005 - Gen (Sinema)
2004 - Halk Düşmanı (Dizi)
2004 - Şans Kapıyı Kırınca (Sinema)
2002 - Pembe Patikler (Dizi)
2001 - Dedem, Gofret ve Ben (Dizi)
1998 - Günaydın İstanbul Kardeş (Dizi)
1998 - Çiçeği Büyütmek (Dizi)
1998 - Cumhuriyet (Sinema)
Yasak Elma Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Yeni Fragmanlar Sesli Chat Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman Sefirin Kızı Fragman Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz Fragman Baraj Fragman Ramo Fragman Doğduğun Ev Kaderindir Fragman Babil Fragman Zümrüdüanka Fragman Savaşçı Fragman Survivor Fragman Bay Yanlış Fragman Sen Çal Kapımı Fragman İyi Günde Kötü Günde Fragman Arıza Fragman Menajerimi Ara Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2020.09.13 21:39 karanotlar Arzulardan arın. Esrarengizi gör. Arzulara bürün. Arzu uyandıranı gör.

_Kalpteki incelik ise sevgi yaratır. Sözlerdeki incelik güven yaratır. Düşüncedeki incelik derinlik yaratır. Bunlara sahip olan insan ise her zaman kendini aratır. _Bir ülkede saraylar ne kadar çoksa, halk o ölçüde fakirleşmiştir. Saraydaki lüks ve pahalı şeyler ne kadar fazlaysa, tahıl ambarları o kadar boşalmıştır. Başkalarının yoksullaşması üzerine kurulmuş olan bu gösteriş, Haydutların yağmadan sonraki böbürlenmelerinden başka bi şey değil. Buna hırsızların cakası denir. Yol, bu değildir. Budur işte sahte YOL. _Halk açsa Bu üsttekilerin fazla vergi yemelerindendir. Halkı yönetmek güçse bu üsttekilerin her işe karışmasındandır. _Tasalanma sebebim bir bedenimin olmasıdır, Bedenim olmasaydı tasalanacak neyim kalırdı?" _İnsan ne kadar çok bilirse hükmedilmesi o kadar zor olur. Bu nedenledir ki eğiterek hükmetmek isyan getirir, cahil bırakarak hükmetmek mutluluk. _Sadece kendiniz olmak ile mutlu olduğunuzda ve kendinizi kimseyle kıyaslayıp, yarışmadığınızda, herkes size saygı duyacaktır _Kutlu kişinin kendi kalbi yoktur. Yetmiş iki milletin kalbidir onun kalbi. O kendi çocukları gibi bakar hepsine. İyilere iyiyim Kötülere de iyiyim. Çünkü iyiliktir ERDEM. Dost olana dostum Dost olmayana da dostum. Çünkü dostluktur ERDEM. Kutlu kişi sükûnet içinde yaşar. Geniş kalbi dünyaya açık. _Kutlu kişi isteksizliği ister. Değerliye değer vermez. _Mutsuzsanız geçmişte. Endişeliyseniz gelecekte. Huzurluysanız şu an da yaşıyorsunuz. _Brahman rahibi: “Komşunun tanrısını kendi tanrından çok sev!” _Görmek istemeyenden daha kör kimse yoktur. _Zorlanan bir şey, eninde sonunda eski durumuna geri dönecektir. _Başkalarını anlamak olgunluk, kendi kendini anlamak ise daha üstün bir olgunluktur. _Kayıp bazen kazançtan daha fazla yarar sağlayabilir. _Su gibi olmalısın. Kırılmamak için bükül. Düz olmak için eğril. Dolmak için boşal. Parçalan ki yenilen. _Bir insan, doğduğunda yumuşak ve güçsüzdür; öldüğünde, sert ve bükülmez. Bitkiler canlıyken yumuşak ve esnektir; öldüklerinde sert ve kuru. Bu yüzden sertlik ve bükülmezlik, ölümün yoldaşlarıdır, yumuşaklık ve narinlik hayatın yoldaşları. Yumuşaklık sertliğe, dirençsizlik kuvvete karşı zafer kazanır. Biçim alabilen şeyler sert olan şeylerden üstündür. _Zekice olmayan bir davranışa dahi zekice karşılık ver. _Konuşmadan önce düşün; Gereği var mı? Şefkat barındırıyor mu? Kimseyi incitebilir mi? Sessizliği bozacak kadar değerli mi? _Küçük kafalar kişileri, büyük kafalar fikirleri konuşur. _Bilge kişi kendi kişiliğini en sona koyar ama yine de en öndedir _En büyük iyilik su gibidir: sudaki iyi herkese yarar. Su bu iyiliği umursamadan yapar. _Kazanmak yada kaybetmek, hangisi daha iyidir? En iyi lider insanların ancak varlığından haberdar olduğu liderdir. _Tao Karıncayla imparator arasında fark gözetmez. Rahmetini iyiden de kötüden de esirgemez. _Dünya olduğu gibi olağanüstü güzel. _İyilik bilmez gökyüzü. En büyük iyiliği de budur işte. _Doğal olan güzeldir. İnsan içinden öyle geldiği için iyilik yapmalıdır, ödül beklediği için ya da cezadan korktuğu için değil. İçten gelmeden yapılan şeyler de uyum getirmez.
_Tao soyuttur. Ne yükselirken parlaktır ne de batarken karanlık. Tarif edilemez ve anlayışımızın ötesindedir. Başlangıcı ve sonu yoktur._Onu adlandırdık mı, onun sonsuzluğunu yitiririz. Çünkü her söylenen söz, her verilen ad şeyleri “Kendisi olamayandan” ayırır. _Su, TAO’nun simgesidir. O, yumuşak ve uysal, ama taşı yenecek kadar güçlüdür. En ince aralıklara bile sızar. Karşılık beklemeden çevresine hizmet eder. Her zaman en altta, insanların hor gördüğü yerlerde kalır. Bu yüzden de toplayıcı, birleştirici olur. Her yerde çevresiyle uyum sağlar. İçinde bulunduğu kaba uyar. Yine de hiç bir zaman kendi doğasını yitirmez... _Tao, her şeyin kaynağı olan “HİÇLİK”tir. HİÇ iken Bir oluruz. Bir’ken İki oluruz. İki iken Üç oluruz. Üç’ten bin bir tür oluruz. Hiçlik, karşıtlıklar dünyasının kaynağıdır. Birinin içinde ötekinden, erkekte kadından, kadında erkekten, ışıkta gölgeden, toprakta güneşten bir şey vardır her zaman. Her şey karşıtıyla vardır. (Ying Yang.) Tao içerdiği yol olma niteliğinin yanı sıra rehber olmasıyla, aslında aynı anda yapan ve yapılmakta olan gibi iki kavramı içinde barındırır: Hem yönetmen hem aktör, hem besteci hem melodi, hem seyrüsefer cihazı hem seyrin ta kendisi. Üstün insana Yol'dan söz etsen, gayretle işe sarılır. Nasipsize söylesen vay haline, kahkahaya güler. Gülmeseydi, yol, yol olmazdı. İnsanlar yeryüzünü izler, yeryüzü gökleri, gökler Yol'u izler. Yol ise olanı. _ Çılgınlar tanrısal vahiy ararlar Göğün-yerin işaretlerinde. Ben bilgelik ararım Zaman ve dünyanın işaretlerinde. _ Kimileri mucizeleri kutsal sayar. Ben mucize olmayanı kutsal sayarım… _Uyanmış insan işlenmemiş cevheri görür. _Bilge, gece içinde bir okyanus gibi, durgun ve sessizdir ama bir kış rüzgarı kadar yakıcıdır. Bilge kişi bulutlar gibi sürüklenir, belli bir yeri olmadan. yeni doğmuş bir bebek gibi kendini ifade etmeye çalışmaz. Bilge kişi bilir ki kişi yenilerek yenebilir ve yenerek yenilebilir. Bilge kişi kendine önem vermez, ama başkalarının ihtiyaçlarını duyumsar o alçakgönüllü ve utangaçtır, böylelikle diğerlerinin kafasını karıştırır.çocuk gibi görünür ve dinlenir. Bilge kişi kafasında yenmeyi kurmaz ki yenilsin, bir şeye sarılmaz ki yitirsin. bilgenin yolu kurnazlığa kaçmadan çalışmaktır. _Büyük iyilik su gibidir. Doğal olarak akar. Reddeden insana bile faydası olur. Tao gibidir. Bilge kişi de su gibi yaşar, arzusuz ve alçakgönüllü, entelektüel düşünceli, sevecen, adildir. Bilge kişi sessizce çalışır. Ne övgü ne de şöhret aramaz. Uyuyan bir bebek gibi nefes alır ve uyumu gözetir. _Tao yaratır ama saygınlık istemez ve yol gösterir ama karışmaz. Tao seyahat etmeden de bilinip gözlenebilir; ondandır bilge kişinin bakmadan her şeyi görmesi. Her nesne tao nazarında birer küçük evrendir; dünya kainatın küçük evreni, ulus dünyanın küçük evreni, köy ulusun küçük evreni; aile köyün küçük evreni, ve bedeni kişinin ailesinin küçük evrenidir; tek bir hücresinden galaksiye kadar…
Karar aklın durması halidir; karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar; çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz. _Kalite bir erdemdir! O kendini; mekandaki yaşantıda, düşüncedeki derinlikte, sevgideki cömertlikte, İfadelerdeki gerçeklikte İdaredeki düzende eylemdeki etkide doğru zamandaki doğru harekette gösterir. _Kendini bilen bilge. Başkasını bilen bilgilidir. Kendini yenen kudretli. Başkasını yenen kuvvetli Halinden memnun olan zengindir. Nefsini yenen iradeli. Yerini korumayı bilen kalıcıdır, Ölüp de yok olmayan ölümsüz. _Edimsizliğin her şeyden el etek çekmek, eylemsizlik demek değil, tutkulu, hırslı eylemlerden, doğadaki dengeye ters eylemlerden uzak durmak demek. İçine kapalılık demek değil, ukalalık, gevezelik etmemek, çevresine yaşamı ve tutumu ile örnek olarak yol göstermek demek. _Kutlu kişinin bu sınırsız iyiliği karşısında herkesin ağzı açık kalır. _Hep hiçlikte kalanlar görür onun özünü. hep varlıkta kalanlar görür onun yüzünü...” _Edimsizlik, yaşamın akışına aykırı olan eylemlere girişmemektir. _Ezecekler mi birini. Büyütürler onu alabildiğine. Zayıf mı düşürecekler birini. Güçlendirirler onu alabildiğine. Yok edeceklerse birini. Geliştirirler onu alabildiğine. Alacaklar mı elindekini onun. Ona verirler önce bol bol. Budur görmek görünmezi. Yumuşak yener serti. Zayıf yener güçlüyü. Çıkarma balığı derinden. Sırdır düzen. Ele verme sırrını. _Eskinin yetkin ustaları Özlü ve gizemliydiler. Derindiler erişilip bilinmez. Kışın bir ırmağı geçer gibi Çekingen, Komşuların gözü altında gibi Dikkatli, Konuklar gibi sakıngan, Eriyen buz gibi geçici, İşlenmemiş balçık gibi şekilsiz, Vadi gibi geniş. Sis gibi bulanık… _YOL'u yitirmeyen doygunluğu aramaz. Doygunluğu aramayan kalır dolmadan. Hep açık yeni yetkinliğe. _Fazla söz boşa zahmet. İyisi mi içindekini tut içinde. _Su gibidir yüce iyilik. İyidir ki su Binbir türe yarar verir dayatmasız. İnsanların hor gördüğü yerlerde. _En yüce hakanların varlığını Bilmezdi halk. Ne sakıngandı değerli sözleri. İşlerini görürlerdi onlar ve yoluna girerdi. Sonrakiler sayıldı ve sevildi Sonrakilerden korkuldu _Ahlak yok olduğunda doğru davranış biter ve çıkarcılık ortaya çıkar. Çıkarcılık; düzensizliğin başlangıcıdır. _Beş renk gözü kör eder, beş sesse, kulağı sağır. Beş çeşni, tat alma duyusunu köreltir. Fazla düşünmek zihni zayıf düşürür, arzular ise kalbi öldürür. Denge ve ihtiyaç önemlidir. _Bir şeyi daraltmak istiyorsan, Önce onu genişletmelisin. Bir şeyi zayıflatmak istiyorsan, Önce onu güçlendirmelisin. Bir şeyden ayrılmak istiyorsan, Önce onunla birleşmelisin. Bir şeyi almak istiyorsan, Önce onu vermelisin. Buna “ ince kavrayış” denir. _Lao Tse ise toplumdaki çürümenin ahlak dersi verme ve politik önlemler almayla giderilemeyecek kadar derin olduğunu düşünüyordu. Tersine, tüm töreler, kurallar, ahlak, politik girişimler kötülüklerin asıl kaynaklarıydı, insanların doğallıklarına dönmeleri, her türlü tutku ve bencillikten kurtulmaları, toplumsal norm ve değerlerden vazgeçmeleri gerekiyordu. _Derler ki, tüccarın iyisi malını öyle saklarmış ki, onu gören yoksul sanırmış. Arif ve ERDEM’li kişi de odur ki, gören budala sanır, iyisi mi, Siz vazgeçin şu gururlu, hırslı, kibirli halinizden, bırakın şu yakışıksız çabalarınızı “Emirlerle yönetip cezalarla düzenlersen halk yılgın ve utanmaz olur. ERDEM’le yönetir ahlakla düzenlersen halk utanmayı öğrenir ve iyiye yönelir.” Ama gerek “ahlak”, gerekse “yönetme” ve “düzenleme” çabalarının kendisi huzursuzluğun asıl kaynağı Lao Tse’ya göre! _ Asıl tehlikenin büyüğü, asıl sakınılması gereken şey “hortlaklardan” da önce, insanlığa hizmet etme aşkıyla hortlaklara savaş açan kutlu kişiden gelebilecek zarar. _Günümüz yönetimlerinin “tüketim olanakları verip halkı pasifleştirmek” ve “basit halkı bilgisiz bırakmak; aydınların ise gözünü yıldırıp eyleme girişme cesaretini kırmak” türü yöntemlerini kaçınılmazlıkla anımsatıyor bunlar! _Doğru yaşamayı bilen Geçsin ülkeyi bir uçtan bir uca. Rastlamaz tek gergedana kaplana. Geçsin bir ordunun içinden. Ne zırh yarar ne kılıç. Gergedan bulamaz boynuz saplayacak yer. Kaplan bulamaz tırnak geçirecek yer. Kılıç bulamaz keskinliğini gömecek yer. Neden? Çünkü ölümlü yanı yoktur onun. _Yücelerden bilge YOL’u duyunca. İzler onu uyumla. Alçakçalardan bilge YOL’u duyunca Güler ağız dolusu Ve gülmezse bil ki Doğru YOL değildir o. _Bütün keskinlikleri körelt, Bütün düğümleri çöz, Her şeyi birbirine kat. Sır olan Ayniyet, işte buradadır. Sen, ona yaklaşamazsın, Onsuz da yapamazsın. Ona bir hayrın olmaz, Zararın da olmaz. Ona şeref veremezsin, Onu aşağılayamazsın da. Dünyada hiçbir şey onun kadar asil olamaz. _Nesnelere ve kavramlara verdiğimiz anlamlar arzuları ve amaçları doğururlar. İyi ve kötü, alçak ve yüksek, aydınlık ve karanlık gibi. Bu anlamlardan kopmamız arzu ve amaçlarımızdan ayrılmamız sonucu eylemsizliğe varırız. Eylemsizlik bir kere kavrandığında uyumlu yaşama geçiş kapısı açılır. Geçmişin pişmanlıkları ve gelecek kaygısı ve planları gibi gerçek yaşamdan koparan etkiler aynı zamanda insan yaşamında bir tür dengesizlik hali yaratır. Uyumlu yaşam ve doğal akış insanın içinde bulunduğu an ile bütünleşerek yaşamasını sağlar. Bu uyuma yolu izlemek denir. Yol anlamına gelen tao kelimesiyle kastedilen budur. _Kimileri mucizeleri kutsal sayar ben mucize olmayanları kutsal sayarım. Çılgınlar tanrısal vahiy ararlar. Ben bilgelik ararım. _Olgunlaşır varlıklar. Sonra dönerler kaynaklarına. Kaynağa dönmek huzur demek. Huzur amaca varmak demek. Amaca varmak sonsuzluk demek. Sonsuzluğu kavramak aydınlık demek. Sonsuzluk kavranmadı mı Uyumsuzluk gelir. Sonsuzluğu kavrayan hoşgörülüdür. Hoşgörülü demek adil. Adil demek egemen. Egemen demek kutsal. Kutsal demek YOL'da YOL'da demek kalıcı… _Kutlu kişi örnek olur dünyaya. Çevresine ışık saçmaz ve aydınlanır. Kendisine değer vermez ve yüceltilir. Kendini övmez ve yarar verir. Kendini öne koymaz ve kalıcılaşır. Çünkü savaşmayanla Kim savaşabilir dünyada _Biliyorsam biraz doğru YOL’da yaşamı. Tek korkum yolu yitirenlerdendir. Sapanlardan dar sokaklara doğru. YOL dururken _Sağlam kök salan sökülmez. Sıkı tuttuğun çalınmaz. _ERDEM’le dolu kişi Benzer yeni doğmuş bebeğe. Yılan çıyan sokmaz Vahşi hayvan saldırmaz Alıcı kuş paralamaz İncedir kemikleri kasları yumuşaktır ama Yine de sımsıkı yapışır tuttuğuna Erkek dişi nedir bilmez ama Yine de kalkar pipisi Çünkü dopdoludur hayat tohumuyla _Keskinliğini körelt. Karmaşalarını çöz. Parlaklığını sönükleştir. Tozuna karış dünyanın. Budur gizli Bir’e varmak. Buna erişeni Ne sevgi yaralar ne soğukluk Ne kazanç yaralar ne kayıp Ne saygınlık yaralar ne utanç Ki en saygın olur göğün altında _Baştaki sakin ve edimsizse Halk dürüst ve temiz olur Baştaki zeki ve kurnazsa Halk hilekâr ve güvenilmez olur _Büyük ülkeyi yönetmek Küçük bir balık kızartmaya benzer. _Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır. _Ayaksız yürümek. Kolsuz dövüşmek. Saldırısız yenmek. Silahsız durdurmak. En büyük talihsizliktir küçümsemek düşmanı. Küçümseyen korkarım yitirir hazinesini. _Bilmediğini bilmek büyüklüktür. Bildiğini bilmemek eksiklik. _Emretmeden yönetebiliyorsanız lidersiniz. Lider ol, ancak efendi olma. _Düşlerini neyle suladığına dikkat et. _Kendi aczinden onur duymaya kuvvet denir. _Henüz gülümsemeyi öğrenmiş bir bebek gibi. durgun ve ifadesizim, _Eğer ki halkın korktuğu biriysen, Sen de halktan kork _Çok bilenler konuşmaz, çok konuşanlar bilmez _Üç hazinem var: Sadelik, sabır ve merhamet. _Bahar gelir ve çimenler kendiliğinden yeşerir. _Diğer insanların hakkınızda ne düşündüğünü kafanıza takarsanız,daima onların kölesi olursunuz. _Dostlarını kendine yakın tut, düşmanlarını daha da yakın. _Düşüncelerinizi değiştirin, hayatınız değişsin. _Tanrı size istediğiniz insanları değil, ihtiyacınız olan insanları verir. _Gerçek bilge aydınlanmanın amaç değil, anlam olduğunu anlar. _Eğer pes edebilirsen güçlüsündür. Kötülüğe iyilikle karşılık ver. _Bir aile iç ahengini yitirdiği zaman “hayırlı oğullar”dan söz ederiz. Bir devlet kargaşaya sürüklendiği zaman sadık devlet adamları”ndan _Dünyadaki herkes güzeli güzel olarak bilir Ve çirkinlik de bu yüzden vardır. İşte böylece, Varlık ve yokluk birbirini doğurur, Zor ve kolay birbirini tamamlar, Uzun ve kısa birbirini şekillendirir, Yukarı ve aşağı birbirini doldurur, Sesler ve tonlar birbiriyle uyuşur, Önce ve sonra birbirini izler. _İnsanların onay vermesini önemserseniz, onların mahkûmu olursunuz. _Düşlerini neyle suladığına dikkat et. Düşlerini endişe ve korkuyla sularsan, yaşamını boğan yabani otlar biçersin. Düşlerini iyimserlikle, çözümlerle sularsan, başarı biçersin. _Kalbinizde yeşil bir ağaç bulundurun, belki şakıyan kuşlar gelir. _ Erdeme haiz olanlar kusur aramaz. Kusur arayanlar erdeme haiz değildir _ Orada oturup sessizce tefekküre dalarak Zihnini temizleyebileceğini mi sanıyorsun? Bu, zihnini yalnızca daraltır, temizlemez. Tam uyanıklık akışkandır ve uyumludur; Her zaman ve mekanda vardır. Gerçek tefekkür işte budur. Dünyadan uzak durarak kim saflığa ve basitliğe erişebilir. Tao temiz ve basittir Ve dünyadan uzak durmaz. Neden basit şekilde ana-babanızı onurlandırmıyor, çocuklarınızı sevmiyor, kardeşlerinize yardım etmiyor ve en yüce doğruyu anlamak yerine, elinizde sıradan yöntemler bulunduruyorsunuz? Bu, gerçek saflık, gerçek basitlik ve gerçek ustalık olacaktır. _Bilmek ama yine de bilmediğini düşünmek en büyük hünerdir. Bilmemek ama bildiğini düşünmek ise hastalıktır _Zeka, bilgelik demek değildir. _Bir ağacın güzelliği hiçbir zaman kelimelerle ifade edilemez; bunu anlayabilmek için onu kendi gözlerinle görmelisin. Dil, bir şarkının melodisini yakalayamaz; onu anlayabilmek için kendi kulağınla işitmelisin. _Ermiş kişi yönetirken: Kalplerin boşalmasını ama karınların doymasını sağlar. İstekleri zayıflatır, ama kemikleri kuvvetlendirir. İnsanları daima alimlikten ve arzudan yoksun bırakır ve alimler bir eyleme geçmeye cüret edemez. Yaptıkları bundan ibarettir ve işte böylelikle düzensiz bir şey kalmaz. _Büyük işler başarıp şeref kazandıktan sonra bir yana çekilmesini bilmeli. _Büyük bir milleti yönetmek küçük bir balık pişirmek gibidir; fazla kurcalarsanız mahvedersiniz. _Sonsuz Tao, ne anlatılabilir olan, ne de ad verilebilir olandır. Her şeyin durmaksızın dönüştüğü ileri sürülerek, ona ad vermekle.. _Taoist cinsel uygulamalar - Özlerin Birleşmesi. Uzun yaşama ve ölümsüzlüğe ulaşmasının yöntemlerinden biri genç yaştaki bakirelerle cinsel ilişki kurmaktır. Tavsiye edilen 14 - 16 yaş aras..Chang Taoist cinselliğin yaşlı erkek - genç kız ilişkilerinde hayata geçirilebileceğini belirtirken, genç erkeklerin ise gençler yerine yaşlı kadınlarla ilişki kurmasının daha avantajlı olduğunu ileri sürmektedir _Konfüçyüs bir gün suyun içinde çırpınan adamı kurtardıktan sonra. coşkun suların içinde sağ kalmayı nasıl başardığını sormuş. 'Çok kolay!' demiş adam. 'Akıntı beni aşağı çektiği zaman daldım, yukarı ittiği zaman da su yüzüne çıktım.'" sertliğe karşı yumuşaklığın, tutkuya karşı tutkusuzluğunu, hoşgörüsüzlüğe karşı hoşgörünün, erkeğe karşı kadının yanını tutan bir öğreti bu. _ Hiçliğe dönendir Biçimlenmemiş biçim Aslı olmayan resim Karanlıktır kaostur _Ah daha ne kadar sürer yalnızlık. Herkes sevinç saçıyor. Bayrama gider gibi. Bir ben çekingen. Gülmeyi öğrenmemiş bebek gibiyim. Huzursuz savrulurum. Yersiz yurtsuz gibiyim. Herkes bolluk içinde. Ben unutulmuş gibiyim. Mağara gibi yüreğim. Uyumsuz ve karanlık Dünya insanları ışıl ışıl ah Bir ben bulanık su gibiyim. Dünya insanları kurnaz mı kurnaz. Bir ben kapalı kutu gibiyim. Huzursuzum ah deniz gibi. Dur durak bilmeyen girdap gibiyim. Herkesin hedefi var Bir ben aylak dilenci gibiyim Bir ben başkayım herkesten Ama değerlidir anadan alınan besin. __YOL’da bir oldun mu onlarla YOL’da olanlar da Hoşnut olur bundan. Yoklukta bir oldun mu onlarla. Yoklukta olanlar da Hoşnut olur bundan. Güven bulamaz güven göstermeyen. _Ayak parmakları üstüne kalkan sağlam durmaz. Dizlerini kırmadan yürüyen ilerlemez. Çevresine ışık saçan aydınlanmaz Kendine değer veren yüceltilmez Kendini öven yarar vermez. Böyle kişi yemek artığı yara irini gibidir YOL’a _Yüceliğini bilip alçaklığını yitirmeyen Olur göğün altında vadisi yerin _YOL doğurur. ERDEM besler, Büyütür, bakar, Geliştirir, tutar, Örter ve korur. _Yeryüzünün kaynağı var ki anası yeryüzünün. Her kim anaya bakarsa Yaşamı boyunca korkmasın bir şeyden Sonsuzluğu kucaklamaktır bunun adı _Ülkenin günahını kim alırsa üstüne. Başta gider tohum kurban töreninde. Ülkenin acılarını kim alırsa. üstüne Hakanı olur yeryüzünün _ERDEM’li kişi ERDEM’i bilmez Ondan ERDEM’lidir o. ERDEM’siz kişi Çabalar ERDEM’i Yitirmemeğe. Ondan ERDEM’sizdir o. ERDEM’de olan amaçsız. ERDEM’siz olan amaçlı.YOL’u yitirince ERDEM. ERDEM’i yitirince aşk. Aşkı yitirince adalet. Adaleti yitirince ahlak. Sadakat ve güven kıtlığıdır ahlak. Ve başıdır huzursuzluğun _Her şey Ya çoğalır azaldıkça Ya azalır çoğaldıkça _En büyük yetkinlik eksik görünür Ve sonsuz olur etkisi En büyük doğruluk eğri görünür En büyük yetenek aciz görünür En büyük belagat dilsiz görünür Soğuğu hareket yener sıcağı sükûnet Saflık ve sükûnet Bu ikisi ölçütüdür dünyanın _Ölümden korkmaz olursa insanlar Nasıl korkutursun ölüm korkusuyla? Ölümün sahibinin yerine öldürmek Marangoz yerine keseri ele almak demek. _Yaptığını kendi yaşamı için yapmayan Daha bilgedir yaşama değer verenden _TAO’nun özünü kavramanın yolu, hep hiçlikte kalmak, tutku ve isteklerden arınmaktır, TAO’nun özüne varacağım diye tutkularından kurtulmak için çabalayıp duran kişinin bu halinin de tutku dolu olduğunu hatırlatıyor _“Fincanı iki elinle tutarken, aynı anda dolduramazsın. _Hiç ile kaynak aynıdırlar. Yalnızca biz farklı adlar vermişiz. Maddesel ve tinsel her şeyin kaynağı olan TAO… _Toplum kuralları gerçekte toplumsal hastalıkların asıl kaynağı olduğunu gösteriyor. Devlet yönetiminin filozofların işi olduğu inancındadır. Basit halk, yüreğini huzursuz kılmaktan başka bir işe yaramayacak, ona ancak mutsuzluk getirecek olan tüm bilgiden uzak tutulmalıdır. Tutkularını aşmış, bilge kişi içinse durum başkadır: _Karın, Karanlık, gizli, sırlı hakikatin simgesidir._ __ İyilik bilmez gökyüzü. En büyük iyiliği de budur işte .“Sevgi, iyilik, insaniyet, bağlılık”…Taoculuk bu tür sevgiyi reddeder: Böylesi sevgi, kimilerini başkalarına karşı kayırmak demektir. Oysa TAO’nun, doğanın, dünyanın iyiliği, tarafsızlığında, kimseyi sevmeyip, kimseyi kayırmamasındadır. . _Taoculuk’ta ne geçmiş ne gelecek, yalnızca şimdiki yaşam vardır. _Zhuang Zi, Ölümün eşsiz bir “mutluluk” olduğunu savunur. _Yaradılış, doğa ananın koynunda sürekli olarak yeniden gerçekleşir…. _Vadi hiçliği simgeliyor. Her iki yönden de “vadi ruhu” TAO’yu çağrıştırıyor: ana rahmi” anlamına geliyor. “Karanlık dişinin kapısı” da, hem bin bir türün doğuşunun tablosunu çiziyor, hem de “sırlar sırrı” olan “tüm mucizenin kapısı”nı çağrıştırıyor. _Ying aydınlık, Yang gizemli karanlık ve ikisini birleştirem yaşam soluğu uyum… _Kong Zi yani Konfüçyüs “Başkalarının bana yapmasını istemediğimi ben de onlara yapmamalıyım” der… “ _Taoculuk’ta daha çok vurgulanan, bütünün parçalardan fazla bir şey olduğu olgusudur... Kitab-ı Mukaddes’te Tanrı, Peygamber Yeşaya’ya “Bilgelerin bilgeliğine son vereceğim, yok edeceğim usluların usunu!” diye seslenir. Yeni Ahit’te de Aziz Pavlus “Nerede zeki insanlar, nerede okumuş kişiler? Tanrı bu dünyanın bilgeliğini deliliğe çevirmedi mi?” diye alaya alır yetenekleri ve bilgeliğiyle övünenleri…Tao ise insanı kendi doğasıyla yüz yüze bırakıyor. _Halkın günahlarını, ülkenin acılarını üstüne alan dünyaya hükümdar olur _Kong Zi, Lao Tse’yı ziyaret ederek onun bilgisine başvurur. Lao Tse onun gururlu ve girişimci tutumunu eleştirir. Kong Zi sarsılmış ve Ustaya derin şekilde hayran kalmış bir halde öğrencilerinin yanına döner. Kong Zi öğrencilerine dedi ki: Kuşları bilirim, uçarlar. Balıkları bilirim, yüzerler. Hayvanları bilirim, koşarlar. Koşanı tuzağın ağı yakalar. Yüzeni oltanın iğnesi tutar. Uçana avcının oku erişir. Ama ya ejderhalar? Ya onlar nasıl yükselir rüzgârların bulutların üstüne de göğe ulaşırlar, bunu bilemem. Lao Tse’yi gördüm bu gün. Düşündüm: Acaba o da ejderha gibi mi?Lao Tse’nin bir “ejderha” gibi olduğunu anlatır. _Toplumsal değerleri ve yöneticilerin otoritesini insanlığın tüm acılarının kaynağı saydığı. _ Kong Zi eski gelenekleri öğrenmek için Lao Tse’ye geldi. Lao Tse ona dedi ki: Sizin sorduklarınız ancak kemikleri bile çoktan çürümüş insanların sorunları. Onlardan bugüne kalan yalnızca sözcüklerdir. Arif kişi zamanını bilir, arabası gelince biner, gelmezse de çıkınını toplayıp gider.
_Karşılaştırmalar yargılamalardır, _Övgü beklemeyen bilge kişidir. _Gereğinden fazla zorlarsan, en müthiş bıçak bile körleşecek. Çaresizlik ona hiçbir işe yaramayan, akordsuz yalanlar söyletecek. Bilgelik de akılla birleşip sağduyulu zekayı ışıldatacak. sabır en dolaşık ipleri bile düğümlerden kurtaracak, _Tabiat kasıtlı hareket etmez. Hiçbir varlığa iyi veya kötü niyeti yoktur. Tao da aynen tabiat gibidir. Tabiat tao'nun takipçisidir. Bilge kişi de böyledir. Tutkularından arınmış _Çömleği yapan kil değil boşluktur. _Kaos ortaya çıktığında, üstün insanın içsel dünyası düzenli ve sakindir. Topluma geri dönüşünde yardımcı olur. Kaos sona erdiğinde toplum tarafından görülebilir. _Çok daha iyidir basitliğini görmek ham ipeğin güzelliğinin ve işlenmemiş taşın; kişinin kendisiyle bir olmasından daha iyidir tao ile bir olması, bensizliğin geliştirmesi. _Butunlugu korumak icin boyun egmek kendini savunmayarak ayricalik kazanir. Eğilmek dik olmaktir; bos olmaksa dolu. Böbürlenen kişi aydınlanmamıştır, saygı görmez değerli insanlardan; böylece, hiç bir şey kazanmaz ve itibarı lekelenir. kibir aşırılıktır ve bilge kişi onlara ihtiyaç duymaz _Yaratıcı prensip birleştirir sonsuzluğa uzanır. Sonsuzluğa seyahat ederken değişmez özünü korur. En lüks yerlerde basitliğini korur. _Onurlu davranın ama alçakgönüllülüğü koruyun. _En büyük balık gölün dibinde yaşar ve bir ülkenin en iyi silahları kuytuda kilitli tutulmalıdır. Uysal ve nazik olan, sert ve güçlünün üstesinden gelebilir. _Gerçekten iyi insan haptığı iyiliklerden bihaberdir. _Liderin görevi nüfusun refahını sağlamaktır kendi refahını değil. _Bazen her şey ters görünür. Aydınlık karanlık. Doğru yanlış gibi, kolay zor gibi, pak olan kirli, ilerleme gerileme olarak görünür. En kötü anlarda dahi umudunu kesmez doğa-tao. Sen de öyle ol. doğru görünen bir dahakinde eğri görünebilir; zeka aptallık görünebilir, güzel söz söyleyiş patavatsızlık görünebilir; hareket soğuğu alt edebilir, durağanlık da sıcağı, ama hareketteki durağanlık tao'nun yoludur. _Sertin üstesinden ancak ona boyun eğen yumuşak gelir. _Aydınlanmış kişi arkadaş edinmekle ilgilenmez, ne de düşman kazanmakla; iyi ya da kötü ile, övgü ya da suçlama ile. bu tür bir tarafsızlık* insanın en üst halidir… _Keskindir ama kesici değil. Pivridirler ama hiç bir zaman delici değil. Parlaktırlar ama kör etmezler. Budur bilge kişinin eylemi. _Tasarlamadan hareket et; doğal bir şekilde çalış ve tatsızın tadını al; karmaşıktaki basiti ara… _Sorunlar ortaya çıkmadan önce yüzleşilirse kargaşanın önüne geçilir… _Uçsuz bucaksız yolculuklar ilk adımı atmakla başlar. Koca ağaç küçük bir fidandan oluşur _Irmağın ve akıntının hakimi denizdir, çünkü hepsinden alçaktadır. öğretmenin öğrencilerine yol göstermesinin en iyi yolu önde gitmelerine izin vermektir. _Tartışmalar kavgacılık yapmak yerine beklemeyi bilerek, üstüne gitmek yerine geri çekilerek kazanılabilir. büyük savaşlar kıpırdadığını belli etmeden ve gizlediği gücünü koruyarak hareket etmek, saldırmadan ele geçirmek silahtan başka şeyler kuşanmak sayesinde kazanılabilir. _Ülkedeki insanların karnı aç canları kıymetsiz olursa onlar da yönetimi alaşağı etmek için artık kendi canlarından geçerler… _Eğilmek bilmeyen savaşçı kendini ölüme mahkum eder ve eğilmeyi reddeden ağaç kolayca kırılır. onun için sert ve yoğun olanın yenilmesi yumuşak ve esnek olanınsa yenmesi mukadderdir… _İhtiyacından çoğuna sahip olandan alıp ihtiyaç sahiplerine dağıtmak tao'nun yoludur yüksektekini alçaltır, alçaktakini yükseltir… _Tezatmış gibi görünse de insanların aşağılamalarını kaldırabilen kişi yönetmeye uygundur. Önderlik etmeye uygun olan da ülkesinin felaketleriyle bizzat yüzleşendir. _Ne kadar azsa çoğalır, ne kadar çoksa azalır. Gerçek her zaman güzel güzel sözler de her zaman gerçek değildir. _Erdemli kişi kendi için tartışmaya gerek görmez çünkü bilir ki tartışmak yararsızdır. _Övgü beklemeden, ışığı saklamak,, aşırılıklar olmadan, kara aynayı temizlemek, arzuların bastırılması ,sakin ve hareketsiz, köke geri dönmek, ahlakin çürümesi, butunlugu korumak icin boyun egmek, değiştirilemeyeni kabullenmek, erdemli pasiflik arkadan önderlik etmek tek başına durmak
Tao Te Ching, Lao Tzu
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.07.25 23:11 AllahyokDindogru Türkiye cumhuriyeti üzerinde oynanan büyük oyun

Türkiye cumhuriyetinin en aydın kesimi olarak sizelere eksisözlük kullanıcı olan 24 yaşında bir üniversite öğrencinin devletin ileri gelen bakan başbakan cumhurbaşkanlarının ortak yönleri ifşa eden bi arkadaşımızın içeriğini paylaşmak isitiyorum. Bu içerik ekşisözlükten kaldırılmıştır. En son içeriği okuduğum da favı iki bin kusurdu. Sizlerin de yorum ve görüşlerini almak ve üzerinde tartışmak için bıraya aktarma kararı aldım.
1*bülent ecevit ve deniz baykal'ın rockefeller bursu ile amerika'da çalışması...
rockefeller demişken, rockefeller 1928 yılında vehbi koç'la işbirliği yaparak standart oil petrol şirketinin yerel temsilciliğine getirilmiştir. (bkz: #45831991)
2*bülent ecevit harvard üniversitesi'nde henry kissinger'ın yanında 8 ay inceleme yaptı. ilginçtir daha sonra henry kissinger abd'de dışişleri bakanlığı yaptı. o esnada ise ecevit türkiye'de başbakanlık yapıyordu. ve tarihler 1974'ü dünyanın ecevit başbakan olarak kıbrıs'a müdahale planını devreye soktu. kissinger ile defalarca görüşme yaptı.
3*süleyman demirel henüz üniversite'den yeni mezun olmuşken 1950 senesinde abd'ye gidip araştırmalarda bulundu. döndü, 1953'te seyhan barajı proje müdürü oldu. bu dönemde adnan menderes'in dikkatini çekerek çok erken yaşta dsi barajlar dairesi başkanlığına getirildi. 1955'te dsi genel müdürü oldu. akabinde eisenhower bursu ile tekrar amerika'ya gitti. döndü, bir kaç sene sonra dünyaca ünlü morrison şirketinin yerel temsilcisi seçildi (bkz: morrison süleyman) ardından siyasete atıldı, 1964'te celal bayar'ın da büyük gayreti ile genel başkan seçildi. yılların süleyman demirel'i işte böyle paraşütle en tepeye iniş yaptı.
4mehmet şimşek'in aynı zamanda ingiliz vatandaşı olması... 2007 senesinde akp'ye karşı girişilen sosyal-ekonomik-askeri baskıdan sonra yaşanan seçimleri akp %47 oy oranı ile kazandı. bu seçimlerden önce hükümet heyeti ingiltere ziyaretinde bulunmuştu. ziyaret esnasında exeter üni. mezunu mehmet şimşek her nasıl olduysa hükümetin dikkatini çekti. ar1bülent ecevit ve deniz baykal'ın rockefeller bursu ile amerika'da çalışması… rockefeller demişken, rockefeller 1928 yılında vehbi koç'la işbirliği yaparak standart oil petrol şirketinin yerel temsilciliğine getirilmiştir
dından seçimde milletvekili olarak gösterildi. milletvekili seçildi. ve hemen ekonomiden sorumlu devlet bakanı yapıldı. sanki birileri mehmet'i bakan yapın dercesine...
*exeter üniversitesi demişken, eski c.başkanı abdullah gül de o okulda okudu. ardından islam kalkınma bankasında görevlendirildi. exeter üniversitesi'nin anlam ve önemi için: buyrun
5*exeter'li diğer türkler: fehmi koru (gazeteci) durmuş yılmaz (eski merkez bankası başkanı) şükrü karatepe (refahlı belediye başkaı) ekmeleddin ihsanoğlu (çatı adayı)
6*ali babacan'ın fulbright bursu ile okumuş olması. fulbright bursunun anlam ve önemi için: buyrun
7*dipnot: amerikan burslarının anlam ve önemine binaen:
--- spoiler ---
"1975 yılı. richard podol aıd (uluslararası kalkındırma örgütü) uzmanı.. amirlerine yolladığı türkiye raporunda bakın neler diyor:
“yirmi yıldan fazla bir zamandır türkiye’de faaliyette bulunan amerikan yardım programı bir zamandan beri meyvelerini vermeye başlamıştır. önemli mevkilerde amerikan eğitimi görmüş bir türk’ün bulunmadığı bir bakanlık ya da bir iktisadi kamu kuruluşu hemen hemen kalmamıştır. bu kimseler halen bulundukları örgütte ‘ilerici güç’ niteliğini taşımaktadır. genel müdür ve müsteşarlık mevkilerinden daha büyük görevlere kısa zamanda geçmeleri beklenir. aıd bütün gayretleri bu gruba yöneltilmelidir.
geniş ölçüde türk idarecilerini indoktrine etmek gerekir. burada özellikle orta kademe yöneticiler üzerinde durmak yerindedir. amaç, bunlara yeni davranışlar kazandırmaktır. bu grubun yakın gelecekte yüksek sorumluluklar mevkilerine geçecekleri düşünülürse, bütün gayretlerin bu kimseler üzerinde toplanması mantık açısından doğrudur." --- spoiler ---
8*turgut özal'ın demirel tarafından bürokratlığa getirilmesi... çok ilginçtir, basit ve sade bir hayatı olan özal semra hanım'la evlenmesinin ardından amerika'ya texas tech üni'ye gidip araştırmalarda bulundu (yazar notu: abd'ye gidip araştırmalarda bulunanlar nedense ilerde hep başbakan oluyor) dönüşte birden elektrik işleri etüd idaresi müdürü olan özal ardından demirel'in danışmanlığına peşinden de dpt müsteşarı yapıldı ve akabinde dünya bankası sanayi danışmanı olması için abd'ye davet edildi. demirel'in yanı sıra erbakanla da çalışan özal milletvekili adayı gösterildi. seçilemedi. tekrar dpt müsteşar vekili yapıldı. ardından batı ülkeleri türkiye'den bazı "ekonomik hamleler yapmasını istedi" demirel önce direndi sonra kabul etti, bu hamleleri yapması için de turgut özal'ı başbakanlık müsteşarı yaptı. böylece özal çok önemli 24 ocak kararlarının mimarı oldu. ardından darbe oldu. 22 ay boyunca bülent ulusu idaresindeki darbe hükümetiyle çalıştı. sonra demokratik seçimlere giren 3 partiden biri oldu. diğeri ise mdp'nin başkanı turgut sunalp'ti.
9*turgut sunalp demişken... turgut özal 1983 seçimleri için kenan evren'in izin verdiği üç liderden biridir. diğerleri turgut sunalp ve necdet calp'tır. turgut sunalp 1948'de abd'ye gönderilen 16 subaydan biridir. bu subaylar abd'ye nato kapsamında eğitim almaları için gönderildi. her biri geri gelince çok önemli vazifeler üstlendi. örneğin 16 subaydan 14'ü 1960 darbesinde etkin rol aldı. 60 darbesinde rol almayan iki isim ise danışkarabelen ve turgut sunalp'ti.
10*danış karabelen demişken... o da 1953'te sona eren kore savaşına katılan türk komutanlar arasındaydı. nasıl olduysa danış karabelen savaştan sonra cia tarafından üstün hizmet belgesi aldı. savaşı amerikan genel kurmayı yaptı ama belgeyi ne hikmetse cia verdi. ardından türkiye nato'ya girdi, karabelen orgeneralliğe yüksedi ve daha sonra "kontrgerilla, türk gladyosu ve ergenekon" olarak bilinen "özel harp dairesi" isimli yapılanmayı bizzat kurdu.
11* 16 subaydan 2'si 1960 darbesine katılmadı demiştik, 14'ü katıldı. evet. onlardan biri de tanıdık bir sima: alparslan türkeş. türkeş darbe bildirisini 27 mayıs cuma günü sabah 5:25 sularında okuyan kişidir. cümlelerini tamamlarken "nato ve cento'ya bağlıyız" diyordu türkeş.
12* nato ve centoya bağlıyız cümlesi türkiye'de yaşanan darbelerin tümünde kullanılmış bir cümledir. 1980 darbesi'nin de sonunu süslemiştir. netekim 12 eylül'de yapılan darbeden sadece iki hafta sonra nato genelkurmay başkanı türkiye'ye geldi ve kenan evren'le görüştü, akabinde rogers planı devreye girdi. rogers nato genelkurmay başkanıydı ve kenan evren'i "yunanistan'ın nato'nun askeri kanadına geri dönmesine onay vermesi için" ikna etmişti. 1974'te yaşanan kıbrıs müdahalesi ile yunanistan natodan ayrılmış 1977 ise geri dönemk için başvurmuştu. fakat geri dönebilmesi için tüm üyelerin onayına ihtiyacı vardı. türkiye ise onay vermediği için yunanistan geri dönemiyordu. bu türkiye'nin en büyük kozlarından biriydi. fakat kenan evren darbeden sadece 1 buçuk ay sonra yunanistan'ın nato'ya dönmesinek koşulsuz izin vermiştir.
13* nato'ya geri dönmek demişken. aslında yunanistan ile nato'dan ayrılan bir ülke daha vardı. o da fransa. fransa da nato'nun akseri kanadına geri dönmek istedi. onu da akp kabul etti. halbuki fransa 2001 senesinde saddam türkiye'yi tehdit ettiğinde türkiye'nin sınırına döşenmesi gündemde olan patriot'lara müsaade etmemiştir.
14* saddam demişken, saddam'ın humeyni'yi öldürmesi için kurulan 15 kişilik amerikan özel suikast grubunun bir üyesi olduğunu biliyor muydunuz?
15* akp demişken... akp'nin 17 aralık sürecinde sıkça adını duyduğumuz değerli dostu yasin el kadı var biliyosunuz. bu kişi aslında te 2001 senesinde abd tarafından usame bin ladin'in adamı olduğu için terörist ilan edilmiştir. daha sonra tüm mal varlığı dondurulmuştur.
16* üsame bin ladin demişken... üsame bin ladin, rusların afganistan'ı işgale kalkışmasının ardından amerika'nın "rus işgalini önlemek için müslüman grupları silahlandırmak" politikası nedeniyle doğmuş bir güçtür. usame bin ladin & brzezinski
17* brzezinski eski abd başkanlarından carter'ın danışmanı. ruslara karşı müslüman grupları silahlandırma politasının mucidi ve el kaide'nin mimarı. 2007'de obama'yı destekledi. 2012 yılında ise "abd yanlış yaptı, gerekli hazırlıklar yapmadan suriye'ye saldırmak hataydı" diye beyanat verdi. dikkatinizi çekerim, yıl 2012... haber sonra dış destekli ışid kuruldu ve palazlandı. şimdi ise ışid'e müdahale için suriye'ye müdahale gündemde. mevzuyu çakozladınız dimi?
18* brzezinski ile bu düşünceyi paylaşan bir diğer çok önemli dış politika uzmanı ise morton abramovitz. kendisi daha beyoğlu ilçe başkanı iken tayyip erdoğan'la abd'de görüşmüş bir kimse. bunu bizzat çok önemli bir iş adamından dinledim. bu iş adamının ismini söylemem fakat tayyip erdoğan'la beraber top oynamış olduğunu söyleyebilirim. abramovitz o sıralar abd ankara büyükelçisiydi. görüşmeyi ruşen çakır ayarladı. bu bahsettiğim türkiye görüşmesi. az yukarıda bahsettiğim ise "abd" görüşmesi. tayyip erdoğan bu görüşmeden sonra "abd'ye giderek temaslarda" bulunmuştur.
19* morton abramowitz ve graham fuller bu tarihten sonra sürekli refah'ı incelemeye almış. analizlerde bulunmuş ve siyasal islam=türkiye'nin geleceği tesbitine varmışlar. bakın yıl 1995, o dönem siyasal islam bırakın iktidar olmayı, parti kuramıyorlar, sürekli saldırı yiyorlar, partileri kapatılıyor, belediye başkanları içeri atılıyor, 28 şubat döneminde kıyıma uğruyorlar. ama graham fuller ve morton abramovitz siyasal islam=türkiye'nin geleceği diyor. neyse. bunu ben söylemiyorum, 1996 aydınlık da söylüyor: link
20* abd'ye gidip görüşmeler yapan erdoğan, ve exeter'li abdullah gül her nedense parti içinde farklı bir konuma geliyor: buyrun konuşma içinde dikkatinizi çekti mi bilmem, bir de fehmi koru lafı geçiyor. fehmi koru'nun da exeter'li olduğunu söylememe gerek yok sanırım. aynı zamanda koru, bilderberg toplantılarının da katılımcısı. bilderberg ne mi? o da başka zamana.
Kaynak https://web.archive.org/web/20160213151954/https://eksisozluk.com/entry/45841898
21* en son bilderberg deyip bırakmıştım. fakat bilderberg konusunu bir süre daha askıya alıp "siyasal islam" konusunu açıcam. zira onunla ilgili çok mesaj gelmiş, konuyu zihninde oturtamayanlar olmuş. en baştan kısaca alıcam. iran'daki en sık kullanılan isimlerden biri hatta birincisi reza yani rızadır. dünya kupasında iran milli takımının maçını izleyenler görmüştür zaten, sahada 5 tane rıza vardı. bu rıza isminin fazla olmasının nedeni rıza pehlevidir. rıza pehlevi 1925'te iran'ın başına geçen kişidir. o dönemde ruslar'ın iran üzerinde kapitalist faaliyetleri bulunuyordu. bu nedenle rıza pehlevi rus baskısını azaltmak ve iktidarını sağlamlaştırmak, hakimiyetini sağlamak yani koltuğunu korumak için ingilizlerin kucağına düşmek zorunda kaldı (1). iran bu nedenle ingilizlerle çok içli dışlı bir ülke oldu. ardından rıza han 1925'te kendisini şah ilan edip krallığa geçince otoriterleşti. zamanla kendisine muhalif olanlar arttı. ve sonunda musaddık isimli bir devlet görevlisi kendisine isyan bayrağı çekti. neticesinde başbankalığa kadar geldi. gelir gelmez de "iran petrollerini millileştirdi." ve böylece ingilizler artık iran petrolünden para kazanamamaya başladı. şimdi bir parantez açıyorum. "petrolü millileştirmek" bir liderin işleyebileceği en büyük suçtur. ve siz petrolü millileştirirseniz işte o zaman kapitalist düzen sizi baş düşman ilan eder. ve öyle de oldu, musaddık devrildi. roseevelt'in yeğeni, cia görevlisi kermit rosevelt birkaç milyon dolarlık bütçeyle iran'a giderek musaddık karşıtı örgütleme yaptı, ve musaddık kısa sürede devrildi. daha sonra abd "cia görevlisini gönderirsek ve yakalanırsa o zaman devlet suçlanır bu yüzden artık cia görevlisi göndermek yerine sivil toplum kuruluşları kuralım ve onların görevlileri gönderilsin, yarın bigün yakalanırlarsa da bizim başımız yanmaz" diyerek ondan sonra main gibi, imf gibi, otpor gibi kuruluşları ülke içinde finanse ederek hükümetleri düşürmeye başladı(2) neyse. musaddık gidince petrol yeniden ingilizleştirildi. rıza'nın oğlu rıza pehlevi ülkeyi 79'a kadar idare etti. işte tam da o sırada iran'da bir islam devrimi gerçekleşti. bursa'da sürgünde olan humeyni ırak'a oradan da fransa'ya sürgün edildi. ve arkasında büyük bir halk desteği olan humeyni geri döndü. rıza pehlevi ülkeyi terk etti. bikaç gün sonra ise iran'da batının kontrol edemediği bir devlet kuruldu: iran islam devleti. batılı ülkeler iran tarzı şeriat düzeniyle yönetilen ülkelerin petrolüne kaynaklarına öyle kolay el atamıyordu. bu durumun diğer ülkelerde de yaşanmaması için önce ırak'ı yani saddam'ı iranla savaştırdılar. ama daha sonra saddam iranla savaşı sonlandırıp, ülkesinde güçlenince abd'nin himayesindeki kuveyt'e saldırdı. saddam kontrol edilemez hale geldi. mısırda da geçmişte nasır isimli lider batıya baş kaldırmıştı.
özetle batı islam ülkelerinde kukla hükümetler tesis ediyor, ülkenin kaynaklarını sömürüyordu. fakat sonra kukla, pinokyo misali kendisini "gerçek biri" sanmaya başlayınca kontrolden çıkıyor ve batının sömürüsü baltalanıyordu. bazen de ülkenin dinamikleri bu kukla yönetimlerden şikayet ederek musaddık gibi liderleri başa getiriyordu. işte batı "kukla liderler" tesis etmek yerine, bu ülkeler için bir model oluşturma ve diktatörleri değil sistemi kendisine bağlamanın daha iyi olacağını düşündü.
bu düşünceler, 1980'lerde rand corporation isimli kuruluşlar aracılığıyla raporlandı, bir çok cia görevlisi bu konularla alakalı olarak makaleler yazdı. ve nihayetinde siyasal islam denilen kavramla birlikte batı yanlısı, sömürge islam devleti oluşturabilmek için ortaya bir proje atıldı. bu projeyi aslında siz çok iyi biliyorsunuz, adı (bkz: büyük ortadoğu projesi).
devamı gelecek.
devam... öncelikle bu sabah yazdığım yazının içeriğine ilişkin bazı kısımlara yeni maddelerle açıklama getiricem.
22* rıza pehlevi'nin ingiltere'nin kucağına düştüğünü söyledim. bu söylediğim olayın bir benzerini de türkiye yaşadı. 1950 seçimlerinde dp %52 oyla meclisin nerdeyse %80'ini eline geçirdi. akabinde türkiye'de bir bolluk yaşandı. fakat bu bolluğun nedeni yapılan marshall yardımlarıydı. dış politikada ise önemli şeyler oluyordu. beş sene önce 1945'te yalta'da dünyanın üç büyük lideri bir araya geldi. . ve yalta konferansı gerçekleşti. konferans bitince garip birşey oldu. stalin durup dururken ağrı kars ve artvin bölgesinde hak iddaa etmeye başladı. türkiye'de bir tür "komünist tehlikesi" yaşanmaya başlandı. menderes döneminde bu algı arttı. "bacımızı kamusallaştıracaklar" türünden laflar çıktı. ülkede "komünizm'den kurtulmak için" abd ile ittifak yapmalıyız türünden fikirler ortaya atıldı. bazılarının çok sevdiği said nursi bile "islam'ın düşmanı komünizmdir, abd de onlarla savaştığı için islamı koruyor, türkiye abd ile birlikte olmalı" türünden laflar etmeye başladı. dp mitinglerine katıldı. neticede türkiye 1952'de natoya girdi. bunun bedeli kore'de savaşan ve ölen türk askerinin kanıydı. türkiye menderes dönemi ile amerikadan ithal traktörlerle tarım cennetine döndü, bu üretim malları kore'de savaşan ülkelere satıldı. türkiye deyim yerindeyse tahıl ambarıydı. ve ekonomi iyiydi. fakat savaş bitince, enflasyon arttı. dış borç bulmak için menderes ülke ülke dolaştı. 1952'de özel harp dairesi kuruldu. önceki yazıda bahsetmiştim, daniş karabelen önderliğinde kurulan bu teşkilat sayısız problem ve olaya neden oldu. türkiye'de yollar ve binalar yaptı. "nato yolu" denilen yollar bu dönem yapıldı. nedeni ise basitti. sovyet saldırısına karşı teçhizatların taşınabilmesi için geniş ve sağlam yollar gerekiyordu. türkiye taviz verecek ve karşılığında yarımla, sovyet tehlikesinden korunacaktı. çok ilginçtir nato belgeleri yıllar sonra ortalara saçıldığında bir belgede olası komünist savaşında natonun planlarının neler olacağı yer alıyordu. bu plana göre nato savunma hattını sofya-belgrad arasına kuracaktı. bu şu demekti, olası bir işgalde nato orduları ne karsı, ağrıyı ne de anadoluyu, istanbulu koruyacaktı. bırakın türkiye, yunanistan bile terk edilerek savunma hattı sofya-belgrad'a çekilecekti. natonun korunacak bölgeler listesinde türkiye yer almıyordu. aptal yerine konuştuk. geçelim. 1950-55 yılları arasında abd'nin de yardımlarıyla türkiye bahar havasında yaşandı. fakat sonra ekonomik sıkıntılar nedeniyle her geçen gün daha da batağa saplantı. ve amerikan yardımları alabilmek için abd ile bir takım gizli ikili anlaşmalar imzalandı. her anlaşma ile biz de iran gibi kucağa düştük. ve en sonunda menderes abd'den beklentilerini karşılayamayınca sovyetler birliği ile iş birliği için görüşmeye başladı. ve haziranda yapılması kararlaştırılan görüşmelerden bir ay önce, mayısta darbe gerçekleşti. menderes'in amerika, eski müttefiki için kılını kıpırdatmadı.
23* kermit rosevelt'in darbesi bir abd planıydı ve musaddık'ın ingilizlere koklatmadığı petrolun intikamını cia almıştı. ama bu operasyon sonrasında abd bir ders çıkardı. dış operasyonlar kesinlikle devlet tarafından yapılmamalıydı. riskliydi. bu yüzden bir takım ngo'lar. yani hükümet dışı örgütler kuruldu. bunların en başında imf gelir. sonra main, otpor ve george soros gibi yatırımcıların kurduğu vakıflar kuruldu. bu vakıfların çalışma prensibi basitti, önce ülkelerle iyi ilişkiler ve iş adamları ile başarılı ticaret anlaşmaları kurulur ardından ülke içinde vakıflar açılır. bu kurumlara sağlam paralar finanse edilir ve bu paralarla medya, devlet kurumları, istihbarat şubelerinde adamlar satın alınır. ardından bazı sosyal olaylar hedef alınarak çeşitli prostestolar başlatılır. bu protestolarda görevlendir.ilen provokatörler olayların büyümesini sağlar, basın devreye girerek hükümet yıpratılır, önemli yazarlar ve iş adamları baskıyı artırır ve devlet kademelerindeki muhbirler bir takım belgeler yayınlayarak hükümeti iş yapamaz hale sokar. sonucunda hükümet kanlı olaylar ve medya baskısı ile düşmek zorunda bırakılırdı. kermit 1953'te iranda, otpor yugoslavyada, açık toplum vakfı ise çekoslovakyada bunu güzelce başardı. bu tip kurumlar kendi internet sitelerinde ülkede harcanan parayı bir gurur abidesi gibi yazarlar ve biz insalığa bu yıl şukadar para harcadık diye övünürlerdi. 2011 senesine kadar finanse edilen paralar her yıl yayınlanırdı. daha sonra arap baharı ile bu uygulamayı bir çok vakıf kaldırdı. hiç unutmuyorum, 2000 yıllarında tunus'a yıllık 10,000 $ yardım yapan bir sivil toplum örgütü, 2005'ten itibaren miktarı 400,000 dolara kadar çıkarmıştı. sadece tunus değil, birçok ülkede olayların çıkması için binlerce dolar o ülkelere akıtılmıştı. türkiye'de 2011 yılında bir sivil toplum örgütü tam 2milyon dolara yakın para akışı sağladı. basında soros ile ciddi şekilde ilişkisi olduğu iddia edilen bir sivil toplum örgütünün ise mütevelli heyetinde bir partinin genel başkanı bulunur. ilginçtir, bu kişinin adını iyi tanıyoruz: kemal kılıçdaroğlu. şaşırmayın.
24* az önceki maddede, danış karabelen önderliğinde kurulan özel harp dairesi'nden bahsettim. 1974'te ecevit ve erbakan hükümeti (chp ve mhp'nin ittifakına şaşıranlar yeniden okusun, tee 74'te erbakan chp ile ittifak yaptı. erbakan kimin hocası, biliyoruz dimi?) kıbrıs'a çıkarma yaptı. türkiye ve abd'nin arası açıldı. türkiye adanın tamamı için yola çıksa da yarıda bıraktı ve çekildi. fakat abd kızmıştı. ülkede bir takım krizler yaşanmaya başladı. çok açık bir şekilde demirel'in adalet partisi'nin mensupları ve bağlı bulundukları esnaf, tüccar, bakkal, perakendeci depoda malları bulunmasına rağmen "mal yok" diyerek stokçulğa başladı. bu şekilde hem daha çok kazandılar, hem de siyasi olarak chp'yi güzelce yıprattılar. fakat chp amerika'ya dik gitmeye devam etti. dünya haşhaş üretiminde söz sahibi olan abd türkiye'de haşhaş üretilmesini istemiyordu. türkiye'de haşhaş ekimi yasaktı. ama ecevit 1974'te haşhaş ekimini serbest bıraktı. edirnede bulunan ve sovyet topraklarını gözetleyen amerikan üstlerini kapattı. imf ile ilişkileri kesti. bir suikast yaşadı ve kurtuldu. 1 mayıs 1977'de yaşanan olaylardan sonra özel harp dairesi'nin varlığından haberdar oldu. o sıralar başbakan değildi ve bunu cumhurbaşkanı korutürk ve demirel'e anlattı. daha sonra bu bilgiyi açıkça meydanlarda dile getirdi. "devlet içinde, fakat devletin bilgisi ve denetimi dışındaki bir örgüt var" dedi. bunun üzerine 1977 seçimlerinden önce izmir'de kurşunlandı. suikastçi çok yakından vurdu. ama sadece yaraladı. amacı öldürmemekti. bu bir uyarıydı. ecevit seçimlerde %42 oy aldı. başbakan oldu. konuyu bu kez genelkurmay başkanına açtı. o kişi kenan evren'di. sonuç alamadı. olayı yargıya intikal ettirdi. savcı doğan öz olayı araştırmaya başlamıştı. önce bir rapor hazırladı.
--- spoiler ---
şiddet olayları, anarşik eylemler olarak nitelendirilebilecek kadar basit değildir. amaç, demokrasi umudunu yok etmek; onun yerine faşist düzeni gündeme getirmek ve bütün unsurlarıyla yürürlüğe koymaktır. böylece abd ve çokuluslu ortaklıklar, ortadoğu sorununu büyük ölçüde çözmek amacını gütmektedirler. bize göre bu sonuca ulaşmada cıa, kontrgerilla gibi gizli örgütlerin yönlendirmesi vardır. bu örgütler, devlet aygıtını geniş ölçüde kendi amaçlarına uygun şekle dönüştürerek demokrasi düşmanı akımları iktidar yapmayı öngörmüşlerdir. --- spoiler ---
dedi. sonra, ne acıdır, 1978'de kurşunlanarak öldürüldü. katili ülkücüydü. millete zarar veren örgüt milleti seven savcıyı milliyetçiye vurdurmuştu. tirajikti. oyun büyüktü. önce ecevit, ardından savcı öz... ecevit kontrgerilla meselesini kazıdıkça olaylar arttı. maraş katliamı patlak verdi. hergün yüzlerce genç olaylara karıştı, yaralandı, öldü. peşinden yeniden stokçuluk baş gösterdi. türkiye'nin arası abd ile kötüydü, imf ile anlaşma yapılmıyordu, ecevit bunun üzerine 1975'te bilderberg toplantısına katılmış fakat borç verecek banka bulamamıştı. daha sonra ecevit'e toplantı çıkışında "ne konuşulduğu" sorulmuştu ve ecevit "bu toplantılarda neler konuşulduğunu anlatmam demek başbakanlıktan istifa etmek" diye cevaplamıştı. neticede enflasyon %100'ü aştı. kredi yoktu, abd ambargo uyguluyordu. acıdır, o günlerde abd'nin ambargosunu delerek türkiye'ye sadece bir tek lider yardımda bulundu. o kişi kaddafiydi ve türkiye bu iyiliğin karşılığını 2011'de nato ile kaddafiyi tahtından indirererek ödemişti. ecevit abd'ye kafa tutmanın, imf ile ilişkileri kesmenin, kıbrıstaki vatandaşları korumanın, kontrgerilla'nın üzerine gitmenin cezasını böyle ödüyordu. tüsiad o dönem her gün tam sayfa ilanlar vererek ecevit'i eleştiriyordu. iş adamları kontrgerilla'ya ve amerika'ya kafa tutan adamdan değil, onun düşmanlarından yanaydı. ecevit abd'ye gitti. temaslarda bulunmak istedi. ülkeye döndü ve en sonunda bitirici vuruşu dünya bankası yaptı. dünya bankası tarafından hazırlanan raporda türkiye'nin ekonomisinin bitik halde olduğu, ağır sanayi hamlesini erteleyip tarımla ilgilenmesi gerektiğini, bu hayallerden vazgeçmesini ve sürekli develüasyon yaparak kendi parasının değerini sıfıra indirmesini söylüyordu. dünya bankası raporu adeta türkiyeye "siz büyük ülke olma sevdasını bırakın, buğday yetiştirin" diyordu. dünya bankasının bu raporunu yazan isimse kimdi biliyor musunuz? biliyorsunuz. bu isim kemal dervişti! ve ecevit hükümeti düştü. başbakan demirel oldu. demirel 24 ocak 1980 tarihinde dünya bankasının istediği tüm kararları aldı. kararları hazırlayan yani dünya bankasının dediğini harfiyen yapan kişiyi de tanıyorsunuz aslında, o isim de 1971-73 yılları arasında dünya bankasında danışmanlık yapan turgut özal'dı.
25* haşhaş demişken, türkiye'de haşhaş ekimini yasaklatan kişi nihat erim'dir. nihat erim, 1970'te yaşan muhtıra üzerine demirel'in başbakanlıktan istifa etmesinin ardından askerin başbakan olarak atadığı kişidir. eski chp'lidir. hatıratında bu olaylar yaşanmadan önce amerikan diplomatlarla gittiği bir yemekte içkiyi fazla kaçıran bir amerikan diplomatın şakayla karışık "ilerde başbakan olacaksın" dediğini yazmıştır. nihat erim daha sonra temmuz 1980'de darbeden birkaç ay önce suikast sonucu öldürüldü.
26* belki dikkatinizi çekmiştir, yazının başında dp %52 oyla meclisin %80'ini aldı dedim. bu doğru bir bilgi. çünkü o zamanki seçim sistemine göre bir ilde yüksek oy alan parti vekillerin tamamını alıyordu. kırşehir hariç. menderes kırşehiri bir türlü alamıyordu. en sonunda pes etti ve kırşehirin il statüsünü kal.dırdı. kırşehir menderese oy vermediği için ilçe olmuştu söz gelimi istanbuldaki seçimlerde demokrat parti 1 oy fazla aldıysa vekillerin tamamı demokrat partiden çıkıyordu. bu sistemi getiren kişi ismet inönüdür. ismet inönü ülkede demokratik seçimlerin yapılmasını ve çok partili hayatın tesis edilmesini istiyordu. çünkü bunu yapmazsa marshall yardımlarından faydalanamayacağı, yardımların sadece demokratik ülkelere yapılacağı söylenmişti. ismet paşa bu ülkenin kurucularından, totaliter ve eski bir devlet adamıydı. batı, yani sistem onu kolayca makasa alamazdı. bu yüzden batı inönü yerine daha yeni ve tavizkar bir kişi istiyordu. bu yüzden ülkede seçimlerin yapılması ve çok partili hayatın gelmesi gerekiyordu. 1946 seçimlerinde chp yüksek oranda oy almasına rağmen seçim sistemi çok adaletsizdir. bu nedenle batı bu sistemi kabul etmedi. marshal yardımı küçük çapta yaşandı. inönü seçimlerin ardından sistemi biraz daha gevşetti ve yukarıda bahsettiğim hale getirdi. nasılsa ben kazanırım diye düşündüğü için bu adaletsiz sisteme güveniyordu. beklediği gibi olmadı. seçimi demokrat parti kazandı. ve chp %47 oy almasına ufak bir milletvekili grubu ile kaldı.
27* demokrat parti'nin kurucuları celal bayar ve menderes eski bir chp'lidir. yıllarca chp'de çalıştılar ve inönü'nün "toprak reformu" fikrinin ardından parti içi muhalefete başladılar. inönü büyük toprak ağalarından toprakların alınmasını ve köylülere verilmesini, köylülerin bu toprağı işleyerek hem tarım alanında gelişme sağlanmasını hem de feodal ağalık düzeninin son bulmasını hedefliyordu. bu yüzden toprağı alan köylüler toprağın sahibi olacak fakat toprağını 15-20 yıl gibi bir süre satamayacaktı. böylece köylüler ağaların marabaları olmaktan kurtulacak, feodal düzen sona erecekti. ama büyük toprak ağalarından olan menderes ve celal bayar bu reformu pek sevmemişti. ayrıca bu kişilerin yanında bulunan büyük toprak ağaları bulunuyordu. bu reform girişimi yüzünden menderes ve arkadaşları parti içi muhalefete başladılar. inönü ise çok partili hayata geçerek yardım almayı düşündüğünden menderes ve arkadaşlarına parti kurmalarını önerdi. böylece demokrat parti kuruldu. toprak reformu ise unutuldu gitti. türkiye'de 1980'lere dek ağalık sistemi sürdü. güneydoğuda ise hala sürmekte. ağalık sisteminden kaçan köylü sınıfı büyük şehirlere gelerek gecekondu bölgelerini oluşturdu. günahı menderes ve arkadaşlarının boynunadır.
bugünlük de bu kadar... aslında siyasal islamdan bahsedecektik ama konu nerelere geldi. dallanıp budaklandı. neyse, o da bir dahaki sefere artık.
Kaynak <https://web.archive.org/web/20160723005729/https://eksisozluk.com/entry/45885620
28* menderes döneminde türkiye'nin kucağa düştüğünü söyleyince itiraz edenler olmuş. dedesi ninesi olanlar gidip sorabilir: eskiden okullarda süt tozu verilir, çocuklar süt tozundan yapılan sütleri içerdi. devlet bunları bedava verirdi. çünkü türkiye'de muazzam bir süt tozu bolluğu vardı. süt tozunu amerika üretir, türkiye'ye satardı. türkiye tarım ve hayvancılık ülkesi olmasına ve süt bolluğu bulunmasına rağmen abd'den süt tozu ithal eder ve türkiye'de yerli süt yerine amerikan süt tozunu yaygınlaştırmak için okullarda bedava içirirdi. menderes yerli süt üreticisini değil, ithal amerikan süt tozunu desteklemiştir.
29* bugün 17 aralık fezlekesinde yurt dışından gelen misafirler için ayarlanan kadın haberini duyunca anımsadım. 1959'da endonezya başkanı sukarno türkiye'ye geldi. uçkuruna düşkündü. bizimkiler de misafirperverlik namına kendisine lüks nermin'in kızlarından birini gönderdi. sukarno ülkesine döndükten iki hafta sonra belsoğukluğu kaptığını öğrendi.
30* menderes ekonomi bozuldukça sinirleniyor, gürlüyor ve otoriterleşiyordu. eleştiriler ve muhalefet artınca tahkikat komisyonunu kurdu. birkaç milletvekilinin oluşturduğu bu komisyon dönemin istiklal mahkemesi gibi çalıştı. komisyon savcı ve hakim yetkilerine sahipti. dilediği basın kurumunu kapatıyor, her türlü evrak ve eşyaya el koyabiliyordu.
31* darbenin olduğu 1960'ın kasım ayında oecd isimli ekonomik topluluk kuruldu. israil senelece bu kurula katılmak için canla başla çabaladı. fakat yeni üye alımı için tüm üyelerin onay vermesi gerekiyordu. türkiye ise onay vermiyordu. daha sonra israil oecd'ye girdi. onay veren başbakan recep tayyip erdoğan'dı. 2010 yılında, 2009'daki one minute olayından sadece 1 sene sonra tayyip erdoğan kavgalı olduğu israil'i oecd'ye memnuniyetle kabul etti.
32* 1935'te rahip roncalli vatikan tarafından istanbul'a gönderildi. istanbulda yerel katolik liderlik görevini üstlenen roncalli türkçe öğrendi. halkla yakın ilişkiler kurdu. atatürk'ün sevdiği mahmut'la yakın dost oldu. aradan yıllar geçti. 1961'de menderes ve arkadaşları idam edildi. celal bayar'ın idam cezası birden iptal edildi ve müebbete çevrildi. 63'te serbest kaldı. bir güç celal bayar'ı içerden çıkarıyordu. dönemin papası 23. jonh bu habere çok seviniyordu.. çünkü ikisi yakın dosttu. evet, roncalli 23. jonh ismiyle papa olmuştu. mahmut ise, mahmud celaleddin bayar'dan başkası değildi.
33* rumlar kıbrısta türkleri katletmeye başlayınca 1964 yılında başbakan inönü müdahale için harekete geçti. fakat türkiye'nin sadık müttefiki(!) amerikanın başkanı johnson inönü'ye zehir zemberek bir mektup yolladı. "müdahale olursa ittifakımız bozulur, natodan atılırsınız" dedi. ve "müdahale sırasında amerikan yardımı silah ve donanımları geri alırız" diye ekledi. türk ordusundaki silahların çoğu amerikan yardımıydı. üstelik bu yardımlar inönü'nün 1945 senesinde imzaladığı gizli anlaşma ile alınmıştı. o anlaşmanın ilk maddesinde "başkan gerekli gördüğü hallerde yardım olarak verilen şeylerin tümünü geri isteme hakkına sahiptir" yazıyordu. inönü seneler önce imzaladığı anlaşma nedeniyle kıbrıs türklerine yardım yapamayacak hale düşmüştü. inönü amerika'ya gitti. "yeni bir dünya kurulur ve türkiye de yerini alır" diye karşılık verdi. ama cezası kesilmişti. bu sözler onun sonu oldu. döndüğünde artık başbakan değildi. hükümet düşmüştü.
34* nasıl mı? o dönemlerde demokrat partinin devamı olarak kurulan adalet partisinin genel başkanı ragıp gümüşpala ölmüş ve kimsenin tanımadığı bilmediği genç biri başa geçmişti. herkes şaşkındı. bu isim demireldi.
35* bu sırada dünyada değişik hadiseler cereyan ediyordu. amerikan başkanı kennedy ve sovyet lideri kruşçev soğuk savaş bitirecek adımlar atmaya başlamıştı. ayrıca kennedy israil'in nükleer programında destek vermiyordu. sonra kennedy 1963'te gündüz vakti suikaste uğradı ve öldürüldü. ardından 1964'te kruşçev bir kremlin darbesi ile liderlikten düşürüldü. peşinden 1965'te vietnam savaşı yeniden patlak verdi. soğuk savaş en az 20 yıl daha uzayacaktı. birileri soğuk savaş için can alıyor, savaş başlatıyordu.
36* adalet partisi'nin genel başkan seçimine celal bayarın desteklediği tanınmayan demirel ve saadettin bilgiç giriyordu. bilgiç bir arkadaşından aldığı belgeyle demirel'in mason olduğunu kanıtlıyor, bu durum demirel'in oylarını dibe çekiyordu. ardından demirel mason olmadığına dair belge alarak iddiayı çürütmeye çalıştı. demirel mason olmadığına dair belgeyi mason locası başkanı necdet egeran'dan almıştı fakat bu durum locayı ikiye bölmüştü. locada bulunan bir çok üye sahte belge verildiğini ve demirel'in mason olduğunu, sahte belge verilmesinin yanlış olduğunu söyledi. tartışmalar büyüdü. sonucunda demirel'e mason olmasına rağmen siyasi nedenlerden ötürü mason değildir belgesi verildiği için bu duruma tepki gösterenler locayı bölerek türkiye büyük mason mahfili'ni kurdu. demirel'in siyasi kariyeri için mason locası ikiye bölünmüştü.
37* demirel'e mason değildir belgesi veren üstat necdet egeran ne hikmetse(!) masonluktan ömür boyu ihraç edilmişti. tartışmalar esnasında ileri gelen masonlardan hazım kuyucak olayları engellemeye çalışınca kuzey amerika masonları büyük üstatları tarafından uyarıldı. uyaran rahip thomas s roydu. ayrıca bir çok ilerigelen mason sorunu çözmek için olaya müdahil olmuştu. demirel her ne hikmetse masonlar için çok önemliydi. birileri onun sicilini temiz tutmaz için var gücüyle çalışıyordu.
38* mason locası demişken, atatürk mason localarını 1935'te kökü dışarıda olan zararlı kuruluş olması nedeniyle kapatmıştı. fakat localar 1948'de yeniden açılmıştır. atatürk'ün kapattığı mason localarını yeniden açan isim ise ismet inönüdür. bu tarihler ismet inönü'nün batı yardımlarını alabilmek için ülkeyi çok partili hayata sokmaya çalıştığı yıllara denk gelir.
39* daha sonra celal bayar 1969 yılında siyasi yasağının kalkması için girişimde bulununca demokrat partinin devamı olan adalet partisinin genel başkanı süleyman demirel koltuğu celal bayar'a kaptırırım korkusu ile bu girişimi önlemeye çalıştı. demirel kendisini bugünlere getiren bayar'ın siyasi yasaklarının devam etmesi için elinden geleni yaptı. ama başaramadı.
40* bu durumun aynısını turgut özal yaşadı. kendisi önce siyasi yasaklı olan ecevit, erbakan ve demirel'in siyasi yasaklarının kalkması için referandum kararı aldı. ardından referandumda "hayır" oyu kullanılması için propoganda yürüttü. özal için demokrasi şehidi derler, fakat kendisi demokrat falan değildi. 2 yıl darbe hükümetiyle çalıştı. ardından 1987 referandumunda siyasilerin yasaklı olmasını isteyecek kadar anti-demokratik bir tutum takındı. en son 1989 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde askerin de desteğini alabilmek için "kenan evren'i tanırım, milliyetçi biridir. yaptığı müdaheleyi de memleketi için yapmıştır. kötü niyet taşıdığını düşünmüyorum" diyebilecek kadar küçülmüştür.
41* türkiye'de şiddet olayları tırmanıyordu. 1972 yılında mahir çayan ve arkadaşları kızıldere baskınında öldürüldü. çayan'ın ekibinden biri samanlığa saklanıp yaşamını kurtardı. bu isim daha sonra siyasi kariyer yapacak ve 2011 yılında milletvekili seçilecekti. bu isim ertuğrul kürkçü'ydü.
42* 1973 yılında mısır israil'e saldırınca amerika israil tarafına geçerek mısır ordusunu dağıttı. amerika'nın bu tutumu nedeniye petrol ihraç eden ülkeler (opec) ani bir kararla emperyalistlere petrol ambargosu koydu. petrol üretimi indirildi ve fiyatı artırıldı. opec'in büyük bölümü araptı. araplar öylesine büyük bir dayanışma göstermişti ki, o dönem amerika'nın en has müttefiki iran lideri rıza pehlevi bile petrol ambargosuna destek vermişti. bu olay batı'yı petrol zengini arap ülkelerini "kontrol altında" tutabilmek için çözüm arayışlarına sürükledi. siyasal islam fikrinin doğumu gerçekleşiyordu. petrol sıkıntısı baş gösterince tüm dünya krize sürüklendi. dışa bağımlı türk ekonomisi zarar gördü. abd ile papaz olan ecevit kredi bulabilmek için 1975'te bilderberg toplantısını izmir'e davet etti. bilderberg hollanda'da bir otelin adıdır. ilk toplantı 1954 yılında 33. dereceden mason olan retinger isimli politika uzmanı tarafından bilderberg otelinde yapıldığı için adı böyle kalmıştı. retinger'in düzenlediği bu toplantıya avrupadan devlet adamları, dev şirket sahiplerini ve medyanın önemli isimlerini davet etmişti. ve kural gereği konuşulanlar asla dışarıya aktarılmıyordu. kuralı kimse bozmuyordu.
43* 1975 yılında ecevit başbakan olarak toplantıya katılmış fakat aradığı kredileri bulamamıştır. o dönem bu toplantıya adı duyulmamış ingiliz bir kadın daha katılmıştır. bu kadın daha sonra ingiltere başbakanı olacak ve üç kez üst üste seçilecek margareth thatcher'dan başkası değildir. adı sanı duyulmamış thatcher ingiltere'de başbakan olurken abd'de ise bir holywood oyuncusu olan ronald reagan başkan olmuş ve bu iki garip başkan göreve gelir gelmez "globalleşmeden" "küreselleşmeden" ve "devleti küçültmeden" bahsetmeye başladı. dünya bu yeni "globalleşme, küreselleşme ve devleti küçültme" kavramlarının anlamını çözmeye çabalarken bir başka ülkenin başbakanı da bu kelimeleri ısrarla tekrarlamaya başlamıştı. o kişi turgut özal'dan başkası değildi.
44* bilderberg toplantıları her sene yapılmaya devam ediyor ve konuşulanlar sır gibi saklanıyordu. toplantılara bazı her yıl bazı türkler de katılıyordu. 1957 yılında menderes (davet aldı ama katılamadı) 1975'te şimdiki barolar birliği başkanı metin feyzioğlu'nun dedesi turan feyzioğlu katılırken 1982'de inönü'nün damadı metin toker 1990'da mesut yılmaz ve erdal inönü 1994'te rahmi koç 2002'de kemal derviş 2003'te ali babacan 2004'te ali babacan, mustafa koç, kemal derviş 2005'te ali babacan 2006'da daha sonra bakan olacak olan egemen bağış, mustafa koç, yeni şafak gazetesinden fehmi koru, 2007'de ali babacan, mustafa koç, birand, doğan, boyner, cengiz çandar, hikmet çetin, 2008'de ali babacan, mustafa koç ve 2-3 sene içerisinde servetini ikiye üçe katlayacak ferih şahenk, 2009'da ali babacan, mustafa koç, sabancı 2010'da ali babacan, mustafa koç katıldı. ali babacan ve mustafa koç 2014 toplantılarına dek katıldıysa da 2014 toplantılarına ali babacan çağrılmadı. 1996 yılında yapılan toplantılarda türkiye ile ilgili önemli kararların alındığı belirtilmiş, ve bu toplantıdan sonra bir yıl içerisinde refah-yol hükümeti post-modern darbe ile düşürülmüştür. ingilizce bilenler şu yabancı kaynaktan konuyla ilgili ayrıntılı bilgi edinebilirler.
bu toplantılarda neler konuşulduğu halen sır niteliğini korur ve hala bu toplantılara dünyanın en seçkin devlet, iş, medya adamları gelmeyi sürdürür. akp döneminde ise 2007 yılında bu toplantı türkiye'de yapılmıştır. akp'den fullbright bursuyla okumuş ali babacan ise devamlı bu toplantılara katılmıştır.
Kaynak <https://web.archive.org/web/20160723005704/https://eksisozluk.com/entry/45965223
submitted by AllahyokDindogru to KGBTR [link] [comments]


2020.07.24 22:08 Crusty_Blob Iran devrimine çizilen paraleller

Aramızdaki 3-5 çomar hariç (onların annelerine selam ve sevgilerimi yolluyorum) çoğumuz ülkenin gidişatı konusunda endişeli ve karamsar hissediyoruz. Ülkenin gündemine yön veren kesim kahvehaneden, sanayiden, kebapçıdan toplatılıp milletvekili ve bakan yapılmış adamlar. Ülkenin yönetici kadrosunun profesyonel ve akademik vasfı, müreffeh bir Avrupa ülkesindeki ortalama bir çöpçü/hademe ile eşdeğer. Normal koşullar altında sokaklarda köpek boku süpürmesi gereken adamlar milyonlarca gencimizin geleceğini şekillendiriyor.
Başta ulu önder Atatürk olmak üzere cumhuriyetimizin kurumlarına ve değerlerine yapılan saldırıları doğrudan ve dolaylı olarak destekleyen, son kullanma tarihi geçmiş ideolojisini gündemde tutmak için ulusal değerlerimizi eritmeye çalışan, kendilerinden tiksinmeden aynaya nasıl bakabildiklerini merak ettiğim bir yargı ve iktidar mevcut.
Hal böyle olunca içinde bulunduğumuz durumu, seküler Şah rejimini yıkıp yerine otoriter teokrat bir terör rejimi kurmuş olan İran İslam devrimine kıyaslamamak elde değil.
Ancak İran'ın sosyokültürel yapısı ve tarihi ile ilgilenmeyen arkadaşların gözden kaçırabileceği birkaç unsur, bu kıyaslamanın tam doğru olmasını engelliyor. Bunları ele almadan önce isterseniz hepimize aşikâr olan benzerliklerden söz edelim:
Şimdi, devrim zamanı İran ile günümüz Türkiye'si arasındaki önemli farkları ele alalım:
Ülkemizin durumunu kıyaslamak isterseniz Macaristan, Polonya ve Rusya'ya bakmanızı tavsiye ederim.
submitted by Crusty_Blob to Turkey [link] [comments]


2020.06.28 18:26 mertcandanzz Z Kuşağı

Türkiye'nin parlak geleceği için, Z kuşağının saygısız, allahsız kitapsız, gamsız, azıcık da orospu çocuğu olması çok önemli. 800 yıldır saygı yarak kürek diye diye geldiğimiz hal ortada..
Z kuşağı: * Cemaatçi değil * Kuran yırtan kız gibi saçma şeylere inanmıyor * Şehirde yaşayanı dinsiz * Sana ne isteyen istediğini yapsın kafası * Vatan millet Sakaryacı değil * Imkân verseler TR'den gider geri gelmez * Azıcık halk, devlet ve hükümet düşmanı
Kısacası, sorguluyor.
submitted by mertcandanzz to KGBTR [link] [comments]


2020.05.07 14:46 thenightswhosaynii Son sahte "Atatürkçü" General

"İlker Başbuğ" Atatürk ilkelerine bağlı olduğu düşünülen bu zat-ı bî-çare, devletin kozmik odasına girilmesine izin vermiş ve son birkaç yıldır mağdur, mağrur maskesi adı altında halk tv ve benzer chp ile yakın kanallara çıkıp Atatürk ilkelerinden, ordu namusundan bahsediyor.O günlerde yazılmışları tekrar okurken bu adamın Atatürk'ün arkasına saklanmış bir sahtekar olduğunu görmek zor değil. Türk Ordusunun Generaliğinin belki de bir daha asla Atatürk ilkelerine bağlı olmayacağı; fettulahçılarla, Cumhuriyet düşmanı mahlukatlarla ve arap töreleriyle (gelenekleri, dini) ordunun kirlendiği bu son otuz yılın mimarlarından birisidir de ayrıca. Atatürkçü olsaydın ölürdün, devletin namusuna dokunulmasına izin vermezdin. Deyim olarak değil gerçek manada canını veriridin. Atatürkçü olmak, Atatürk'ün evladı olmak o kadar kolay değilmiş demek ki.
80'lerde ülkenin damarlarına gireceğiz diyen fettulahçıların, "Atatürkçüyüm" diyenlerle aynı masada rakı içmeye bile göz aldıkları bu vücuda nüfuz etme harekatıyla; kim kimci ayırt edilemeyecek düzeye gelmişken, Yaşar Büyükanıtlar, Hilmi Özkökler gelip gitmiş ve varsayıyorum ki bu generallerin hepsi fettulahçılara bilerek veya bilmeyerek yardım etmiş (Bana göre alayı yargılanmalıydı), en sonunda da Bülent Arınç'ın Amerikaya kozmik odayı sızdırmasıyla (Hakan Fidan ismi size burada bir şeyler çağrıştıracaktır) Türkiye Cumhuriyeti'nin namusunu sikip atmışlardır. Tayyip Erdoğan satın aldığı hakimler ve savcılarlarla gelip "Atatürkçü" olarak düşünülen bu zat-ı, 5 Ağustos 2013 te "Bir terör örgütü kurma ve yönetme" ve "Türk hükümetini yok etmeye ya da işleyişini kısmen ya da tamamen önlemeye çalışmak" suçlamalarıyla hapis cezasına çarptırarak, "Bakın Atatürk ilkelerine bağlı bu Generalinizi böyle mahkeme salonlarında süründürürüm" ü göstermiştir. Yemek yerken haberde kendisini gördüm ve bunları yazmak istedim. Kısaca Atatürkçüyüm diyip bizi bu duruma sokan güç sahiplerinin alayının amına koyayım. Alayınız delikanlı değilmiş. Bu ülke tayyipçiler, fettulahçılar kadar sizin de eseriniz.
submitted by thenightswhosaynii to KGBTR [link] [comments]


2020.04.08 02:05 karanotlar Osmanlı’ya anayasa yazan Yunan, Rigas...

Osmanlı’ya anayasa yazan Yunan, Rigas...
Murat Sevinç
Rigas Fransız Anayasası’nı Osmanlı koşullarına uyarlamış gibi. Millas’a göre, Rigas, anayasa metninin dili ve kavramsallaştırma konusunda son derece başarılı. Ayrıca, gerektiğinde alışılmış hukuk dilinin dışına çıkarak ‘açıklayıcı’ paragraflar yazmaktan geri durmamış Rigas.
Osmanlı-Türk anayasa gelişmeleri, 19’uncu yüzyıl ile başlatılır ve II. Mahmut’un âyanlar ile imzalamak zorunda kaldığı 1808 tarihli Sened-i İttifak, ilk ‘anayasal belge’ kabul edilir. İlk anayasa ise 1876 tarihli Kanun-u Esasi’dir. Buna mukabil, biraz daha geriye gidersek, trenin kaçtığını ve ‘yenilenmenin’ bir zorunluluk olduğunu, askeri alanda Nizam-ı Cedit’i (Yeni Düzen) oluşturma ve yönetim alanında ise Meşveret (Danışma) yöntemini başlatma işlerine girişen III. Selim tarafından açıklıkla fark edildiğini görürüz. III. Selim tahta, Fransa’da devrim yılında oturmuştu. Fransız Devrimi, bütün kıta üzerinde etki yapmıştır. İlkeleriyle, halk egemenliği ideolojisiyle ve sonrasında Napoléon ordularının zaferleriyle… Uluslaşma sürecinin fitilini ateşleyerek…
Çok uluslu bir imparatorluk olan Osmanlı’nın da bu gelişmelerden etkilenmemesi mümkün değildi ve 1821-1829 Yunan isyanından başlayarak bütün bir yüzyıl, imparatorluğun hızla toprak kaybetmesine sahne oldu. Kuşkusuz imparatorluğu sömürgeleştirmeyi kafalarına koymuş yabancı devletlerin büyük desteği ve katkısıyla.
İşte 1821’den başlayarak bağımsızlık mücadelesini veren Yunan bağımsızlıkçıları ve bugün Yunan milliyetçileri açısından sembol olmuş bir devrimci, kendi tercih ettiği isimle, Velestinli Rigas’tır (ölümünden sonra Yunan aydınlar tarafından, ‘daha Yunan’ olan bir isim, ‘Feraios’ olarak adlandırılmış ve günümüzde Rigas Fereos olarak biliniyor). Fransız Devrimi’nin etkisinde kalıp kapsayıcı bir anayasa yazma ve devrim başlatmaya niyetlenen cesur biri. Herkül Millas’ın sözcükleriyle, ‘erken’ değil, ‘ilk’ öten horozdu Rigas.

Velestinli Rigas
Bugün size, bu ayrıksı Osmanlı uyruğundan, onu anlatan bir makaleden söz edeceğim. Kapsamlı makalenin yazarı Herkül Millas. Bilindiği gibi, Ankara’da doğan, eğitimini Türkiye’de gören, TİP üyesi, Yunan ulusu ve tarihi hakkında önemli çalışmaları olan ve halihazırda Atina’da yaşayan önemli bir araştırmacı, akademisyen ve entelektüel, Herkül Millas. Tarih Vakfı Yurt Yayınları’ndan, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e başlığıyla yayımlanan bir ‘sempozyum’ kitabının içinde yer alan makalesinin başlığı, Velestinli Rigas’ın Anayasası.
Türkiye’de anayasa tarihiyle ilgilenmeye başlayan genç akademisyenler, fazlaca kaynakta yer almayan Velestinli Rigas ile henüz karşılaşmamış olabilir. Oysa, Osmanlı uyruğu olup Fransız Devrimi sonrasında bir ‘anayasa’ yazan devrimciden haberdar olmalarında büyük yarar var. Burada, kısaca Velestinli Rigas’tan ve makalenin özellikle anayasa ile ilgili kısımlarından söz etmek istiyorum.
Herkül Millas’a göre Velestinli Rigas, Yunanistan’da adı hâlâ anılan, şiirleri okunup adına dergiler yayınlanan bir devrimci. Osmanlı-Türk tarihçiliği açısından ise pek bilinmeyen bir rolü var: “Rigas, Osmanlı İmparatorluğu içinde demokratik bir devrim gerçekleştirmek için çalışanların, herhalde ilkidir… Rigas, Osmanlı Devleti’nde cumhuriyet ve halk idaresi (demokrasi) istediği için devlet tarafından öldürülen ilk kurban da sayılabilir.”
1757 yılında Teselya’nın Velestino köyünde dünyaya gelen Rigas, Osmanlı’yı, ‘Dünyanın en güzel devleti’ olarak niteler ve hayalini kurduğu ülkenin önündeki engelin ‘tiran’ yani ‘sultan’ olduğu düşüncesindedir. Hayal ettiği ise, dil ve din farkı gözetmeden ‘bütün ulusların’ bir arada yaşayabileceği, hiçbir ulusun diğerleri üzerinde egemen olamayacağı bir düzendir. Bunun yolu, tiranın bir halk ayaklanması ile devrilmesidir. Epeyce hareketli ve çok dil öğrendiği (Yunanca, Fransızca, Türkçe, Arapça, İtalyanca, Almanca) bir gençlik sürer Rigas. Haziran 1790’da, o esnada çok sayıda Helen’in yaşadığı (kuşkusuz Devrim’den etkilendiği) Viyana’ya gider ve kısa süre kaldığı şehirde, o yılların devrimciliğinden esinlenmiş iki kitap yazar. Yayınlamayacağı ikinci kitaptaki bir cümlesi, sonrasında popüler olur: “Özgür düşünen, iyi düşünür.” Viyana’daki ortam Rigas’ın düşüncelerini geliştirmesi için uygun koşulları sağlar. Bu esnada, Helen dünyasının yüzünü ‘Tiran düşmanı’ Fransızlara çevirmesinde, Avusturya ve Rusya’nın Osmanlı ile barış anlaşmaları (Ziştovi ve Yaş) imzalamasının da etkisi olur. Rigas 1797’de ikinci kez Viyana’ya gittiğinde ise artık ‘kuşku duyulan’ liberallerden biridir; çünkü Fransa ile savaşan Avusturya’da siyasi iklim değişmiştir. Bu tarihlerde Rigas, arka arkaya yayın yapmaktadır ve ‘haritaları’ da bunlardandır. En bilineni, üçüncüsü, ‘Hellas’ın Haritası’dır.
1790 sonlarından itibaren Rigas, etkisinde olduğu Fransız Devrimi’nin ilkelerini içeren siyasal eylemliliğini ortaya koyar. Napoléon savaşları sayesinde Fransız ideolojisi yurt içini çok aşan etkiler yapar ve ‘dünya halklarını özgürleştiren bir ideoloji’ olarak algılanmaya başlanırken, Osmanlı egemenliğindeki Helenler’in bir kısmı da söz konusu heyecanı paylaşıyordu. Millas’a göre, Rigas’ın siyasal amaçları bağlamında hangi yollara başvurduğu çok açık değil. Napoléon’a bir mektup yazarak iletişim kurduğu ve Helen’ler adına yardım talep ettiği de biliniyor.
Anayasa metnine geçmeden önce, Rigas’ın, devrimci manifesto olarak benimsenecek meşhur bir ‘şiiri’ olduğunu da hatırlatmalı. Herkül Millas’a göre, “İdeolojik içerik açısından incelendiğinde, şiirin, etnik değil, sınıfsal ağırlıklı bir anlayış ile kaleme alındığı anlaşılmaktadır. Temel anlayış, ‘Tiranlığın’ yıkılması gerekliliğidir. Bunun sağlanması için, herkes, din ya da etnik özellikleri bir engel oluşturmadan bir araya gelip devrim için çalışmalıdır.” Amacı, devrim yolunda ‘herkesi’ bir araya getirmektir ve Rigas’a göre başarının yolu ‘reaya’ (köylü) ile birleşmekten geçiyor.
Fransız Devrimi’nin kavramlarıyla (vatan, özgürlük, tiranlık, vatanseverlik, yasa, adalet, kardeşlik…) bezenmiş, şiirden:
“Ne güne dek arkadaşlar, darda yaşayacağız,/ aslanlar misali, yalnız, bayırlarda dağlarda…/ Bir saatlik özgür yaşam yeğdir bize/ Kırk yıllık köleliğe, hapise. … /Köleysen eğer, neye yarar yaşaman?/ Düşün, ateştesin her an./ İster vezir ol, efendi ya da tercüman/ Hep boşa harcar seni tiran./ Yiğit kapetasyonlar, papazlar, siville Ve ağalar, öldü hepsi haksız kılıç altında/ Öylesine çoktur bunlar, Türkler ve Rumla Yitirdiler yaşamla servetlerini, nedensiz.”
Gelelim Anayasa’ya…

Herkül Millas
Herkül Millas’ın tanımıyla: “Rigas, Ekim 1797’de bir ayaklanmayı ve Fransa’daki rejime benzer bir gelişmeyi hedefleyen eylemlerini, her zaman gizliliğe dikkat ederek hızlandırır; ‘İnsan Hakları Bildirgesi’ni ve ‘Anayasa İlkeleri’ni hazırlar ve bastırır. Bu iki metin bir arada, ‘Rigas’ın Anayasası’ olarak bilinir.”
1793 Fransız Anayasası’nı ‘izleyen’ Anayasa, üç bin nüsha bastırılmış. İlk bölüm 35, ikinci bölüm 124 madde. Rigas Fransız Anayasası’nı Osmanlı koşullarına uyarlamış gibi. Millas’a göre, Rigas, anayasa metninin dili ve kavramsallaştırma konusunda son derece başarılı. Ayrıca, gerektiğinde alışılmış hukuk dilinin dışına çıkarak ‘açıklayıcı’ paragraflar yazmaktan geri durmamış Rigas.
Anayasa’nın Giriş’inde ‘Helen’ demokrasisinden söz edilir, ancak burada bir etnisiteyi değil, Eski Yunan demokrasi biçimini belirtir. Zira tüm metne hakim olan, bir kimliğin egemenliğinden çok, tümünün birlikteliği. Ezcümle, “Arnavutça konuşan Müslüman da Helen’dir.” Bir süre sonra Yunan milliyetçiliğinin unsurları görülecek olsa da, Rigas’ta yurttaşlık için önemli olanın ırk, dil, din değil; yasalara duyulan sadakat olduğu söylenebilir. Devletin resmi dili ‘Helence’ olacaktır. Gerekçesi, Helence’nin en basit ve tüm ulusların en kolay öğreneceği dil oluşudur. Kuşkusuz her ne kadar bağımsız bir ulus devlet amacı olmasa da, Rigas’ın Yunan ‘kültürünün’ egemenliği düşlediği de gerçek. Niyeti, Osmanlı’yı yıkmak değil, Fransa’daki gibi demokratik yapıya sahip olmasını sağlamaktı. Düşman olan ‘uluslar’ değil, tirandı.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Problemler, Araştırmalar, Tartışmalar, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1998, 421 syf.
İnsan hakları kısmı, yine Fransız Devrimi etkisinde. Temel yurttaş hakları (mülkiyet, kanuni hakim, müsadere yasağı…), kişi güvenliği tanınıyor. Hatta ‘sosyal hak’ olarak kabul edilebilecek ilkeler mevcut: Çalışanlara yardım sağlanması, herkese okuma yazma öğretilmesi, yoksulların vergi vermemesi vs. Anayasa’nın 35’inci maddesi direnme hakkını da tanıyor: “İdare, halkın ya da halkın bir kesiminin şikâyetlerini dinlemediği ve halletmediği durumda halkın ayaklanması en kutsal haktır.”
Seçimlere yalnızca mülk sahipleri değil halkın tümü katılır ve seçilenler ülkenin temsilcisidir. Yasa karşısında herkes eşittir, vergi ise zenginlikle orantılı şekilde alınır. Yönetim ilkeleri ardından, anayasa önerisi şu ifadelerle sona eriyor: “Anayasa Helenlere, Türklere, Ermenilere, Yahudilere ve başka bütün uluslara… eşitliği, özgürlüğü ve mal güvenliğini, din özgürlüğünü, sonsuz basın özgürlüğünü… toplantı özgürlüğünü ve insan haklarını garanti eder.”
Herkül Millas’ın, Rigas’ın metni hakkındaki genel değerlendirmesi şöyle: “Düşünürün istedikleri, ortaya çıkmasını düşlediği yeni durumlar, çevresinde var olmayan durumlardı. Anayasa’nın hedefleri, Osmanlı toplumunun o yıllarda sunamadığı ortamdır. Gelişmekte olan dinamik kentli bir cemaatin içinde hareket eden Rigas’ın isteklerinin Batı Avrupa burjuvazisinin istekleri doğrultusunda olmaları, Osmanlı toplumunun çelişen iki gücünü de sergiliyor olabilir: Bir yanda, hukuk alanında hareket serbestliği ve mal güvencesi arayan yeni bir sınıfın yeni gereksinimleri, öte yanda eski düzenin devamında kendi çıkarlarının devamlılığını gören tutucu güçler. Her metin gibi Rigas’ın yazdıkları da, dönemin gereksinimlerini ve tanıklığını yansıtır.”
Herkül Millas, makalesinin devamında; Yunan resmi tarihinin, klasik ve modern tarihçilerin ve Türk araştırmacıların (pek az) Rigas’a nasıl yaklaştıklarına değindikten sonra, büyük ölçüde Taner Timur’dan alıntılarla, Osmanlı ve kendi dönemi/koşulları bağlamında Rigas hakkında derli toplu bir genel değerlendirme yapıyor. Okumanızı öneririm…
Devrimci Rigas, yayınlarına da el koyan Viyana polisi tarafından tutuklanır. İntihar etmeyi dener, başaramaz. Burada anlatılması gereksiz gelişmelerin ardından, aralarında Rigas’ın da bulunduğu sekiz ‘suçlu,’ 10 Mayıs 1798’de Belgrad’da Osmanlı idaresine teslim edilir. Rivayet odur ki, kırk gün işkence edilir, İstanbul’dan gelen ferman uyarınca kementle boğularak öldürülerek Tuna’ya atılmışlardır.
Herkül Millas’ın teşhisini, yineleyelim: Velestinli Rigas, erken öten değil, ilk öten horozdu…

https://www.gazeteduvar.com.tyazarla2018/08/09/osmanliya-anayasa-yazan-yunan-rigas/?fbclid=IwAR2njOjXEp9-UlLwxJTvzunAjVytsxxxVi9vYjxGkqX_WV4Mmd7lRdt4jms
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.02.23 10:03 sum-poopins Derin Devletin Tarihi

Çoğunuz bunu bilmiyordur ama derin devlet teriminin ortaya çıkışı ilk olarak Türkiye'de, Susurluk Skandalı'yla olmuştur. Daha sonra Türkçeden diğer dillere geçmiştir. Bu açıdan tarihi bir önemimiz var. Peki Türkiye Cumhuriyeti'nde derin devlet dediğimiz şey tam olarak nasıl gelişmiştir? İşte bu sorunun cevabının bir özetini çıkardım. Çok kapsamlı ve detaylı bir konu olduğu için sadece önemli gördüğüm olaylar ve dönüm noktaları var. Gözümden kaçan şeyler olduysa affola.
---
- ABD, 2. Dünya Savaşı sonrasında, Truman Doktrini kapsamında kimi ülkelerde anti-komünist güçler oluşturuyor.
- Bu program dahilinde, Alparslan Türkeş'in aralarında bulunduğu 16 Türk askeri 1948'de ABD'ye eğitim için yollanıyor.​ Orada özel harp eğitimi alıyorlar ve kimi iddialara göre CIA onları kendi bünyesine katıyor.
- NATO ve Western Union tarafından oluşturulan Gladyo Operasyonu kapsamında, Türkiye'de 27 Eylül 1952'de Seferberlik Taktik Kurulu (STK) kuruluyor. Bu organizasyonun amacı "kontr-gerilla" faaliyetleri gerçekleştirmek. Bir başka deyişle, SSCB'ye karşı direniş oluşturmak. STK'nın çekirdeğini bu 16 asker oluşturuyor.
STK'nın yapısı hücresel bir şekilde kurulmuş. Her hücre, yani her birim, emir geldiğinde kendi başına hareket edebiliyor. Eğitim verilenlerin bir kısmı ordunun içinde, bir kısmı sivil hayatta devam ediyor.
"Bana bunu​ Genelkurmay İstihbaratında çalışmış olan Amiral Sezai Orkunt söyledi. Abdi, bazı sivillere Kontrgerilla eğitimi verildiğini öğrenmiş ve Ankara'ya gidip bunu CIA Ankara İstasyon şefi ile konuşmuş," diyor, Çetin Altan.
Kontrgerilla eğitimi alanlara, silah, ödenek veya doğrudan bir görev verilmiyor. Bir emir gelene kadar normal hayatlarını sürdürüyorlar fakat emir geldiğinde bu uyuyan hücreler harekete geçiyor.
Bu kuvvetler doğuda yoğunlaşmış durumda çünkü istilanın o taraftan gelmesi bekleniyor.
- 1950'de Komünizmle Mücadele Derneği'nin ilki kuruluyor​ (1950’de Zonguldak’ta, 1956’da İstanbul’da ve 1963’te İzmir’de kurulmuşlardır. Aynı zamanda 1962-1963 sırasında Erzurum'da da bir dernek kurulmuştur ve Fetullah Gülen kurucuları arasındadır​).
Bu dernekler, aşırı milliyetçi hareketin merkezini oluşturuyordu ve 'komando kamplarının' kurulmasına önderlik ettiler​. 1960'ların sonuna kadar, cinayetlere, provakasyonlara ve katliamlara karışmış pek çok kişi bu kamplarda yetiştirildi.
- 1955'teki ünlü 6-7 Eylül olaylarını, yani İstanbul'da azınlıkların kitlesel bir şekilde saldırıya uğramasını ve yağmalanmasını, STK planlıyor ve gerçekleştiriyor.
Genelkurmay İstihbarat başkanlığı ve Milli Güvenlik Kurulu'nda üst düzey görevlerde bulunmuş Sabri Yirmibeşoğlu, bunu "muhteşem bir örgütlenme"​ olarak anıyor.
- 1965'te STK kapanıyor ve onun yerini Özel Harp Dairesi (ÖHD) alıyor. ÖHD'nin çekirdeğini, Türkeş'in de aralarında bulunduğu, ABD'de özel eğitim almış 16 asker oluşturuyor.
Özel Harp Dairesi'nin merkezi, Amerikan Askeri Yardım Heyeti'yle aynı binada bulunuyor.
- 1966'da Türkeş tarafından Ülkü Ocakları kuruluyor.
- 1969'da Türkeş, Milliyetçi Hareket Partisi'ni kuruyor.
MHP ve onun uzantısı Ülkü Ocakları'ndan çıkan kişiler, pek çok derin devlet operasyonuna katılıyor.
- 1971 darbesinde gazeteci Uğur Mumcu tutuklanıyor ve işkenceye uğruyor. Mumcu, işkencecilerinin "Biz kontrgerillayız. Bu devletin cumhurbaşkanı bile bize dokunamaz," dediğini yazmıştır.
- 1971 darbesinde işkenceye uğrayan Murat Belge, daha sonra ÖHD'nin devamı olan JİTEM'i kuracak olan Veli Küçük'ün kendisine işkence ettiğini söylemiştir.
- 1974'te, dönemin başbakanı olan Bülent Ecevit, kontrgerillaların varlığını Türkiye'ye duyuruyor. Bu olay şöyle gerçekleşiyor.
Dönemin Orgenerali Kemal Yamak' göre "ABD [ÖHD'ye] her yıl 1 milyon dolar gönderiyormuş. Anlaşmazlık çıkınca ihtiyacın örtülü ödenekten karşılanmasına karar verilmiş. 1974'te Ecevit'e brifing vermek zorunda kalmışlar." 'O güne kadar bu daireden Başbakan'ın bile haberi yoktu' diyor Yamak... Yani ÖHD, tam 22 yıl sivil otoriteden gizli tutulmuş."
- Ecevit, bu yapılanmanın soruşturulması için ısrarlarda bulunuyor ve bunun sonucu olarak 1977'de İzmir'deki hava alanında suikast girişimine uğruyor. Bu olaylarla ilgili şunları söylüyor.
"Ben, böyle bir örgütün varlığını ilk açıklamış bir politikacıyım ve bunun bedeli olarak da, ben ve eşim birkaç suikast girişimiyle karşılaşmıştık; ama, onları göze aldık, almak gerekiyordu. Bugün, bu soruna daha rahatlıkla çözüm getirilebilir; yeter ki, siyasî iradeyi elimizde bulunduralım ve o iradeyi gösterelim."
Gazeteci Faruk Mercan bu olaylarla ilgili şunları söylüyor.
"Ecevit'in sözünü ettiği suikast girişimi 1977 seçimleri öncesinde İzmir'de havaalanında meydana geldi. Ecevit, Çiğli Havaalanı'nda uçaktan inince, İzmir Emniyeti'nde görevli bir polis memurunun silahından çıkan kurşun yanındaki Ahmet İsvan'ın dizine isabet etti. Polis memuru kaza sonucunda yaralamaya sebebiyet suçundan üç ay hapis yattıktan sonra görevine iade edildi, ama iddialara göre mermi bir suikast mermisiydi ve silah Özel Harp Dairesi'ne kayıtlıydı."
- 1977'de, Ankara Cumhuriyet savcısı Doğan Öz, Bülent Ecevit hükümetine Türkiye tarihindeki ilk kontrgerilla raporunu sunuyor. Raporda bazı gizli örgütleri, asker yönetiminin ülkeyi ele geçirmesi için kaos ortamı hazırlamakla suçluyor. Rapordan bası kesitler.
"Gerçek olan şudur: Ülkemizde tek seçenek olarak kurulan Ecevit hükümetine ve onun demokrasiye bütün gerekleri işlerlik kazandıracağına olan umutları kitlelerde yok etmektir. Bu duyguların yerine, baskıcı (faşizan) düzeni gündeme getirmek ve bütün unsurlarıyla yürürlüğe koymaktır. Böylece, ABD ve çok uluslu ortaklılıklar, Ortadoğu sorununu büyük ölçüde çözmek amacını gütmektedirler.
Bize göre, bu sonuca ulaşmada CIA, AID, İran ve İsrail gizli haber alma örgütleri, kontrgerilla gibi gizli örgütler yönlendirmekte olup; bu örgütler, 1. ve 2. MC ile devlet aygıtını geniş ölçüde kendi amaçlarına uygun bir biçimde dönüştürerek, demokrasi düşmanı akımları iktidar etmeyi öngörmüşlerdir.
Kontr-gerilla, Genel Kurmay Harp Dairesine bağlıdır.
Kontr-gerilla, il ve ilçelerde seferberlik işlemini yürüten kurum olarak, askerlik şubelerince yönetilmektedir. Bu konuda en çok, aşamalı eğitimden geçen astsubaylar kullanılmaktadır.
Sivil güvenlik güçleri içinde de MİT elemanları ve 1. Şube görevlileri kullanılmaktadır.
Her iki kesimde ortak çalışma olarak;
  1. Gerillaya karşı eğitim, (O inanç vardır ki, goşist sol hareketleri de bunlar yönlendirmekte ve sonra da bu örgütlere karşı savaşım vererek, tabanı kazanmakta, böylece demokrasiye karşı olan eğilimleri geliştirip örgütlemektedir.)
  2. İdeolojik eğitim,
  3. Halk içinde gelişme ve halktan kadrolar oluşturma eğitimi vermektedir.
Bütün bu çalışmalar, siyasal planda MHP ve onun kadrolarınca yönetilmektedir."
Raporun kimi kısımlarına daha ulaşmak için buraya tıklayın.
- 24 Mart 1978'de savcı Doğan Öz, soruşturmasını tamamlayamadan, derin devlet adına çalışan ülkücü Haluk Kırcı tarafından öldürülüyor​ (Doğan Öz'ün yazdığı rapor şu an kayıp).
- 1978'de, derin devlet adına çalışan, savcı Doğan Öz'ün katili ülkücü Haluk Kırcı ve ülkücü lideri Abdullah Çatlı'nın da içinde bulunduğu MHP'li bir grup, Bahçelievler'de 7 solcu öğrenciyi boğarak öldürüyor. Bu olay aynı zamanda Bahçelievler Katliamı olarak da bilinmektedir (Haluk Kırcı, 7 kez idama mahkum edilmiş ama cezası gerçekleştirilmemiştir. 2015 yılında tahliye edildi).
- 1979'da, CHP milletvekili Süleyman Genç, ÖHD'nin etkisinin orduya zarar verdiğini ve ÖHD'nin derin devletin merkezi olduğunu söylüyor. Konunun soruşturulması için meclise ısrar ediyor fakat dönemin başbakanı Bülent Ecevit konuyu daha fazla üstelememesini söylüyor. 5 Ocak 1979'da, Genç'in evi bombalanıyor.
- 1 Şubat 1979'da, gazeteci Abdi İpekçi, ülkücü ve derin devlet suikastçısı Mehmet Ali Ağca tarafından öldürülüyor.
- 12 Eylül 1980'de, savcı Doğan Öz'ün öngördüğü gibi, askeri darbe gerçekleşiyor.
1970-1980 arasındaki çatışma sürecinde, 5000​ ile 6000​ arasında vatandaş öldürülüyor. Bu sayılarda solcuların payı da olsa, çoğunu ülkücüler öldürüyor.
- 9 Ekim 1980'de, Abdi İpekçi cinayetinden dolayı içeride yatan Mehmet Ali Ağca, cezasını geçirdiği hapishaneden, Abdullah Çatlı'nın da yardımıyla​, derin devlet tarafından kaçırılıyor ve papaya suikast girişiminde bulunuyor (Mehmet Ali Ağca, 2010'da tahliye edildi). Suikast girişiminin gerçekleştirilmesinde Çatlı'nın rolü olduğu da söyleniyor​.
- 1987'de, mafya patronu Alaattin Çakıcı, MİT'e katılıyor.
Dönemin MİT yöneticisi Mehmet Eymür "Çakıcı’yı belki de kullanan ilk insan benim," diyor.
MİT’in operasyon görevlisi Yavuz Ataç ise şunları söylüyor.
“Mayıs 1987’de Silahlı Kuvvetler’den ayrılıp Milli İstihbarat Teşkilatı’nda Güvenlik Dairesi Şube Müdürü olarak göreve başladım. İki ay sonra amir makamlar beni Çakıcı ile tanıştırdı. Bu kişi ile yaptığımız çalışmalar yurt dışı görevine ilişkindir...1987 tarihinde ben Alaattin Çakıcı ile tanıştırıldığımda bu kişi zaten 6—7 suçtan dolayı aranan birisiymiş o sırada.”
(Devlet Bahçeli, 2010'lu yıllarda Çakıcı'yı hapishanede ziyaret etmiş ve salınmasını istemiştir​)
- 18 Haziran 1988'de, dönemin başbakanı Turgut Özal, derin devlete çalışan ülkücü Kartal Demirağ​ tarafından suikast girişimine uğruyor. Özal, suikast öncesi dönemde derin devlet hakkında kamuya demeçler veriyordu​. Ecevit'ten beri bunu açıkça yapan ilk başbakandı.
İddialara göre, suikast emrini ülkücü general Sabri Yirmibeşoğlu veriyor. Daha sonra MGK üyesi olan Yirmibeşoğlu, iddiaları öğrenen Özal tarafından emekliliğe zorlanıyor.
- 1992'de ÖHD kapanıyor ve onun yerini, zaten bir süredir aktif olan Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Teşkilatı (JİTEM) alıyor (JİTEM'in varlığı 2005'e kadar resmi olarak reddedilmiş fakat 2005'te JİT isminde resmi olarak da kurulmuştur).
- Uğur Mumcu, TSK'nın sahibi olduğu 100.000 ateşli silahın nasıl olup da Kuzey Irak'taki Kürt Lideri Celal Talabani'nin eline geçtiğini araştırmaya koyuluyor (Talabani 2005-2014 arasında Irak cumhurbaşkanlığını yapmıştır). Mumcu, 8 Ocak 1993'teki Ültimaton isimli yazısında​, "Kürt milliyetçileri ile istihbarat ajanları arasındaki ilişkilere ışık tutacak ilginç belgeler açıklayacağını" söyledikten 16 gün sonra, 24 Ocak 1993'te öldürülüyor.
- 1993'te, Kürt sorununu barışçıl ve siyasi bir şekilde çözmeye çalışmak için, dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal, MGK üyesi general Eşref Bitlis ve Özal'ın danışmanı eski bakan Adnan Kahveci, Kürt sorununa yönelik bir reform paketi hazırlıyor.
- 5 Şubat 1993'te, Adnan Kahveci bir trafik kazasında ölüyor.
- 17 Şubat 1993'te, Eşref Bitlis, uçağının düşmesi sonucu ölüyor. Bunun buzlanma sonucu olduğu iddia edilse de, ODTÜ'nün de, İTÜ'nün de hazırladığı raporlarda buzlanmaya dair delil bulunmuyor.​ Sabotaj ihtimaline değiniliyor.
- 17 Mart 1993'te, Özal hükümeti PKK ile bir ateşkes anlaşmasına varıyor ve barış konuşmaları başlıyor.
- 17 Nisan 1993'te, Turgut Özal kalp krizi sonucu ölüyor. Yakınlarının ifadeleri zehirlenme ihtimaline işaret ediyor. Yıllar sonra Özal'ın cesedi çıkarılarak yapılan incelemelerde, ölüm sebebi kesin belirlenemese de, zehirli maddeler olan kadmiyum ve DDT'ye rastlanıyor.
Özal'ın da ölümüyle beraber barış konuşmaları sekteye uğruyor.
- 24 Mayıs 1993'teki PKK pususuyla beraber barış süreci tamamen sona eriyor. Devlet yetkililerinin açıklamalarına rağmen, pusuyu PKK üstlenmiyor.
Bu noktadan sonra savaş daha da şiddetleniyor.
- 25 Haziran 1993'te Tansu Çiller başbakan oluyor.
Cumhurbaşkanı Demirel ve Başbakan Çiller'in yönetiminde, Özal'ın karşı çıkmış olduğu Kale Planı devreye sokuluyor. Bu plan dahilinde, PKK ile savaş için "her türlü yola" başvuruluyor​.
- 4 Ekim 1993'te Çiller şu açıklamayı yapıyor.
"Elimizde PKK'ya yardım eden iş adamı ve sanatçıların listesi var. Bunları daha önce de uyardım. Hala aklını başına almayanlar var. Herkesin önünde açık açık söylüyorum. Eli kanlı terör örgütüne maddi ve manevi destek verenler ya ayağını denk alsın ya da hadlerini bildireceğiz. Terör ya bitecek, ya bitecek!"
Bu olay Çiller'in Listesi olarak biliniyor.
Açıklamayı takip eden ayda, yaklaşık yüz kişi, üniformalı komandolar tarafından polis arabalarıyla kaçırılıyor ve öldürülüyor.
Derin devletin adamı, ülkücü lider Abdullah Çatlı, listedeki isimlere şantaj yapıyor ve para karşılığı isimlerini silmeyi teklif ediyor. Kurbanlardan birisi Behçet Cantürk, Çatlı'ya 10 milyon dolar ödüyor. Bir başkası, 'Kumarhaneler Kralı' Ömer Lütfü Topal 17 milyon dolar ödüyor. Ancak parayı alan Çatlı bu kişileri kaçırtıyor ve öldürtüyor, kimi zaman önceden işkence de ettiriyor.
- Bu dönemde, Hizbullah, polis desteği ve askeri eğitimle, PKK'ya karşı destekleniyor.
- 4 Kasım 1993'te, JİTEM'in kurucularından birisi olan ve emekli olmuş Cem Ersever suikastle öldürülüyor. Ersever, emekli olduktan sonra basına JİTEM'deki aktiviteleri hakkında konuşmaya başlamıştı.
1993 yılında gazeteciler, cumhurbaşkanı da dahil yüksek derecede devlet yetkilileri ve diğer önemli kişilerin uğradığı suikastler ve şüpheli ölümler, daha sonraki soruşturmalarda bir "gizli 1993 darbesi" söylemini oluşturmuştur.
- 3 Kasım 1996'da Susurluk Kazası veya başka bir isimle Susurluk Skandalı meydana geliyor.
Interpol tarafından kırmızı bültenle aranan ülkücü lider ve suikastçı olan Abdullah Çatlı, İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı olan Hüseyin Kocadağ ve Çatlı'nın kız arkadaşı ölüyor. DYP milletvekili Sedat Edip Bucak yaralı olarak kurtuluyor. Kazada 'devlet, siyaset ve mafya' ilişkileriyle beraber derin devletin suçları ortaya çıkıyor.
Kaza sonucu açılan soruşturmalardan çıkan kimi bilgiler şunlardır.
a) Devlet, uyuşturucu ticaretinin içine oldukça fazla girmiş bulunmaktadır. Türkiye'deki uyuşturucu ve özellikle o dönemde önemli olan eroin ticaretini büyük oranda kontrol etmektedir. Devlet yetkilileri bu ticaretten kazandıkları milyarlarca doları cebe atmışlardır​.
Uyuşturucu ticaretinin boyutunun anlaşılması için şu sayılardan bahsetmek yararlı olacaktır​: O zamanlarda Türkiye'deki eroin ticaretinin ederi 50 milyar dolardı. Öte yandan devletin yıllık bütçesi 48 milyar dolardı.
b) Kaza aslında bir "kaza" değil fakat derin devlet içindeki güç çekişmesi sebebiyle gerçekleşen bir suikasttır. Bunun bir parçası da, derin devlet adına çalışan o zamanın Adalet Bakanı Mehmet Ağar'dır. Kaza olmadan önce, Ağar, arabadaki kişilerle bir otelde buluşmuş ve konuşmuştur. Ancak suikastın gerçekleşeceğini bildiği için arabaya binmemiştir​.
Derin devletteki rolü hakkında soruşturulan Ağar, şu ünlü sözleri sarf etmiştir: "Devlet isterse konuşurum."
(Mehmet Ağar, yıllar sonra, sadece 2 sene hapis yatıp çıkmıştır)
c) PKK'ya karşı savaşmaları için mafyalar devlet tarafından silahlandırılmış ve devlet bünyesine alınmışlardır. Kocaeli Çetesi, Söylemez Çetesi ve Yüksekova Çetesi bu mafyalardan en önemli üç tanesidir. Bu çeteler ile devletin arasındaki sınırlar erimiştir ve çeteler aynı zamanda birbirleriyle yarışmaktadır. Bucak ve Söylemez çeteleri kendi aralarında bölge savaşı gerçekleştirmektedir.
d) Tansu Çiller, 1995 senesinde, Azerbaycan'da darbe yapılması için bakan Ayvaz Gökdemir'e, o sırada Emniyet Genel Müdürü olan Mehmet Ağar'a, daha sonra Hrant Dink cinayetinde de rolü olacak olan İbrahim Şahin'e ve Korkut Eren'e emir vermiştir.
Aliyev'in yerine geçirilmesi planlanan Elçibey, Türkeş'le ideolojik ortaklık içinde olan bir turancıdır.​ Bu yakınlık ve olay, Türkiye ve Azerbaycan ilişkilerinde gerginliğe yol açmıştır.
Cumhurbaşkanı Demirel'in, Azerbaycan başkanı Aliyev'i durumdan haber etmesi sonucu darbe önlenmiştir.
e) Jandarmanın istihbarat birimi olan JİTEM, derin devletin merkezini oluşturmaktadır.
f) Başbakan Tansu Çiller'in de derin devletle ilişkileri ortaya çıkmıştır fakat ifade vermeyi reddetmiştir. İfade vermesi için zorlandığında, koalisyon hükümetini bozmakla tehdit ederek ifade vermekten kurtulmuştur (Çiller, derin devletteki rolü sebebiyle asla yargılanmadı).
g) Derin devlet pek çok sayıda sivili, faili meçhul cinayetler ve suikastlerle öldürmüştür.
Bu maddedeki bilgiler, farklı kaynaklar tarafından da desteklenmektedir.
https://www.imageupload.net/upload-image/2020/02/16/TIHV.png
Yukarıdaki grafik, Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın yıllık raporlarından​ hazırlanmıştır. Aşağıda, bu verilerin daha detaylı halleri vardır.
https://www.imageupload.net/upload-image/2020/02/15/90lar.png
1991-2000 arasında toplamda 1071 yargısız infaz, 1737 faili meçhul cinayet ve 613 kayboluş vardır. Bunların toplamı 3421 kişiye denk gelmektedir. Bu cinayetlerin en yoğun olduğu dönem 1991-1995 arasına denk gelmektedir.
Mehmet Hatman'ın yaptığı bir belgesele göre, 1991-2000 arasındaki bu öldürmelerin sayısı 4653'tür. Bu sayıya nasıl ulaştıklarını şöyle açıklamıştır.
"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne giden davalara baktık. Bölge barolarının yaptıkları çalışmaları inceledik. İnsan Hakları Derneği’nin merkez ve Diyarbakır şubelerinin çalışmalarına baktık. Yakınlarını Kaybedenler Derneği’nin istatistiklerinden de yola çıkarak bu rakama ulaştık."
CHP genel başkan yardımcılığını da yapmış olan hukukçu ve siyasetçi Sezgin Tanrıkulu, JİTEM'in "öldürdüğü veya öldürdükten sonra kaybettiği" kişi sayısının 4000-5000 civarında olduğunu söylemiştir.​ 2009'da verdiği bu röportajda, JİTEM'in hala dağıtılmadığını da eklemiştir.
- Abdullah Çatlı'nın cenazesine Muhsin Yazıcıoğlu gitmiştir ve Çatlı ile arkadaşlıklarının, ülkü ocaklarındaki zamanlara dayandığını ve 18 yıl geriye kadar gittiğini söylemiştir.
- 26 Kasım 1996'da yaptığı bir DYP konuşmasında, Çiller "Bu millet uğruna, ülke uğruna, devlet uğruna kurşun atan da yiyen de her zaman bizim için saygıyla anılır. Onlar şereflidirler," diyerek derin devletin cinayetlerini onaylamıştır.
- 1997'de, Tansu Çiller, "Susurluk'a sahip çıkıyoruz," demiştir.
- Halkın bu skandala karşı sessizliği ve tepkisizliği, bazı yorumcular tarafından onay olarak yorumlanmıştır.
- Susurluk Skandalı'nı soruşturmakla görevli yetkililerden önemli isimler, şüpheli araba kazalarında ölmüşlerdir.
a) 29 Ağustos 1997'de, MİT görevlisi Ertuğrul Berkman araba kazasında ölmüştür.
b) 8 Aralık 1997'de, Hakim Akman Akyürek araba kazasında ölmüştür.
c) 21 Kasım 1999'da, Meclis Susurluk Komisyonu sözcüsü olan milletvekili Bedri İncetahtacı, araba kazasında ölmüştür.
- 2009'da, Şırnak'ın Cizre ilçesindeki "ölüm kuyuları" hakkında bir dava açılmıştır. 1990larda aktif olan bu ölüm kuyuları asitle doldurulmuşlardı ve JİTEM'in kaçırdığı kişileri veya bu kişilerin cesetlerini bu asit kuyularına attıkları düşünülüyor.
Davanın kilit tanığı olan Mehmet Nuri Binzet'e, ifadesini çekmesi için rüşvet teklif edildiği doğrulanmıştır.​ Binzet aynı zamanda tehdit edilmiş ve daha sonra ifadesini çekmiştir.
---
Derin devlet konusunda daha oldukça fazla bilgi var. AKP döneminde yapılan Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarını incelemediğim ve güvenilirliklerinde kimi şüpheler olması sebebiyle dahil etmedim. Buna rağmen, şu ana kadar olan bilgilerden çok fazla sonuç çıkıyor. Bunlarla sınırlı olmamakla beraber, bazıları şöyle:
- MHP'nin ve ülkü ocaklarının derin devlete suikastçı yetiştirmek ve onun ideolojisini yaymak için kurulması. Önemli suikastlarda ismi geçen katillerin hepsinin ülkücü olması
- Derin devlet, MHP ve ülkü ocaklarının Türkiye'yi destabilize etmesi ve 1980 darbesine yol açan kaos ortamını hazırlaması. Bu planlarını açığa çıkaran savcıyı öldürmeleri
- MHP'nin ve ülkü ocaklarının kurulmasında, Türkeş aracılığıyla ABD'nin rolü
- Devletin, kendi vatandaşlarından binlercesini, yasaları çiğneyerek öldürmesi ve bunun hesabını vermemesi
- Derin devletin uyuşturucu ticaretini kontrol etmesi
- Derin devletin çetelerle işbirliği yapması ve bu yüzden çetelerin devlet içine sızması
- Derin devletin parçası olan hiçbir önemli ismin hesap vermemesi
- Derin devleti soruşturan yetkililerin sürekli olarak, farklı dönemlerde öldürülmesi
- Derin devleti soruşturan aydınların öldürülmesi
- Başbakana ve diğer yüksek konumlardaki yetkililere suikast girişimleri
- Cumhurbaşkanı, onun danışmanı ve bir MGK üyesi generalin öldürülmesi
- Derin devletin Kürtçü ekstremistlerle ilişkisi olması ve Türk-Kürt çatışmasının devam etmesini istemesi. Bu uğurda, bir general ve cumhurbaşkanını bile öldürmesi
- Başbakanlık yapmış Tansu Çiller'in derin devletle bağlantılı olması ve bu konuda hesap vermemesi
- Türkiye halkının, bu konuda sessiz kalarak derin devletin yaptığı bütün bu hukuksuzlukları, cinayetleri, katliamları ve darbeleri veya darbe girişimlerini onaylaması
- Derin devletle bir hesaplaşma yaşanmadığı ve en azından kısmen varlığını sürdürmesi
submitted by sum-poopins to Turkey [link] [comments]


2020.02.16 11:56 sum-poopins Derin Devletin Tarihi

Bu postu normalde burada paylaşmayacaktım ama Turkey 200 karma istiyor ve reddit'in toksik ortamında bu karmayı kasmakla uğraşmak istemiyorum. Bence yine bu subreddit'in havasına uygun bir post ama moderatörler uygun görmezse elbette kaldırabilirler.
---
Çoğunuz bunu bilmiyordur ama derin devlet teriminin ortaya çıkışı ilk olarak Türkiye'de, Susurluk Skandalı'yla olmuştur. Daha sonra Türkçeden diğer dillere geçmiştir. Bu açıdan tarihi bir önemimiz var. Peki Türkiye'de derin devlet dediğimiz şey tam olarak nasıl gelişmiştir? İşte bu sorunun cevabının bir özetini çıkardım. Çok kapsamlı ve detaylı bir konu olduğu için sadece önemli gördüğüm olaylar ve dönüm noktaları var. Gözümden kaçan şeyler olduysa affola.
---
- ABD, 2. Dünya Savaşı sonrasında, Truman Doktrini kapsamında kimi ülkelerde anti-komünist güçler oluşturuyor.
- Bu program dahilinde, Alparslan Türkeş'in aralarında bulunduğu 16 Türk askeri 1948'de ABD'ye eğitim için yollanıyor.​ Orada özel harp eğitimi alıyorlar ve kimi iddialara göre CIA onları kendi bünyesine katıyor.
- NATO ve Western Union tarafından oluşturulan Gladyo Operasyonu kapsamında, Türkiye'de 27 Eylül 1952'de Seferberlik Taktik Kurulu (STK) kuruluyor. Bu organizasyonun amacı "kontr-gerilla" faaliyetleri gerçekleştirmek. Bir başka deyişle, SSCB'ye karşı direniş oluşturmak. STK'nın çekirdeğini bu 16 asker oluşturuyor.
STK'nın yapısı hücresel bir şekilde kurulmuş. Her hücre, yani her birim, emir geldiğinde kendi başına hareket edebiliyor. Eğitim verilenlerin bir kısmı ordunun içinde, bir kısmı sivil hayatta devam ediyor.
"Bana bunu​ Genelkurmay İstihbaratında çalışmış olan Amiral Sezai Orkunt söyledi. Abdi, bazı sivillere Kontrgerilla eğitimi verildiğini öğrenmiş ve Ankara'ya gidip bunu CIA Ankara İstasyon şefi ile konuşmuş," diyor, Çetin Altan.
Kontrgerilla eğitimi alanlara, silah, ödenek veya doğrudan bir görev verilmiyor. Bir emir gelene kadar normal hayatlarını sürdürüyorlar fakat emir geldiğinde bu uyuyan hücreler harekete geçiyor.
Bu kuvvetler doğuda yoğunlaşmış durumda çünkü istilanın o taraftan gelmesi bekleniyor.
- 1950'de Komünizmle Mücadele Derneği'nin ilki kuruluyor​ (1950’de Zonguldak’ta, 1956’da İstanbul’da ve 1963’te İzmir’de kurulmuşlardır. Aynı zamanda 1962-1963 sırasında Erzurum'da da bir dernek kurulmuştur ve Fetullah Gülen kurucuları arasındadır​).
Bu dernekler, aşırı milliyetçi hareketin merkezini oluşturuyordu ve 'komando kamplarının' kurulmasına önderlik ettiler​. 1960'ların sonuna kadar, cinayetlere, provakasyonlara ve katliamlara karışmış pek çok kişi bu kamplarda yetiştirildi.
- 1955'teki ünlü 6-7 Eylül olaylarını, yani İstanbul'da azınlıkların kitlesel bir şekilde saldırıya uğramasını ve yağmalanmasını, STK planlıyor ve gerçekleştiriyor.
Genelkurmay İstihbarat başkanlığı ve Milli Güvenlik Kurulu'nda üst düzey görevlerde bulunmuş Sabri Yirmibeşoğlu, bunu "muhteşem bir örgütlenme"​ olarak anıyor.
- 1965'te STK kapanıyor ve onun yerini Özel Harp Dairesi (ÖHD) alıyor. ÖHD'nin çekirdeğini, Türkeş'in de aralarında bulunduğu, ABD'de özel eğitim almış 16 asker oluşturuyor.
Özel Harp Dairesi'nin merkezi, Amerikan Askeri Yardım Heyeti'yle aynı binada bulunuyor.
- 1966'da Türkeş tarafından Ülkü Ocakları kuruluyor.
- 1969'da Türkeş, Milliyetçi Hareket Partisi'ni kuruyor.
MHP ve onun uzantısı Ülkü Ocakları'ndan çıkan kişiler, pek çok derin devlet operasyonuna katılıyor.
- 1971 darbesinde gazeteci Uğur Mumcu tutuklanıyor ve işkenceye uğruyor. Mumcu, işkencecilerinin "Biz kontrgerillayız. Bu devletin cumhurbaşkanı bile bize dokunamaz," dediğini yazmıştır.
- 1971 darbesinde işkenceye uğrayan Murat Belge, daha sonra ÖHD'nin devamı olan JİTEM'i kuracak olan Veli Küçük'ün kendisine işkence ettiğini söylemiştir.
- 1974'te, dönemin başbakanı olan Bülent Ecevit, kontrgerillaların varlığını Türkiye'ye duyuruyor. Bu olay şöyle gerçekleşiyor.
Dönemin Orgenerali Kemal Yamak' göre "ABD [ÖHD'ye] her yıl 1 milyon dolar gönderiyormuş. Anlaşmazlık çıkınca ihtiyacın örtülü ödenekten karşılanmasına karar verilmiş. 1974'te Ecevit'e brifing vermek zorunda kalmışlar." 'O güne kadar bu daireden Başbakan'ın bile haberi yoktu' diyor Yamak... Yani ÖHD, tam 22 yıl sivil otoriteden gizli tutulmuş."
- Ecevit, bu yapılanmanın soruşturulması için ısrarlarda bulunuyor ve bunun sonucu olarak 1977'de İzmir'deki hava alanında suikast girişimine uğruyor. Bu olaylarla ilgili şunları söylüyor.
"Ben, böyle bir örgütün varlığını ilk açıklamış bir politikacıyım ve bunun bedeli olarak da, ben ve eşim birkaç suikast girişimiyle karşılaşmıştık; ama, onları göze aldık, almak gerekiyordu. Bugün, bu soruna daha rahatlıkla çözüm getirilebilir; yeter ki, siyasî iradeyi elimizde bulunduralım ve o iradeyi gösterelim."
Gazeteci Faruk Mercan bu olaylarla ilgili şunları söylüyor.
"Ecevit'in sözünü ettiği suikast girişimi 1977 seçimleri öncesinde İzmir'de havaalanında meydana geldi. Ecevit, Çiğli Havaalanı'nda uçaktan inince, İzmir Emniyeti'nde görevli bir polis memurunun silahından çıkan kurşun yanındaki Ahmet İsvan'ın dizine isabet etti. Polis memuru kaza sonucunda yaralamaya sebebiyet suçundan üç ay hapis yattıktan sonra görevine iade edildi, ama iddialara göre mermi bir suikast mermisiydi ve silah Özel Harp Dairesi'ne kayıtlıydı."
- 1977'de, Ankara Cumhuriyet savcısı Doğan Öz, Bülent Ecevit hükümetine Türkiye tarihindeki ilk kontrgerilla raporunu sunuyor. Raporda bazı gizli örgütleri, asker yönetiminin ülkeyi ele geçirmesi için kaos ortamı hazırlamakla suçluyor. Rapordan bası kesitler.
"Gerçek olan şudur: Ülkemizde tek seçenek olarak kurulan Ecevit hükümetine ve onun demokrasiye bütün gerekleri işlerlik kazandıracağına olan umutları kitlelerde yok etmektir. Bu duyguların yerine, baskıcı (faşizan) düzeni gündeme getirmek ve bütün unsurlarıyla yürürlüğe koymaktır. Böylece, ABD ve çok uluslu ortaklılıklar, Ortadoğu sorununu büyük ölçüde çözmek amacını gütmektedirler.
Bize göre, bu sonuca ulaşmada CIA, AID, İran ve İsrail gizli haber alma örgütleri, kontrgerilla gibi gizli örgütler yönlendirmekte olup; bu örgütler, 1. ve 2. MC ile devlet aygıtını geniş ölçüde kendi amaçlarına uygun bir biçimde dönüştürerek, demokrasi düşmanı akımları iktidar etmeyi öngörmüşlerdir.
Kontr-gerilla, Genel Kurmay Harp Dairesine bağlıdır.
Kontr-gerilla, il ve ilçelerde seferberlik işlemini yürüten kurum olarak, askerlik şubelerince yönetilmektedir. Bu konuda en çok, aşamalı eğitimden geçen astsubaylar kullanılmaktadır.
Sivil güvenlik güçleri içinde de MİT elemanları ve 1. Şube görevlileri kullanılmaktadır.
Her iki kesimde ortak çalışma olarak;
  1. Gerillaya karşı eğitim, (O inanç vardır ki, goşist sol hareketleri de bunlar yönlendirmekte ve sonra da bu örgütlere karşı savaşım vererek, tabanı kazanmakta, böylece demokrasiye karşı olan eğilimleri geliştirip örgütlemektedir.)
  2. İdeolojik eğitim,
  3. Halk içinde gelişme ve halktan kadrolar oluşturma eğitimi vermektedir.
Bütün bu çalışmalar, siyasal planda MHP ve onun kadrolarınca yönetilmektedir."
Raporun kimi kısımlarına daha ulaşmak için buraya tıklayın.
- 24 Mart 1978'de savcı Doğan Öz, soruşturmasını tamamlayamadan, derin devlet adına çalışan ülkücü Haluk Kırcı tarafından öldürülüyor​ (Doğan Öz'ün yazdığı rapor şu an kayıp).
- 1978'de, derin devlet adına çalışan, savcı Doğan Öz'ün katili ülkücü Haluk Kırcı ve ülkücü lideri Abdullah Çatlı'nın da içinde bulunduğu MHP'li bir grup, Bahçelievler'de 7 solcu öğrenciyi boğarak öldürüyor. Bu olay aynı zamanda Bahçelievler Katliamı olarak da bilinmektedir (Haluk Kırcı, 7 kez idama mahkum edilmiş ama cezası gerçekleştirilmemiştir. 2015 yılında tahliye edildi).
- 1979'da, CHP milletvekili Süleyman Genç, ÖHD'nin etkisinin orduya zarar verdiğini ve ÖHD'nin derin devletin merkezi olduğunu söylüyor. Konunun soruşturulması için meclise ısrar ediyor fakat dönemin başbakanı Bülent Ecevit konuyu daha fazla üstelememesini söylüyor. 5 Ocak 1979'da, Genç'in evi bombalanıyor.
- 1 Şubat 1979'da, gazeteci Abdi İpekçi, ülkücü ve derin devlet suikastçısı Mehmet Ali Ağca tarafından öldürülüyor.
- 12 Eylül 1980'de, savcı Doğan Öz'ün öngördüğü gibi, askeri darbe gerçekleşiyor.
1970-1980 arasındaki çatışma sürecinde, 5000​ ile 6000​ arasında vatandaş öldürülüyor. Bu sayılarda solcuların payı da olsa, çoğunu ülkücüler öldürüyor.
- 9 Ekim 1980'de, Abdi İpekçi cinayetinden dolayı içeride yatan Mehmet Ali Ağca, cezasını geçirdiği hapishaneden, Abdullah Çatlı'nın da yardımıyla​, derin devlet tarafından kaçırılıyor ve papaya suikast girişiminde bulunuyor (Mehmet Ali Ağca, 2010'da tahliye edildi). Suikast girişiminin gerçekleştirilmesinde Çatlı'nın rolü olduğu da söyleniyor​.
- 1987'de, mafya patronu Alaattin Çakıcı, MİT'e katılıyor.
Dönemin MİT yöneticisi Mehmet Eymür "Çakıcı’yı belki de kullanan ilk insan benim," diyor.
MİT’in operasyon görevlisi Yavuz Ataç ise şunları söylüyor.
“Mayıs 1987’de Silahlı Kuvvetler’den ayrılıp Milli İstihbarat Teşkilatı’nda Güvenlik Dairesi Şube Müdürü olarak göreve başladım. İki ay sonra amir makamlar beni Çakıcı ile tanıştırdı. Bu kişi ile yaptığımız çalışmalar yurt dışı görevine ilişkindir...1987 tarihinde ben Alaattin Çakıcı ile tanıştırıldığımda bu kişi zaten 6—7 suçtan dolayı aranan birisiymiş o sırada.”
(Devlet Bahçeli, 2010'lu yıllarda Çakıcı'yı hapishanede ziyaret etmiş ve salınmasını istemiştir​)
- 18 Haziran 1988'de, dönemin başbakanı Turgut Özal, derin devlete çalışan ülkücü Kartal Demirağ​ tarafından suikast girişimine uğruyor. Özal, suikast öncesi dönemde derin devlet hakkında kamuya demeçler veriyordu​. Ecevit'ten beri bunu açıkça yapan ilk başbakandı.
İddialara göre, suikast emrini ülkücü general Sabri Yirmibeşoğlu veriyor. Daha sonra MGK üyesi olan Yirmibeşoğlu, iddiaları öğrenen Özal tarafından emekliliğe zorlanıyor.
- 1992'de ÖHD kapanıyor ve onun yerini, zaten bir süredir aktif olan Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Teşkilatı (JİTEM) alıyor (JİTEM'in varlığı 2005'e kadar resmi olarak reddedilmiş fakat 2005'te JİT isminde resmi olarak da kurulmuştur).
- Uğur Mumcu, TSK'nın sahibi olduğu 100.000 ateşli silahın nasıl olup da Kuzey Irak'taki Kürt Lideri Celal Talabani'nin eline geçtiğini araştırmaya koyuluyor (Talabani 2005-2014 arasında Irak cumhurbaşkanlığını yapmıştır). Mumcu, 8 Ocak 1993'teki Ültimaton isimli yazısında​, "Kürt milliyetçileri ile istihbarat ajanları arasındaki ilişkilere ışık tutacak ilginç belgeler açıklayacağını" söyledikten 16 gün sonra, 24 Ocak 1993'te öldürülüyor.
- 1993'te, Kürt sorununu barışçıl ve siyasi bir şekilde çözmeye çalışmak için, dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal, MGK üyesi general Eşref Bitlis ve Özal'ın danışmanı eski bakan Adnan Kahveci, Kürt sorununa yönelik bir reform paketi hazırlıyor.
- 5 Şubat 1993'te, Adnan Kahveci bir trafik kazasında ölüyor.
- 17 Şubat 1993'te, Eşref Bitlis, uçağının düşmesi sonucu ölüyor. Bunun buzlanma sonucu olduğu iddia edilse de, ODTÜ'nün de, İTÜ'nün de hazırladığı raporlarda buzlanmaya dair delil bulunmuyor.​ Sabotaj ihtimaline değiniliyor.
- 17 Mart 1993'te, Özal hükümeti PKK ile bir ateşkes anlaşmasına varıyor ve barış konuşmaları başlıyor.
- 17 Nisan 1993'te, Turgut Özal kalp krizi sonucu ölüyor. Yakınlarının ifadeleri zehirlenme ihtimaline işaret ediyor. Yıllar sonra Özal'ın cesedi çıkarılarak yapılan incelemelerde, ölüm sebebi kesin belirlenemese de, zehirli maddeler olan kadmiyum ve DDT'ye rastlanıyor.
Özal'ın da ölümüyle beraber barış konuşmaları sekteye uğruyor.
- 24 Mayıs 1993'teki PKK pususuyla beraber barış süreci tamamen sona eriyor. Devlet yetkililerinin açıklamalarına rağmen, pusuyu PKK üstlenmiyor.
Bu noktadan sonra savaş daha da şiddetleniyor.
- 25 Haziran 1993'te Tansu Çiller başbakan oluyor.
Cumhurbaşkanı Demirel ve Başbakan Çiller'in yönetiminde, Özal'ın karşı çıkmış olduğu Kale Planı devreye sokuluyor. Bu plan dahilinde, PKK ile savaş için "her türlü yola" başvuruluyor​.
- 4 Ekim 1993'te Çiller şu açıklamayı yapıyor.
"Elimizde PKK'ya yardım eden iş adamı ve sanatçıların listesi var. Bunları daha önce de uyardım. Hala aklını başına almayanlar var. Herkesin önünde açık açık söylüyorum. Eli kanlı terör örgütüne maddi ve manevi destek verenler ya ayağını denk alsın ya da hadlerini bildireceğiz. Terör ya bitecek, ya bitecek!"
Bu olay Çiller'in Listesi olarak biliniyor.
Açıklamayı takip eden ayda, yaklaşık yüz kişi, üniformalı komandolar tarafından polis arabalarıyla kaçırılıyor ve öldürülüyor.
Derin devletin adamı, ülkücü lider Abdullah Çatlı, listedeki isimlere şantaj yapıyor ve para karşılığı isimlerini silmeyi teklif ediyor. Kurbanlardan birisi Behçet Cantürk, Çatlı'ya 10 milyon dolar ödüyor. Bir başkası, 'Kumarhaneler Kralı' Ömer Lütfü Topal 17 milyon dolar ödüyor. Ancak parayı alan Çatlı bu kişileri kaçırtıyor ve öldürtüyor, kimi zaman önceden işkence de ettiriyor.
- Bu dönemde, Hizbullah, polis desteği ve askeri eğitimle, PKK'ya karşı destekleniyor.
- 4 Kasım 1993'te, JİTEM'in kurucularından birisi olan ve emekli olmuş Cem Ersever suikastle öldürülüyor. Ersever, emekli olduktan sonra basına JİTEM'deki aktiviteleri hakkında konuşmaya başlamıştı.
1993 yılında gazeteciler, cumhurbaşkanı da dahil yüksek derecede devlet yetkilileri ve diğer önemli kişilerin uğradığı suikastler ve şüpheli ölümler, daha sonraki soruşturmalarda bir "gizli 1993 darbesi" söylemini oluşturmuştur.
- 3 Kasım 1996'da Susurluk Kazası veya başka bir isimle Susurluk Skandalı meydana geliyor.
Interpol tarafından kırmızı bültenle aranan ülkücü lider ve suikastçı olan Abdullah Çatlı, İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı olan Hüseyin Kocadağ ve Çatlı'nın kız arkadaşı ölüyor. DYP milletvekili Sedat Edip Bucak yaralı olarak kurtuluyor. Kazada 'devlet, siyaset ve mafya' ilişkileriyle beraber derin devletin suçları ortaya çıkıyor.
Kaza sonucu açılan soruşturmalardan çıkan kimi bilgiler şunlardır.
a) Devlet, uyuşturucu ticaretinin içine oldukça fazla girmiş bulunmaktadır. Türkiye'deki uyuşturucu ve özellikle o dönemde önemli olan eroin ticaretini büyük oranda kontrol etmektedir. Devlet yetkilileri bu ticaretten kazandıkları milyarlarca doları cebe atmışlardır​.
Uyuşturucu ticaretinin boyutunun anlaşılması için şu sayılardan bahsetmek yararlı olacaktır​: O zamanlarda Türkiye'deki eroin ticaretinin ederi 50 milyar dolardı. Öte yandan devletin yıllık bütçesi 48 milyar dolardı.
b) Kaza aslında bir "kaza" değil fakat derin devlet içindeki güç çekişmesi sebebiyle gerçekleşen bir suikasttır. Bunun bir parçası da, derin devlet adına çalışan o zamanın Adalet Bakanı Mehmet Ağar'dır. Kaza olmadan önce, Ağar, arabadaki kişilerle bir otelde buluşmuş ve konuşmuştur. Ancak suikastın gerçekleşeceğini bildiği için arabaya binmemiştir​.
Derin devletteki rolü hakkında soruşturulan Ağar, şu ünlü sözleri sarf etmiştir: "Devlet isterse konuşurum."
(Mehmet Ağar, yıllar sonra, sadece 2 sene hapis yatıp çıkmıştır)
c) PKK'ya karşı savaşmaları için mafyalar devlet tarafından silahlandırılmış ve devlet bünyesine alınmışlardır. Kocaeli Çetesi, Söylemez Çetesi ve Yüksekova Çetesi bu mafyalardan en önemli üç tanesidir. Bu çeteler ile devletin arasındaki sınırlar erimiştir ve çeteler aynı zamanda birbirleriyle yarışmaktadır. Bucak ve Söylemez çeteleri kendi aralarında bölge savaşı gerçekleştirmektedir.
d) Tansu Çiller, 1995 senesinde, Azerbaycan'da darbe yapılması için bakan Ayvaz Gökdemir'e, o sırada Emniyet Genel Müdürü olan Mehmet Ağar'a, daha sonra Hrant Dink cinayetinde de rolü olacak olan İbrahim Şahin'e ve Korkut Eren'e emir vermiştir.
Aliyev'in yerine geçirilmesi planlanan Elçibey, Türkeş'le ideolojik ortaklık içinde olan bir turancıdır.​ Bu yakınlık ve olay, Türkiye ve Azerbaycan ilişkilerinde gerginliğe yol açmıştır.
Cumhurbaşkanı Demirel'in, Azerbaycan başkanı Aliyev'i durumdan haber etmesi sonucu darbe önlenmiştir.
e) Jandarmanın istihbarat birimi olan JİTEM, derin devletin merkezini oluşturmaktadır.
f) Başbakan Tansu Çiller'in de derin devletle ilişkileri ortaya çıkmıştır fakat ifade vermeyi reddetmiştir. İfade vermesi için zorlandığında, koalisyon hükümetini bozmakla tehdit ederek ifade vermekten kurtulmuştur (Çiller, derin devletteki rolü sebebiyle asla yargılanmadı).
g) Derin devlet pek çok sayıda sivili, faili meçhul cinayetler ve suikastlerle öldürmüştür.
Bu maddedeki bilgiler, farklı kaynaklar tarafından da desteklenmektedir.
https://www.imageupload.net/upload-image/2020/02/16/TIHV.png
Yukarıdaki grafik, Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın yıllık raporlarından​ hazırlanmıştır. Aşağıda, bu verilerin daha detaylı halleri vardır.
https://www.imageupload.net/upload-image/2020/02/15/90lar.png
1991-2000 arasında toplamda 1071 yargısız infaz, 1737 faili meçhul cinayet ve 613 kayboluş vardır. Bunların toplamı 3421 kişiye denk gelmektedir. Bu cinayetlerin en yoğun olduğu dönem 1991-1995 arasına denk gelmektedir.
Mehmet Hatman'ın yaptığı bir belgesele göre, 1991-2000 arasındaki bu öldürmelerin sayısı 4653'tür. Bu sayıya nasıl ulaştıklarını şöyle açıklamıştır.
"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne giden davalara baktık. Bölge barolarının yaptıkları çalışmaları inceledik. İnsan Hakları Derneği’nin merkez ve Diyarbakır şubelerinin çalışmalarına baktık. Yakınlarını Kaybedenler Derneği’nin istatistiklerinden de yola çıkarak bu rakama ulaştık."
CHP genel başkan yardımcılığını da yapmış olan hukukçu ve siyasetçi Sezgin Tanrıkulu, JİTEM'in "öldürdüğü veya öldürdükten sonra kaybettiği" kişi sayısının 4000-5000 civarında olduğunu söylemiştir.​ 2009'da verdiği bu röportajda, JİTEM'in hala dağıtılmadığını da eklemiştir.
- Abdullah Çatlı'nın cenazesine Muhsin Yazıcıoğlu gitmiştir ve Çatlı ile arkadaşlıklarının, ülkü ocaklarındaki zamanlara dayandığını ve 18 yıl geriye kadar gittiğini söylemiştir.
- 26 Kasım 1996'da yaptığı bir DYP konuşmasında, Çiller "Bu millet uğruna, ülke uğruna, devlet uğruna kurşun atan da yiyen de her zaman bizim için saygıyla anılır. Onlar şereflidirler," diyerek derin devletin cinayetlerini onaylamıştır.
- 1997'de, Tansu Çiller, "Susurluk'a sahip çıkıyoruz," demiştir.
- Halkın bu skandala karşı sessizliği ve tepkisizliği, bazı yorumcular tarafından onay olarak yorumlanmıştır.
- Susurluk Skandalı'nı soruşturmakla görevli yetkililerden önemli isimler, şüpheli araba kazalarında ölmüşlerdir.
a) 29 Ağustos 1997'de, MİT görevlisi Ertuğrul Berkman araba kazasında ölmüştür.
b) 8 Aralık 1997'de, Hakim Akman Akyürek araba kazasında ölmüştür.
c) 21 Kasım 1999'da, Meclis Susurluk Komisyonu sözcüsü olan milletvekili Bedri İncetahtacı, araba kazasında ölmüştür.
- 2009'da, Şırnak'ın Cizre ilçesindeki "ölüm kuyuları" hakkında bir dava açılmıştır. 1990larda aktif olan bu ölüm kuyuları asitle doldurulmuşlardı ve JİTEM'in kaçırdığı kişileri veya bu kişilerin cesetlerini bu asit kuyularına attıkları düşünülüyor.
Davanın kilit tanığı olan Mehmet Nuri Binzet'e, ifadesini çekmesi için rüşvet teklif edildiği doğrulanmıştır.​ Binzet aynı zamanda tehdit edilmiş ve daha sonra ifadesini çekmiştir.
---
Derin devlet konusunda daha oldukça fazla bilgi var. AKP döneminde yapılan Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarını incelemediğim ve güvenilirliklerinde kimi şüpheler olması sebebiyle dahil etmedim. Buna rağmen, şu ana kadar olan bilgilerden çok fazla sonuç çıkıyor. Bunlarla sınırlı olmamakla beraber, bazıları şöyle:
- MHP'nin ve ülkü ocaklarının derin devlete suikastçı yetiştirmek ve onun ideolojisini yaymak için kurulması. Önemli suikastlarda ismi geçen katillerin hepsinin ülkücü olması
- Derin devlet, MHP ve ülkü ocaklarının Türkiye'yi destabilize etmesi ve 1980 darbesine yol açan kaos ortamını hazırlaması. Bu planlarını açığa çıkaran savcıyı öldürmeleri
- MHP'nin ve ülkü ocaklarının kurulmasında, Türkeş aracılığıyla ABD'nin rolü
- Devletin, kendi vatandaşlarından binlercesini, yasaları çiğneyerek öldürmesi ve bunun hesabını vermemesi
- Derin devletin uyuşturucu ticaretini kontrol etmesi
- Derin devletin çetelerle işbirliği yapması ve bu yüzden çetelerin devlet içine sızması
- Derin devletin parçası olan hiçbir önemli ismin hesap vermemesi
- Derin devleti soruşturan yetkililerin sürekli olarak, farklı dönemlerde öldürülmesi
- Derin devleti soruşturan aydınların öldürülmesi
- Başbakana ve diğer yüksek konumlardaki yetkililere suikast girişimleri
- Cumhurbaşkanı, onun danışmanı ve bir MGK üyesi generalin öldürülmesi
- Derin devletin Kürtçü ekstremistlerle ilişkisi olması ve Türk-Kürt çatışmasının devam etmesini istemesi. Bu uğurda, bir general ve cumhurbaşkanını bile öldürmesi
- Başbakanlık yapmış Tansu Çiller'in derin devletle bağlantılı olması ve bu konuda hesap vermemesi
- Türkiye halkının, bu konuda sessiz kalarak derin devletin yaptığı bütün bu hukuksuzlukları, cinayetleri, katliamları ve darbeleri veya darbe girişimlerini onaylaması
- Derin devletle bir hesaplaşma yaşanmadığı ve en azından kısmen varlığını sürdürmesi
submitted by sum-poopins to svihs [link] [comments]


2019.10.24 00:48 maliunveren Ulan geçen gün durduk yere tecavüzcü oldum

Uyku problemi çekiyorum 4 aydır geceleri asla uyuyamıyorum göz bebeklerimde cinler sikişiyor. öğlen 11 e kadar duruyorum sonra yatıp 3 saat sonra uyanıyorum ve bir daha uyuyamıyorum işe girdim 2 3 saatlik uykularla 8 saat çalıştım ölü gibi oluyordum amk kovuldum... doktora gitmedim hiç sonra arkadaş unisom diye bi uyku ilacı önerdi reçetesiz veriyorlar git al faydasını görürsün dedi gittim amk bağcılar'ın da bir eczaneye ilacı sordum var dedi 1 tane alabilir miyim dedim tabi dedi gitti eczacı ve ilacı ararken nasıl tarif edeyim yanımda bi teyze vardı sarı saçlı kıvırcık ulusal kanal ve halk tv izleyen chp li emekli öğretmen tipi var teyze de 70 yaşlarında . Bana bakıyor içeri girdiğinden beri bende çaktırmadan kesiyorum eczacı ilacı getirdi neyse kadın bana döndü ne yapacaksın uyku ilacını dedi uyuyamıyorum teyze dedim amk gözlerde kan çağanı kızılay gelse 1 kilo kan çeker ama teyzenin bambaşka fantastik düşünceleri vardı aynen şu kelimeleri sarf etti Tüüü yalancı şerefsiz seni milletin karısına kızına içirecek biliyorum ben bunları adi herifler utanmıyomusun sen hee dur polisi arıyorum ırz düşmanı seni geçen sene bizim mahalle de böyle bi olay oldu dur sen duur dedi Amk bi an ben bile kendimi tecavüzcü sandım zaten ayakta zor duruyorum manyak mısın sen teyze dedim gene saydırmaya başladı şerefsiz ırz düşmanı falan allahtan eczacı araya girdi de tanıyorum abla kardeşimi ben uyku sorunu var gerçekten dedi halbuki ilk defa gördü ama surata bakınca tarlabaşı torbacılarına 2 kuruşluk mal için sakso çeken müptezel görüyorsun durumu anladı kadın zaten ama teyze hala susmuyor olsun bunların kanında var bunlar var ya bunlar hepsini hadım edeceksin falan diyor içimden diyorum kesin bunu uyutup siktiler zamanında deli orospu çocuğu yaa bak hala gözümün önüne geliyor parayı verdim çıktım gittim eczacı karı teyzeye laf anlatıyordu uzaktan kesiyorum ruh hastası
submitted by maliunveren to KGBTR [link] [comments]


2019.10.08 16:16 BatuhanBolatt ZOMBOLA BOMBALA HAKUNA MATATA

ZOMBALA BOMBALA HAKUNA MATATA AMUDA KALDIRAGA ZiMBABVE NiJERYANE DANS UZMANI KiM JONG UN BACISINA KALKAN TRUMP IN AMCASININ OĞLU BLADE iN YEĞENi CEZALANDIRICI 7T TERMiNATÖR TURBO TONY TUTANKAMON TANER TOLGA TARLACI METERiN HEM ARKADAŞI HEM DE AYNI ZAMANDA BiR NUMARALI DÜŞMANI KAFES DÖVÜŞÜ UZMANI FLOYD VE MC GREDOR UN BiR NUMARALI DÜŞMANI FBI AJANSI YANGINDA 150 kişiyi kurtaran aynı Zaman'da halk kahramanı SURVIVOR şampiyonu Kıbrıs Girne Amerikan Üniversitesi mezunu 4 yıl kadınlara kuğu bale dansı öğreten Nijerya'n asıllı beyaz tenli ama zenci pis suratlı düzücü gizli Rus Ajanı iddaa UZMANI kedi bakıcısı Saç ekimi aynı Zaman da Yamyamane dans UZMANI pilot BAŞKANAN VE AYNI ZAMANDA MiLLETVEKiLi ADAYI SERKAN AYDIN IN KANKASI NiHAT DOĞANIN VOLTRAN KANKASI ACUN ILICALININ BELALISI AYNI ZAMAN DA ESKi KANKASI PAPAYU YiNE GiNELi ABORJiNZiMBABWE KENYA FiLDiŞi SAHiLiNiN iLK YERLiSi CNN BREAKiNG NEWS iN HABERCiSi NUSRET KASAP IN takS DA Ki RAKiBi SiNCAP EĞiTiCiSi TÜRKiSH PLAYBOY keladams IN TÜRK ŞUBESi ANAOKUL ÖĞRETMENi KREŞ ÇOCUK BAKICISI MOR KAFALI FBI AJANI Müfettiş GADFET zumbala bumbala yamyamane afrikane papauyine gine nijeriyani zimbabve hakuna mata ta dansçısı Cnnbreakings news in vazgeçilmez adamı kim jong un bacısına itekleyen obamanın mektup arkadaşı Bush un eski dostu Trump ın yeğeni Floyd un taks da ki rakibi MMA CONOR MC GREDOR UN YAKIN ARKADAŞI WWE AMERiKAN GÜREŞÇiSi iDDiA UZMANI DREAM LEUGE SOCCER DELiSi KIZLARIN KUĞU BALERiNE DANS HOCASI UKRANYA VE BEYAZ RUSYA NINPRENSi ANKARANIN GÖZ BEBEĞi KÖPEK YARIŞI UZMANI CEZALANDIRICI BLADE JOKER MOR KAFA 150 kişiyi yangından kurtaran muz adam Görkemi kumara alıştıran ruletçi pokerci meyhaneci kerhaneci jamaikan asıllı kolombiyalı uyuşturucu çetesi tipli pzevengo diablo nun düşmanı havai fişekçi lolita avcısı kızların kahramanı Zabıta polis amiri emniyet müdürü vali hakim avukat aynı zaman da Türkiye nin başbakanı 8T Muz cumhuriyeti dansçısı Kerimcan Durmazın belalısı italyan mafyası taner sins işte karşınızda
submitted by BatuhanBolatt to KGBTR [link] [comments]


2019.09.26 10:56 Dtkombayci Kalbedur'un Son Savaşına Giden Yol

I
Hiçbir kahraman bembeyaz değildir,
Tıpkı hiçbir kötünün kapkara olmadığı gibi.
Yüzleri birbirine dönük değildir ,
Ay ve güneş gibi..
Kahramanları açığa çıkaran,
Acıları, tutkuları ve yaşanmışlıkları ve tüm grilikleridir..
Ve bir kahramanın doğması için belki de bir güneş tutulması gerekir.
Dinleyin küçüklerim ,
Ve ibret alın onların hikayesinden,
Kötünün iyisinin destanıdır bu.
Onların adı Ehven-i Şers!!
II
Bir büyücü...
Geçmişinde karanlık bir sır saklı.
Çocukluğu kıskançlık içinde geçmiş Redoran'ın,
Hep kardeşi Rederick'in gölgesinde yaşamış.
Çocukluktan mı yoksa kıskançlıktan mı bilinmez,
Bir göl kenarında küçük kardeşini boğulmaktan kurtarmamış.
O günden bu yana Redoran hep yarım,
Hep eksik..
Arafta kalmış..
Bu yolculuğa çıkarken belki tek arzusu,
Kendi farkında olmasa bile,
Küçük kardeşini geri kazanmakmış.
Kulaklarında çınlayan o sesi susturmak için;
'Artık.. Artık yüzmeyi pek sevmiyorum Redoran..'
III
Sürgün edilmiş bir kral..
Babası katledilip sürgüne gönderildi,
Vergan'ın tek gerçek varisi,
Son erkek ejder ruhunun taşıyıcısı,
Sylvarın çocuğu;
Theodred Sylvergan..
Yüzünü eriten,
Sevdiğini kaçıran,
Tahtına çöreklenen kötülüğü kovmak,
Ve yeniden Kalbedur topraklarına barış getirmek için,
Yemin etti..
Vergan bir daha masum kanı dökmeyecek!
IV
Bir savaş rahibi..
Torz'un yetim çocuklarının kahramanı,
İyi yürekli ve sadık Zales,
Kralına yardım ederken tek bir düşü var,
Kocaman bir masanın etrafında ,
Torz'un yetim çocuklarına ziyafet çekmek..
Düşü gerçekleşir mi bilinmez ama,
Zales kedini yeniden bulacak..
Bu kesin...
V
Repeldum'da buldu sürgündeki kral ve sadık dostu,
Tüm yolu beraber yürüyecekleri bu yarım kalmış büyücüyü..
Önce Repeldum'un ormanlarından geçtiler,
Geçmişten gelen düşmanlarıyla yüzleşti Redoran.
Horus'ta kolsuz bir cüce yenildi,
Fakat Zales bir bacak kaybetti..
Torz'un dağlarında Sarhoş bir büyücü,
Geri getirdi kopan uzvu..
Ve yol kudretli Berez ağacına kadar sürdü.
Vardıklarında Berez'e;
Ne büyücü aradığını buldu,
Ne de kral kendisine vaat edileni..
Yanıp tutuştuğu intikam yerine
Küçük bir dost yitirildi
Berez'in derinliklerinde..
VI
Her ne kadar acıtsa da dostun gidişi,
Kralın arayışı son bulmamıştı..
Redoran rehberliğinde koyuldular yola,
Bir gemi ararken gitmek için Relendel'e
Kaptan Büyükşapka ve tayfası çıktı karşılarına..
Bakmayın adının heybetine;
Cesareti kadar olsaydı şapkasının boyu
Ancak serçe parmağının ucuna uyardı..
Bir korkak gibi denizin dibini boyladı kaptan,
Redoran büyükşapkayı başına taktı;
Ve işte Kalbedur denizlerine yakışan bir kahraman,
Yaşasın Kaptan Büyükşapka!
VII
Koskoca denizi aştılar,
Yükselen kayaları geçtiler,
Fakat bedeli çok ağır oldu..
Yükselen kayaların sırrını çözebilmek için,
Canını ortaya koydu Redoran.
Ve böylece ulaştılar Berg'e..
Yaralı büyücüyü kurtarmak için girdiler,
Şifalı olduğu rivayet edilen mağaraya..
Bilmeceleri çözdüler,
Tuzakları geçtiler,
Canavarları yendiler;
Fakat, iskelet kapıların önünde,
Yitip gitti Redoran...
Elinde tüy bir kalem,
Ve dostlarını en güvendiği kişiye emanet ederek..
VIII
Henüz acılarını bile yaşayamadan Theodred ve Zales
Gözlerini bembeyaz karla kaplı bir ormanda açtılar
İki büyücü çıktı karşılarına,
Biri eski Vergan'dan tanıdık bir yüz; Angoras.
Diğeri ise, Redoranın onları emanet ettiği; Kuzgun Ged.
Bilge bir adamdı Angoras,
Ve aradıklarını çok yakında bir güneş tutulmasında,
Elain'in tepesinde bulacağını söyledi Kral'a;
Hem aşkını hem de intikamını..
Yolları uzandı dağın tepesine,
Ejder ruhları sarılıp dans ederken birbiriyle,
Kalbinden vazgeçen Kuzgun Ged,
Zelenar'ı zamanın boşluğuna mühürledi..
Ölüme kavuşmadan yaşlı Angoras,
Eski dostu Büyük Ged'in emanetlerini kullandı..
Böylece hem Theodred'in aşkı kurtarıldı,
Hem de Kuzgun zamanın derinliklerinden geri çağrıldı.
IX
Angoras giderken,
Vaktiyle ona emanet edilmiş olan;
Ateşin çocuğu Eredun vardı dağın ucuna.
Angorası yitirmenin öfkesikle,
Kolunu aldı yiğit Zales'in..
Büyük aşkını tekrar gidişiyle yıkılan Kral,
Kaldırdı başını üzüntüsünden,
Ve durdurdu ateşin oğlu Kızıl Omuz'u..
Gerçekleri dinleyen Eredun pişman oldu ettiğinden,
Yardım elini uzattı yiğit Zales'e,
Ve düştüler yola;
Kurak topraklara doğru..
Yardıma muhtaç olandan,
Yardım istemek için..
X
'Kapıları açın, benim ben!
Kapıları açın, benim ben Kadvel!'
Derler ki sesi hala Pandemonium'da yankılanır Kadvel'in,
Belki kapılardan içeri sokamadılar onu,
Belki Eredun'un arzuladığı yadigar,
Kuzgunun oldu..
Ama hem Yiğit Zales'in kolu,
Hem de eski bir dostun dönüşü için umut bulundu..
Tekrar Berg'e yol aldı bu ehven ekip,
Ve Kadvel'den alınan yadigarın yardımıyla;
Öngörülemez kaderin karşısında,
Ölümün karanlığından geri geldi Yeşil Redoran..
Gelir gelmez dostunun derdine düşüp,
Yiten uzvu geri getirdi,
Fakat her yitene engel olamazdı..
Ged'in ihanetine engel olamayacağı gibi.
Çok arzuladığı yadigarın gitmesiyle,
Çılgına dönen Kızıl Omuz,
Tüm grubu yok edebilirdi;
Eğer bilge Angoras'ın ruhu yetişmeseydi..
Kulaklarında çınlayan ses,
Eredun'u kendine getirdi;
'Güçlen ve kinlen Eredun,
Karşında dağlar duramasın!
Ama o dağlar arkadaşların değil'
XI
Tekrar karışmadan karanlığa,
Son bir iyilik daha yaptı,
Bilge Angoras bu eski tanıdıklara..
Birden açıldı iskelet kapılar gümbürdeyen bir sesle,
Ve çok önceden Berez'de kaybedilmişi geri getirmek için,
Geçtiler kapılardan..
Fakat kayıp dost yerine,
İyilik bilmez,
Karşılıksız hiçbir yardımda bulunmaz,
Habis bir yadigar buldular..
Özleneni geri getirmek için,
Küçük kardeşinin içindeki parçasını feda etti Yeşil Redoran,
Ve kontrolüne aldı Ruh Yadigarı'nı..
Yadigar çıkarken yerinden,
Adeta dünya sarsıldı temelinden..
Ve koca bir taş aldı Yiğit Zales'i,
İçlerinde bu acıyla düştüler tekrar yola,
Önce bir doğa büyücüsü katıldı aralarına..
Kaybı döndürmekti vaadi,
Ve daha önceden umursanmayan küçük adam Neymor,
Bu kez nedendir bilinmez ihtimam gösterildi ona,
Ve katıldı bu yolculukta onlara..
Onun da tek amacı kardeşini diriltmekti,
Yitirilenler ve yeni gelenlerle dönüldü gemiye,
Ve yeniden buyurdu Kaptan Büyükşapka;
'Yelkenler fora!'
XII
Yitenleri geri getirmekti arzuları bu yolda,
Süreleri giderek daralırken..
Saggard limanına demirledi gemi.
Masum sanılanları kurtarıp yola devam edecekken;
Bir cadının tuzağında buldular kendilerini,
Yadigarın yardımıyla,
Kurtarıldı ateşin çocuğu..
Her ne kadar ağır olsa da bedeli,
Gölgelerden geri çekmek için Eredun'u,
Cadının çocuklarının ruhları yadigara feda edildi..
İşte böyle başladı kararmaya Redoran'ın yeşili..
XIII
Azalırken yitip gidenlerin zamanı,
Hiç durup dinlenmeden sürdüler atlarını..
Tekrar Berez'in dallarının altına varana dek.
Tek başına girdi Redoran içeri,
Düşünde ona fısıldananın gerçekliğinden emin olmak için.
Ve önce o gördü,
İlk yitirilenin yeniden döndüğünü.
Küçük dostu dönmüştü kralın,
Fakat hala eksik olan tamamlanmalıydı;
Zales'i geri getirmek için hızlandı adımları.
Fakat en zoru ,
Yanlarında o olmadan geçmekti,
Yetimlerin toprakları Torz'u..
Bedelinin neye mal olacağını bilmeden,
Yol verdi yetimler kral ve dostlarına..
Böylece devam ettiler hiç durmadan Repeldum'a..
XIV
Doğa büyücüsünün yardımıyla geri geldi Yiğit Zales,
Ve verdiği sözü tuttu Redoran,
Getirdi kardeşini geri,
Küçük adam Neymor'un..
Bir pusula verdi Rumor Redoran'a,
Bulması için en özlem duyduğunu.
Ve pembe ağaçlarla alakalı,
Bir öğüt fısıldadı kulağına.
Tüm gidenler dönmüş ,
Fakat diyar hala tehlikedeyd.i
Şarkta yükselen kötülüğe,
Artık bir son verilmeliydi..
Hazırlanmak için savaşa,
Bir ordu ve güçlü yoldaşlar gerekliydi,
Altı diyarın varisi, tek gerçek krala..
XV
Güçlen ve kinlen diyen Angoras'ın sesi,
Hala kulaklarındaydı Kızıl Omuz'un.
Savaş için daha fazla güç gerekliydi..
Güçlü bir yadigarın ,
Yowark'ta kadim bir büyücüde olduğu söylenirdi..
Onu almak için başladı hazırlıklar,
Limandan ayrılmadan iki yeni dost katıldı tayfaya;
Ağır bir hastalığı olan Alvin,
Ve küçük kızı Faelin..
Yola çıktığında Ehven adındaki gemi,
İçindeki kimse bilmiyordu onları Yowark'ta ne beklediğini..
Deniz fenerine vardığında,
Su yadigarının koruyucusu,
Yaşlı elf Eolin'i buldu karşısında..
Yadigarı değil belki ama,
Bir dost kazandılar bu fenerin altında,
Eolin de katıldı gruba,
Ve hep birlikte çıktılar;
Küçük adam Neymor'un bahsettiği,
Pembe ağaçlı topraklara..
XVI
Helgen yolunda ilk kez gördüler,
Gölge diyarın yöneticisi;
Küçük çocuk Volundur'u..
Fakat ayırt edemediler,
Gerçek mi yoksa bir rüya mı olduğunu..
Geçip pembe ağaçlı ormanı,
Vardılar Helgen'in huzurlu topraklarına..
Buradan sessizce ayrılmaktı umutları,
Fakat koca bir ordu çıkageldi,
Gümbürdeyip, yıkarak ağaçları..
Kendi ordusu karşısındaydı Theodred'in,
Savaş beklerken herkes,
Tanık oldular gerçek bir kralın yükselişine..
Derler ki hala yankılanır Theodred'in sesi Helgen'de
'Vergan asla işgalci olmaz!
Vergan asla masumların canına kast etmez!
Vergan asla çocukları evsiz bırakmaz!
Vergan asla saldırmaz!'
Ve koca ordu kılıçlarını bırakıp,
Döndüler geldikleri yere..
XVII
Masum bir halk kurtarıldı bir savaşın yıkımından,
Artık Eolin sorumluydu Helgen tahtından..
Ayrılmadan bu pembe ağaçlı topraklardan,
Eredun çok istediği yadigarı kazandı..
Redoran ise içini paramparça edecek bir hikaye dinledi,
'Kayıp ruh Neymor aslında kimdi?'
Ayrıldılar Helgen limanından,
Pagret'e doğruydu yolları;
Bir ordu ve bir komutan bulmaktı,
Kralın amacı..
Pagret'te gemiden iki grup ayrıldı,
Alvin kızını alıp yanına ,
Bir çare aradı amansız hastalığına..
Tekrar buluştuğu zaman iki grup,
Kalmamıştı artık onun için hiç bir umut..
Redoran koluna girip uzaklaştırırken küçük Faelin'i,
Theodred, Zales ve Eredun gözyaşlarıyla yaktı cenazeyi.
Ve o zaman fark ettiler,
Repeldum ormalarını terk ettiklerini.
Kalplerinde bu kaybın hüznüyle,
Vardılar büyük komutan Çöl İblisinin yanına,
Bir satranç oyunuyla ikna ettiler onu yanlarında savaşmaya.
XVIII
Ayrılmak için döndüklerinde Pagret Limanı'na,
Gerçek bir kurt kargası çıktı karşılarına..
Hiç beklemedikleri bu haberci,
Kralı kahredecek o haberi fısıldadı kulaklarına.
İnanmak istemese de,
Annesinin ölümünü imliyordu;
Habercinin taşıdığı gazete..
İçinde bu acıyla,
Devam etti dostlarıyla yola..
Bu kez rehberleriydi,
Küçük Rumor'un verdiği pusula.
Böylece vardılar,
Pagret'in ilk sunağına..
Eski anılar buldu onları burada,
Büyük savaştaki hayal kırıklığını dinlediler,
Ve kral Pagantus'un,
Pagreti kurtarmaya gelmediğini öğrendiler..
İkinci sunakta kadim bir göz buldular;
Her şeyi gösteren,
Kendinden bir parça daha feda eden Redoran,
Gördü kralın annesini hala nefes alırken..
Kadim bir hapishanede olsa da;
Artık belliydi yeni rota..
Fakat gitmeden önce Old Tempest'e
İki sunak daha vardı girilecek,
Üçüncüde buldular toprak yadigarını..
Yenerek Kral Pagantustan kalan son parçayı,
Ele geçirdiler dördüncü yadigarı..
Son sunakta onları bekleyenin ne olduğu meçhuldü,
Sadece elinde yadigar bulunduranlar girebiliyordu kapılardan..
Ve sadece Redoran'la Eredun alındı içeri,
İlk önce Redoran karşılaştı en karanlık anılarıyla;
Yüzleşti kendiyle,
Kendine baktı kardeşinin gözünden,
Ve bir canavar buldu karşısında.
Öğrendi kendi lanetinin sonsuza dek kardeşini aramak,
Ve kayıp bir ruh olarak her seferinde yeniden onu diriltmek olduğunu..
Çıkarken hala aynı ses patlıyordu içinde..
'Senin ismin artık Redoran değil
O ismi artık hatırlamaycağım
İsmin Neymor olsun
Benimki de Rumor
Git ve beni kurtar'
XIX
Redoran'ın içinde büyük bir acı,
Theodred'in annesini kurtarma umuduyla,
Old Tempest'e doğru çıktılar yola..
Kurtarmasına kurtardılar onu ,
Fakat sanki boş bir kabuktu..
Karanlık bir büyünün etkisindeki annesini,
Helgen'e geri getirdi Theodred..
Ve bir çözüm bulununcaya dek,
Emanet etti eski dost Eolin'e..
Bir komutan bulunmuş ,
Fakat hala bir orduya ihtiyaç vardı..
Toplamak için Torz'un yetimlerini,
Zalesin önderliğinde ,
Düştüler yeniden yola..
Vardıklarında gördükleri korkunçtu;
Yetimler yürürken darağacına,
Zalesin aklı başından uçtu.
Koskoca ordunun arasına tek başına dalacaktı,
Gizemli bir yabancı durdurmasaydı onu..
Hem yetimleri kurtarmak,
Hem de yeni yetimlerin oluşmasına mani olmaktı,
Alqutile dene bu yabancının amacı..
Fakat güç her zaman çare olmaz,
Eredun'un ateşi düşmanla birlikte yaktı,
Torz'un yetimlerini..
Ve koca bir ordunun ruhunu çekerek tamamladı Redoran,
Yeşilin siyaha geçişini..
XX
Anlattığına göre bir görevi vardı Alqutile'in;
Çıkmıştı Pagret'ten yola masumların kralını seçmek için..
Belki de tahta çıkma vakti gelmişti Theodred'in.
Ama Old Tempeste tekrar gitmeden önce,
Herkes son kez veda etmeliydi evine.
Önce Redoran vardı Repeldum'a,
Yıkılmış evi çıktı karşısına.
Kana bulanmıştı her yer,
Tüm dostlarının yok edildiğini düşündü Siyah Redoran;
Ve karanlık iyice sardı onu.
İntikam yeminleri ederek habis yadigarla bir oldu.
Ve tekrar döndü buluşmak için sözleşilen yere,
Kral ve Kızıl Omuz bir mezarlığa yol aldı Vergan'da.
Önce yüce kral Theodor ve genç varisi buluştu,
Öğrendikleri içini bulandırsa da Theodred'in;
Krallığın hakkı olup olmadığını öğrenmeye,
Düşecekti o da yollarına Old Tempest'in..
Eredun'sa buldu annesini uzun yıllardan sonra,
Ve öğrendi gerçek ateşin çocuğu olduğunu;
Babası bir ateş ruhu olan kudretli Kaladrun'du..
Ve kolunda taşıdığı yadigar onun ruhuydu.
Vakit dolup buluşma yerine dönmeden,
Bir mesaj bırakmak istedi kral ,
Vergan halkına kendisinden.
Ve şehrin en görünen tavernasının kapısına,
Çizdi eski Vergan aslanını..
Ayrıldılar sessizce doğdukları topraklardan,
Ve buluştular çıkmak için yeniden yola..
XXI
Alqurile'in rehberliğinde vardılar,
Bu kez Old Tempest'e..
Fakat bu eski hapihsane,
Hiç beklemedikleri sürprizlerle doluydu.
Eredun gürleyen sese koştu,
Ve hiç yenilmemiş olanı karşısında buldu..
Redoran karşısında Kuzgun'un silüetini gördü,
İçindeki iyiliğin çalınmasından son anda kurtuldu..
Atalarının odasında ihaneti buldu,
Sylvar kanının tek varisi.
Yerde omurgasına saplanmış bir kılıçla dinledi,
Kadim kral Pagantus'un neden Pagret'e yetişemediğini,
Babasının intikamını almaya gelen Alqutile'den,
'Kraal Theodred!' diye gürleyen sesi yankılandı,
Old Tempestin koridorlarında Alqutile'in;
Okurken mektubunu yetimlerin..
Daha bitmemişti sınavı Kral Theodred’in,
Bir seçim yapmaya zorladı onu;
Atalarının en karanlık olanı,
Kurgesh’te yükselen kötülüğün yaratıcısı..
Başlarına gelen herşeye rağmen,
Eğmediler karanlığa başlarını,
Redoran nasıl bulduysa içindeki iyiliği.
Theodred de öyle seçti karanlık yerine bilgeliği,
Kol kola çıktılar taht odasından ..
XXII
Sadece kötülük değildi onları bekleyen bu zindanda;
Ateşin çocuğu Eredun,
Babası Kaladrun’un kardeşi,
Hiç yenilmemiş olanı, Kunesh’i buldu..
Onu da katıp yanlarına çıktılar ateşli topraklara doğru,
Ateşin varisi Nimbus’u bulmaya..
Yardım dilendi ateşin varisinden,
Ve ilk kez yenildiğini kabul etti Kunesh..
Ateşlerin arasından kara bir ejder yükseldi gökyüzüne,
Ve alındı Eredun’un elinden ölüm..
Kunesh kalbini ve bedenini yaktı kızıl omuz’un,
Ölümden azade kıldı onu,
Küllerinden yeniden doğdu sırtında alevden kanatlarla..
Artık bir anka kuşu olduğu ispatlarcasına..
XXIII
Büyük savaştan önce son duraklarıydı uçan dağlar,
Bir kurt kargasının sırtında vardılar Anzahar’a.
Ulu sekizler meclisine katılmaktı emelleri,
Şarktan gelen kötülüğü durdurmak için .
Meclisin çoktan hükmünü kaybettiğini gördüler,
Geri dönüp kendi savaşlarını kendileri vermeyi düşündüler..
Fakat Anzahar onlara farklı sürprizler hazırlamıştı,
Önce Redoran kaybettiği minik dostlarına,
Ve namı kendinden büyük bir müttefike kavuştu..
Ardından karanlık bir ayinde buldular kendilerini,
Theodred ay tutulmasından beri ilk kez gördü sevdiğini..
Karanlığa karanlıkla karşılık vermeye çalışanlar,
Aralarken ruhlar odasının kapısını;
Birden çıktı içerden,
Varisin zamana mühürlenen düşmanı.
Son karşılaşmadan bu yana ,
Sadece güçlenmedi kral ve dostları..
Birbirlerini öyle iyi tanıdılar ki,
Tek bir vücut gibi hareket ederek;
Alaşağı ettiler düşmanı..
Kapıların ardını tek gören Redoran’dı,
Boş bir odanın içinde buldu tüm arananları..
Önce gölge diyarın yöneticisi Volundur çıktı karşısına,
Gitmek istediği yer aslında kalbinin aradığından farklıydı.
Önce bilge Angoras seslendi ardından,
Daha sonra kalbinin en çok aradığını buldu ruhlar odasında..
Küçük kardeşini görür görmez ,
Silindi dünyayı kurtarma fikri gözünden..
Feda edip içindeki yadigarı,
Rederick’i alıp dışarı çıkardı..
Tüm yolculukta aradığını buldu Redoran,
Bırakmak istemese de arkadaşlarını;
Korumalıydı artık bunca emek ve acıdan sonra,
Ölümün elinden kurtardığını..
XXIV
Elinden tutup kardeşinin,
Uzaklaştı Redoran..
Kral yazıp mektuplarını,
Gönderdi tüm dostlara..
Yanlarına ilk katılan,
Her ne kadar değiştirse de suretini,
Kuzgun oldu..
Aslında ne başlarına gelenlerden,
Ne de kayıplarından sorumluydu..
Hep beraber düştüler yola,
Beklediler gelecek müttefikleri,
Helgen’in ormanlarında..
Soğuk topraklar cevap vermedi çağrıya,
İlk gelen ise Çöl İblisi oldu..
Kral en çok onun cevabından emindi,
İkinci gelen intikamını alıp;
Yüreğini soğutan Alqutile oldu..
Gördü Theodred’in kibrinden arındığını,
Ve yanında saf tuttu..
Ardından tanıdık bir sesin şarkısı çınladı,
Helgen’in pembe ağaçları arasında,
Redoran ve Rederick göründü çalıların ardından..
Onsuz savaş olmazdı,
Zaten o da dostlarını yalnız koymazdı..
Elinde krala bir hediyeyle çıkıp geldi eski dost..
Redoranın dönüşünün ardından ,
Evvelinde onlarla yolları ayrılan;
Doğa büyücüsü Bibror ve dostları çıkageldi.
Redoranın küçük dostları da onlara eşlik etti.
Ormanları çınlatan ayak sesleriyle,
Hiç yenilmemiş olan Kunesh kulak verdi çağrıya..
En son çıkagelenler ise beklenmeyenlerdi,
Farklı zırhları içinde koca bir ordu ,
Helgen sınırlarında belirdi..
XXV
İşte böylece gelindi beklenem savaşın kıyılarına,
Henüz yaşanmamış bir savaşın destanı yazıldı bu satırlarda,
Şarkta yükselen kötülüğe karşı koyacaklar onlar;
Bir Kral,
Altı diyarın tek gerçek varisi,
Son erkek ejder kanı,
Sylvar soyunun son temsilcisi,
Theodred Sylvergan...
Bir Simyacı,
Ruh yadigarının son taşıyıcısı,
Ölümün kapılarından geçip geri gelen,
Kardeşini kurtarmak için,
Diyara ve zamana kafa tutan,
Ve küçük Rederick’e sonunda kavuşan,
Yeşil Redoran..
Bir Savaşçı,
Torz’un yetimlerinin kahramanı,
Savaş tanrısının ihanetiyle,
Kendi yolunu bulan,
Bir doğa ruhuna dönüşüp,
Kendini yeniden yaratan,
Yiğit Zales..
Ve Ateşin Çocuğu,
Nam-ı diğer Kızıl Omuz,
Timba’nın yok edicisi,
Ateş yadigarının taşıyıcısı,
Kaladrun’un oğlu,
Yenilmez Kunesh’in yeğeni,
Ölüm elinden alınan,
Eredun..
Toplamda ne iyi, ne kötü..
Onlar kahramanlar
Onlar Ehven-i Şers!!
submitted by Dtkombayci to ehvenisers [link] [comments]


2019.06.11 16:17 fragmanlife Hercai Dizisi Oyunculari Yapimcisi Yonetmeni Konusu Kanali ozeti

Hercai Dizisi Oyunculari Yapimcisi Yonetmeni Konusu Kanali ozeti Çok yakında ekranlara yeni bir dizi daha geliyor. Adı Hercai olan dizi 2019-2020 yeni sezonunda izleyici ile buluşacak. Güçlü kadrosuyla dikkat çeken ‘Hercai’de Gülçin Santırcıoğlu, Macit Sonkan, Tansu Taşanlar, Oya Unustası, İlay Erkök, Servet Pandur, Edip Saner, Güneş Hayat, Gülçin Hatıhan, Aydan Burhan ve İnci Şen başlıca rolleri paylaşıyorlar.
Hercai Dizisi Oyuncuları Karakterlerine göz atacak olursak; Miran Aslanbey, Reyyan Şadoğlu, Yaren Şadoğlu, Azat Şadoğlu, Gül Şadoğlu, dedeleri Nasuh Şadoğlu, Reyyanın babası Hazar Şadoğlu, Annesi Zehra Şadoğlu, Miranın eşi Gönül Aslanbey ve Miranın Annesi, Cihan ve Handan Şadoğlu ise Yarenin anne babası olarak Hercai dizisinin kadrosunda bulunuyorlar. İşte resimlerle Hercai dizisi oyuncu kadrosu:
Hercai dizisi oyuncu kadrosunda kimler var? Karakterleri Hercai dizisi oyuncu kadrosunda kimler varHercai dizisi oyuncu kadrosunda tüm karakterler
Hercai dizisi oyuncu kadrosu
Bizde bu konumuzda sizler için Hercai Dizisi Oyuncuları Yapımcısı Yönetmeni Konusu Kanalı Özeti çıktığında Fragmanı ve Hercai dizisi nerede çekiliyor sorularına cevap vermeye çalışacağız. Hemen başlayalım Hercai dizisi hakkında detaylı bilgiler vermeye..
Atv’nin yönetmen koltuğunda Cemal Şan’ın oturacağı Mia Yapım imzalı Hercai dizisinin kesinleşen oyuncuları: Akın Akınözü – Miran Ebru Şahin – Reyyan Gülçin Santırcıoğlu – Sultan Aslanbey Macit Sonkan – Nasuh Ağa Oya Unustası – Gönül İlay Erkök – Yaren Tansu Taşanlar – Azad Serhat Tutumluer – Reyyanın babası Hazar Edip Saner Serdar Özer – Cihan Şadoğlu Ayda Aksel – Azize Ebrar Demirbilek – Gül Şadoğlu Güneş Hayat – Esma Feride Çetin – Reyyanın annesi Zehra Gülçin Hatıhan – Handan Şadoğlu Aydan Burhan – Hanife İnci Şen – Nigar
Hercai Dizisi Reyyan’ı canlandıran Ebru Şahin Kimdir? Reyyan Hercai dizisinin kadın başrolü. Reyyan annesinin ilk evliliğindendir. Bu yüzden gerçek Şadoğlu değildir. Ama Miran bunu bilmediği için Reyyanla evlenerek Şadoğlu ailesinden intikam almayı planlar. Reyyan ise Miran’ın ona olan hislerini aşk zanneder. Reyyan ona aşık olur ancak zamanla Miran’da ona aşık olacaktır.
Hercai dizisinde Reyyan karakterini Ebru Şahin canlandırıyor. Ebru Şahin 1994 doğumludur. Atölye Craft Kamera Önü Oyunculuk ‘ta oyunculuk eğitimleri alan güzel oyuncu bu zamana kadar bir çok reklam filmi ve dizi de yer almıştır. Ebru Şahin Babam ve Kan Parası filmlerinde rol aldı.
Hercai dizisinin başrolü olan Ebru Şahin’in daha önceki dizileri ; Savaşçı, Yasak Elma, İstanbullu Gelin. Güzel oyuncu Hercai dizisinde Reyyan’ı canlandıracaktır. Hercai dizisinde Reyyan kendini şöyle anlatıyor; ” Ben mucizelere inanırım, aşka hercai kelebeklere, ne zaman hayal kursam hoyrat bir el dağıtır hepsini. Ben Reyyan Şadoğlu Kaf dağının ardındaki masal prensesi bir kötü devin esiriyim. Bir gün bitecek bu esaret ve o gün başlayacağım kendi güzel masalımı anlatmaya. ”
Hercai Dizisi Miran’ı canlandıran Akın Akınözü Kimdir? Miran Hercai dizisinin başrolü. Miran küçüklükten intikam hırsıyla büyütülmüştür. Bu yüzden de kimseyi sevmeyi düşünmemiştir. Reyyan’ı ilk gördüğünde aşk kalbindeki çatlaktan yüreğine sızar. Ama o bunun farkına varamaz. O Reyyanla evlenerek Şadoğlu ailesini cezalandıracağını düşünür. Ancak Reyyan Şadoğlu kanından değildir bakalım bu bilgiyi ne zaman öğrenecek Miran?
Hercai dizisinde Miran karakterini canlandıran Akın Akınözü Kimdir? Akın Akınözü 1990 yılında doğmuştur. Akın Akınözü oyunculuk üzerine eğitimler almıtşır. Azrail isimli bir kısa filmde rol almıştır. Akın Akınözü Arkadaşlar İyidir, Payitaht Abdülhamid ve Aslan Ailem dizilerinde rol almıştır.
Hercai dizisinde Miran Aslanbey kendini şöyle tanıtıyor; ”Yüreğimin bir yanı aşk bir yanı intikam. Öyle çok nefret var ki içimde, sevmeyi bilmiyorum dedim hep. Oysaki aşkın bir küçücük çatlaktan sızıp kök salabileceğini bilmiyordum.”
Hercai Dizisi Gülçin Santırcıoğlu Kimdir Hangi Rolde Oynayacak? Hercai dizisinde Sultan karakterini canlandırıyor. Sultan Miran’ın annesidir. Miran’ın intikam planında onun yardımcıdır. Şadoğlu ailesinden intikam almak için Gönül’ü sakinleştirme görevi de ona düşer.
Aslanbey ailesinin konağında Hanımağa Azize’nin entrikacı gelini Sultan’a ise Gülçin Santırcıoğlu hayat verecek. Hercai dizisinde Gülçin Santırcıoğlu Sultan karakterini canlandıracak. Ekranlarda yeni bir Hürrem Sultan rüzgarı esecek. Hercai dizisinde rol alan Gülçin Santırcıoğlu Kimdir? 1977 yılında İzmir de dünyaya gelen oyuncu Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Opera Şan bölümü mezunu oldu. 2002 yılında İstanbul’a geldi ve Gül Sabar’dan şan eğitimi aldı. Çeşitli gruplarda solistlik yaptı. Sonrasında şan eğitmenliği yaptı.
2005 yılında rol aldığı Türev filmi Altın Portakalda en iyi film ödülü aldı. Dizi oyunculuğunun yanı sıra dizi müzikleri seslendirdi. Elveda Rumeli, Doktorlar, Sensiz Yaşayamam, Bir Çocuk Sevdim, Böyle Bitmesin, Osmanlı Tokadı, Kara Ekmek dizilerinde rol aldı.
Hercai Dizisi Macit Sonkan Kimdir Hangi Rolde Oynayacak? Hercai dizisinde Nasuh Ağa sert kişiliği ile dikkat çekiyor. Reyyan için gelen kısmeti yani Miran’ı Yaren’le evlendirmek istese de bunu başaramaz. Çünkü onun için Miran Aslanbey iyi bir kısmettir ve öz torunu bu kısmetle evlensin ister.
Mardinli iki ailenin etkileyici hikâyesini konu alan dizide Şadoğlu sülalesinin lideri Nasuh Ağa’yı ise Macit Sonkan canlandıracak. Macit Sonkan Kimdir? 1953 İstanbul doğumlu. Güzel Sanatlar Tiyatro Oyunculuk bölümü mezunudur. 1978 yılında hem tiyatrolarda hem sinema televizyonlarda rol almaya başlamıştır. Macit Sonkan bu zaman kadar tiyatro oyunculuğunun yanı sıra 40 ı aşkın dizi ve filmde rol aldı.
Hercai Dizisi İlay Erkök Kimdir Hangi Rolde Oynayacak? Hercai dizisinde Yaren karakterini canlandıracak. Yaren Miran’a aşıktır ve kendisinin olacağı gelinliğin içinde Reyyan’ı görmek onun Reyyandan nefret etmesine sebep olmuştur. Yaren onun ihanete uğradığını ilk gecenin ardından geri gönderileceğini bilmesine rağmen susar ve intikamını bu şekilde almıştır. Annesi onun her yanlışını ört bas ettiği için Yaren her seferinde daha büyük yanlışlar yapmaktadır.
Hercai dizisinde İlay Erkök Yaren karakterini canlandıracak. İlay Erkök Kimdir? 1993 yılında İstanbulda rol almıştır. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı tiyatro bölümü mezunudur. 2013 yılında Güneşi Beklerken dizisi ile oyunculuğa adım atmıştır. Bir süre Tolga Çevik’in asistanı olarak çalıştı. İnadına Aşk ve Hayatımın Aşkı dizilerinde rol aldı. Şimdi de Hercai dizisinde Yaren karakterinde rol alacak.
Hercai Dizisi Oya Unustası Kimdir Hangi Rolde Oynayacak? Hercai dizisinde Gönül karakterini canlandıran Oya Unustası dizi de Miran’ın amcasının kızıdır. Onunla evlenmek zorunda bırakılmıştır ancak Gönül onu sevmektedir. Miran ise içindeki kin ve intikam duygusundan dolayı kimseyi sevmeyi düşünmemiştir. Gönül Miran’ın bir gün kendini sevme ihtimaliyle yaşarken onun Reyyan ile düğününe katılmak zorunda bırakılır.
1988 yılında İstanbulda dünyaya geldi. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Flüt Bölümü mezunudur. Ayla Algan’dan oyunculuk ve sahne sanatları eğitimi aldı. Kaybedenler Kulübü, Diriliş Ertuğrul, Kalbim Ege de Kaldı dizilerinde rol aldı.
Oya Unustası Kaybedenler Kulübü, İzmir Çetesi, Sevdaluk, Beyaz Karanfil, Kalbim Egede Kaldı, Masum Değiliz ve Diriliş Ertuğrul dizilerinde rol aldı. Oya Unustası dizisi yeni dizisi Hercai dizisinde Gönül karakterini canlandıracaktır. Gönül Miran’ın Şadoğlu ailesinden Reyyan ile olmasını hiç istemez. Ancak engel olamaz.
Hercai dizisi Azat Şadoğlu Kimdir? Tansu Taşanlar Bilgileri Tansu Taşanlar Hercai dizisinde Azat rolünü canlandırıyor. Azad Reyyan’a aşıktır. Reyyan ile evlenme planları kurarken bir gün Miran’ın gelip Reyyanı istemesi üzerine tüm hayalleri yıkılır. Reyyan’ı Miran’dan ayırmak için çabalasa da bunu başaramaz. Reyyan’ın aşkıyla yanmaktadır.
Hercai dizisinde Azat rolünü canlandıran Tansu Taşanlar 1984 yılında Ankara’da doğmuştur. Selçuk Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nde okumuştur. 2008 yılında ilk kez Küçük Kadınlar dizisinde rol almıştır. Vatanım Sensin, Analar ve Anneler, Kara Para Aşk, Veda,Muhteşem Yüzyıl, Yalancı Bahar, İzmit Çetesi ve Bir Bulut Olsam dizilerinde rol almıştır.
Hercai dizisi çocuk oyuncusu olan Gül Şadoğlu kimdir kim canlandırıyor TIKLA…
Hercai Azize Aslanbey Kimdir Ayda Aksel Bilgileri Azize Hanım Hercai dizisinde Aslanbey ailesinin en büyüğüdür. 3 oğlunu 2 gelinini toprağa vermiştir. Onların intikamını almak için tam 27 yıl önce intikam yemini etmiştir. Bu intikamı almak için Miran’ı küçüklükten beri intikam hırsı ile büyütür. Azize Hanım yıllar sonra Miran’ın Reyyan ile evlenmesi sonucu intikamını alacağını düşünür.
Hercai dizisinde Azize Hanım’ı canlandıran Ayda Aksel 1962 İstanbul doğumludur. Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro Bölümü mezunudur. Ayda Aksel’in rol aldığı yapımlar; Üç İstanbul, Yaprak Dökümü, Yıldızlar Gece Büyük, Kurtuluş, Kıvılcım, Çekirdek Aile, Halk Düşmanı, Adı Aşk Olsun, Hatırla Sevgili, Esir Kalpler, Ev Alma Komşu Al, Kördüğüm, Zengin Kız Fakir Oğlan, Bir Erkeğin Anatomisi, Cumhuriyet, Kaçıklık Diploması, Sınav, Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm, Bir Avuç Deniz, Mandıra Filozofu, Gönülçelen ve Poyraz Karayel gibi bir çok projede rol almıştır. Son olarak Tutsak dizisinde rol aldı.
Hercai Hazar Şadoğlu Kimdir Serhat Tutumluer Bilgileri Hercai dizisinin Hazar Bey’i Şadoğlu Ailesi’nin en büyük erkek evladıdır. Hazar Şadoğlu babasının üzerine söz edemez. Hercai dizisinde babasından sonra sözü geçen isimdir. Dürüst, çalışkan, sevilen, sayılan, güven duyulan bir insandır.
Hercai dizisinde Hazar Bey’i canlandıran Serhat Tutumluer 1972 yılında Eskişehir’de doğdu. Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro bölümünde okudu. 1995-1997 yılları arasında Ankara Devlet Tiyatrosu’nda çalıştı. İstanbul’da kurucularından biri olduğu Talimhane Tiyatrosu’nda oyunlar oynamaktadır. Başarılı tiyatrocunun rol aldığı diziler; Çaylak, Esir Kalpler, Ezo Gelin, Ay Işığı, Kül ve Ateş, Umutsuz Ev Kadınları, Filinta, Oyunbozan, Vatanım Sensin dizilerinde rol aldı.
Hercai Handan Şadoğlu Kimdir Gülçin Hatıhan Bilgileri Hercai dizisinde Handan rolünü canlandıran oyuncu Gülçin Hatıhan ilk tiyatro eğitimini M.S.M.’de aldı. Gülçin Hatıhan Kocaman Ailem, İstanbullu Gelin, Poyraz Karayel, Suskunlar, Avrupa Avrupa Bir Günah gibi son yıllarda oynadığı dizilerdir.
Handan Şadoğlu kendini şu şekilde tanıtıyor. ” Hem ağa kızıyım hem ağa gelini. Şanıma yakışır bir erkek doğurdum bu konağa. Şadoğlu soyu benim oğlumun üzerinden yürüyecek. Eksiğim yok belki fazlayım bile bu konağa. Kendi tahtımı yaptığım gibi kendi bahtımı da bırakmam şansa.”
Hercai Zehra Şadoğlu Kimdir Feride Çetin Bilgileri Hercai dizisi Zehra Şadoğlunu canlandıran oyuncu Feride Çetin. Feride Çetin 1980 doğumludur. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV Sinema Bölümü’nden mezun oldu. İngilizce, Almanca ve İspanyolca dillerini bilen Feride Çetin oyuncu, çevirmenlik, gazetecilik yaparken, yönetmenliğini üstlendiği 15 kısa filmi de bulunmaktadır. 13. Uluslararası Altın Koza Film Festivali’nde En iyi Kadın Oyuncu ve 17. Ankara Film Festivali’nde Umut Veren Genç Kadın Oyuncu ödüllerini almıştır.
Hercai dizisi Zehra Şadoğlu kendini şöyle tanıtıyor. Parada mülkte gözüm olmadı benim. Geç oldu ama yüzüm güldü Çok şükür. Bir eş verdi bana iki de kız. Mutluyum ama içimde inceden bir sızı var. Korkuyorum diyor. Önce küçük kızının vurulması sonra da Reyyanın konaktan gidişi ile yüreği parçalanan Zehra hanım dizinin en hüzün dolu karakteri..
Hercai Cihan Şadoğlu Kimdir Serdar Özer Bilgileri Hercai dizisinde Cihan karakterini canlandıran oyuncu Serdar Özer. Serdar Özer Kimdir? 1980 İstanbul doğumludur. Oyunculuk kariyerine Hekimoğlu dizisi ile başladı. Küçük Kadınlar, Emret Komutanım, Kaderimin Yazıldığı Gün, Bana Sevmeyi Anlat, Cesur ve Güzel, Kızlarım İçin dizilerinde oynadı.
Cihan Şadoğlu Yaren ve Azat’ın babasıdır. Nasuh’un oğlu Hazar’ın kardeşidir. Cihan Ağa olmak için hırsı var içinde.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2018.12.22 15:04 jchillbruh Gerçekler...

"CHP'nin tek parti diktatörlüğünde ne yapıldı Allah aşkına?"
"CHP'ye soruyorum; Yahu senin bu memlekette dikili bir ağacın mı var?"
"Bu cibilliyetsiz partinin bu ülkeye hiçbir katkısı olmamıştır"
"CHP iktidarında bu ülkede bir taş üstüne taş kondu mu?"
"Biz bu CHP'nin cemaziyülevvelini (tüm geçmişini) biliriz, hiçbir eserleri, emekleri yoktur bu ülkede" -Erdogan
Hala daha Erdoğanın Atatürk düşmanı oldugunu düşünmeyen var mı?
CHP'nin Türkiye Cumhuriyeti tarihinde tek başına iktidarda bulunduğu dönem sadece 1923-1950 arasıdır. Diğer zamanlarda çok kısa ve eli kolu bağlı koalisyon dönemleri olmuştur. Bunlarda toplam 5 seneyi bile bulmaz. Aslında Tayyip Erdoğan'ın saldırdığı ve karaladığı dönem 1923-1950 arası Atatürk ve İsmet İnönü dönemleridir.
İktidarın hazmedemediği CHP'nin tek başına iktidar olduğu dönemde yaptıkları ve eserleri:
1923 - Cumhuriyet Halk Partisi Kuruldu. (9 Eylül 1923)
1923 - CHP Genel Başkanlığına Mustafa Kemal Atatürk seçildi. (11 Eylül 1923)
1923 - Ankara Başkent ilan edildi. (13 Ekim 1923)
1923 - Cumhuriyet ilan edildi (29 Ekim 1923)
1923 - Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu kuruldu.
1924 - Hilafet kaldırıldı.
1924 - Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) kabul edildi.
1924 - İlköğretim zorunlu hale getirildi.
1924 - Lozan Antlaşması yürürlüğe girdi.
1924 - Gölcük'te ilk tersane ünitesi kuruldu.
1924 - Devlet Demiryolları kuruldu.
1924 - İstanbul - Ankara arasında ilk yolcu uçağı seferi yapıldı.
1924 - Türkiye İş Bankası kuruldu.
1924 - Türk Kadınlar Birliği kuruldu.
1924 - Ankara ilk planlı şehir olarak tanzim edildi.
1924 - Cumhurbaşkanlığı Orkestrası kuruldu.
1924 - Türkiye Tütüncüler Bankası kuruldu.
1924 - İlk milli sigorta Anadolu Sigorta faaliyete geçti.
1924 - Bursa'da Karacabey Harası kuruldu.
1924 - Milli Sahne Ankara'da ilk tiyatro olarak kuruldu.
1924 - Topkapı Sarayı müze olarak ziyarete açıldı.
1924 - Türkiye Cumhuriyeti yazılı ilk madeni para tedavüle çıktı.
1924 - Atatürk'ün önerisiyle ismini de verdiği Cumhuriyet Gazetesi yayına başladı.
1925 - Danıştay kuruldu.
1925 - Türk Hava Kurumu (Türk Tayyare Cemiyeti) kuruldu.
1925 - İstanbul'da Liman İşleri inhisarı kuruldu.
1925 - Osmanlı'da köylülerden alınan Aşar Vergisi kaldırıldı.
1925 - Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü kuruldu.
1925 - Sanayi ve Madenler Bankası kuruluş kanunu kabul edildi.
1925 - 1920'de Atatürk tarafından kurulan Anadolu Ajansı, Anonim Şirkete dönüştürüldü.
1925 - Ticaret ve Sanayi Odaları Kanunu kabul edildi.
1925 - Gazi Orman Çiftliği kurulmaya başlandı.
1925 - Eskişehir Cer Atölyelerinde demiryolu malzemesi üretecekbirimler hizmete girdi.
1925 - Adana Mensucat Fabrikası üretime başladı.
1925 - Türkiye'nin ilk betonarme köprüsü Menderes Nehri üzerine yapıldı.
1925 - İlk Cumhuriyet altını basıldı.
1925 - Adana ve Bergama Müzeleri açıldı.
1925 - Tayyare Cemiyeti'nin katkılarıyla Ankara'da Türk yapımı ilk planör uçuruldu.
1925 - Şeker Fabrikaları kurulmasına ilişkin kanun kabul edildi.
1926 - Demir Çelik Sanayiinin kurulmasına ilişkin kanun yayımlandı.
1926 - Uluslararası saat ve takvim uygulanmasına başlandı.
1926 - Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girdi. Kanunla kadın erkek eşitliği sağlandı.
1926 - Türk Telsiz Telefon Şirketi kuruldu.
1926 - Eskişehir Uçak Bakım İşletmesi açıldı.
1926 - Yabancı gemilere tanınan ayrıcalıkları kaldıran Kabotaj Kanunu yürürlüğe girdi.
1926 - İlk şeker fabrikası Alpullu Şeker Fabrikası işletmeye açıldı.
1926 - Ankara otomatik telefonu işletmeye açıldı.
1926 - İstanbul'da inşaat demiri üreten ilk haddehane açıldı.
1926 - Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri kuruldu.
1926 - Amasya, Sinop ve Tokat Müzeleri açıldı.
1926 - Kayseri Uçak ve Motor Fabrikası açıldı. (1950'li yıllarda Adnan Menderes hükümetince kapatılana kadar bu fabrikada toplam 112 savaş uçağı üretildi.)
1926 - Bakırköy Çimento Fabrikası kuruldu.
1926 - Uşak Şeker Fabrikası işletmeye açıldı.
1927 - Teşviki Sanayi Kanunu kabul edildi.
1927 - Bünyan Dokuma Fabrikası hizmete girdi.
1927 - Ankara - Kayseri demiryolu açıldı.
1927 - Emlak ve Eytam Bankası kuruldu.
1927 - İstanbul Radyosu yayınlarına başladı.
1927 - Samsun - Havza - Amasya demiryolları açıldı.
1927 - Bursa Dokumacılık Fabrikası açıldı.
1927 - Eskişehir Bankası kuruldu.
1927 - Ankara Arkeoloji Müzesi ve Sivas Müzesi kuruldu.
1927 - Okullarda karma eğitime geçildi.
1927 - İlk basketbol ligi düzenlendi.
1927 - Köy Öğretmen Okullarından ilki Kayseri'de açıldı.
1927 - Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kağıt parası tedavüle çıkarıldı.
1927 - İzmir Müzesi açıldı.
1927 - Ankara'da Çocuk Sarayı açıldı.
1927 - İlk düzenli radyo yayını İstanbul'da gerçekleştirildi
1928 - Laiklik Cumhuriyetin temel ilkesi olarak kabul edildi.
1928 - Anadolu Demiryolu Şirketi yabancılardan satın alındı.
1928 - Haydarpaşa-Eskişehir-Konya ve Yenice-Mersin Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1928 - Ankara Çimento Fabrikası açıldı.
1928 - Türk Halkına okuma-yazma öğretmek için Millet Mektepleri açıldı. 1936'ya kadar 16-45 yaş arası yaklaşık 3 milyon kişiye temel eğitim verildi.)
1928 - Ankara Numune Hastanesi açıldı.
1928 - Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü kuruldu.
1928 - Türk Eğitim Derneği (TED) Atatürk'ün koruyuculuğunda Ankara'da kuruldu.
1928 - Türk Vatandaşlığı Yasası kabul edildi.
1928 - İstanbul Bomonti'de Türk Mensucat Fabrikası hizmete girdi.
1928 - Amasya - Zile demiryolu açıldı.
1928 - Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki hakkındaki kanun kabul edildi.
1928 - Malatya Elektrik Santralı açıldı.
1928 - İlk defa Kadınlar Mahkemelerde Avukat olarak görev aldılar.
1928 - Kütahya - Tavşanlı demiryolu açıldı.
1928 - İstanbul'da Üsküdar, Bağlarbaşı ve Kısıklı'da tramvay hatları açıldı.
1928 - Ankara'nın ilk büyük oteli Ankara Palas açıldı.
1928 - Gaziantep'te Mensucat Fabrikası işletmeye açıldı.
1929 - Mersin- Adana demiryolu yabancılardan satın alındı.
1929 - Ankara ile İstanbul arasında telefon konuşmaları başladı.
1929 - Ayancık Kereste Fabrikası açıldı.
1929 - Trabzon Vizera Hidroelektrik Santralı hizmete girdi.
1929 - İstanbul'da Fatih-Edirnekapı tramvay hattı hizmete girdi.
1929 - Anadolu-Bağdat, Mersin- Tarsus Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1929 - Haydarpaşa Limanı yabancılardan satın alındı.
1929 - Kütahya- Emirler, Fevzipaşa-Gölbaşı demiryolları açıldı.
1929 - Deniz Ticaret Kanunu kabul edildi.
1929 - Paşabahçe Rakı ve İspirto Fabrikası hizmete girdi.
1929 - Yeni Türk harfleriyle ilk posta pulları basıldı.
1930 - Ankara - Sivas Demiryolu Hattı ulaşıma açıldı.
1930 - Kadınlar Belediyelerde seçme ve seçilme hakkı kazandı.
1930 - Mecidiyeköy Likör ve Kanyak Fabrikası açıldı.
1930 - Ankara'da Ziraat Enstitüsü kuruldu.
1930 - Kayseri - Şarkışla demiryolu açıldı.
1930 - Türkiye Gazeteciler Birliği kuruldu.
1930 - İstanbul Galata Köprüsü'nden 70 yıldan beri alınan köprü geçiş ücreti kaldırıldı.
1930 - Ankara Etnografya Müzesi halka açıldı.
1931 - Bursa- Mudanya demiryolu yabancılardan satın alındı.
1931 - Gölbaşı - Malatya demiryolu açıldı.
1931 - 10 ilde Bölge Sanat Okulları açıldı.
1931 - Çocuk Esirgeme Kurumu kuruldu.
1931 - Tekel Genel Müdürlüğü kuruldu.
1931 - Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kuruldu.
1931 - Uluslararası ölçü birimleri kabul edildi.
1931 - Türk Tarih Kurumu kuruldu.
1932 - Devlet Sanayi Ofisi (DSO) kuruldu.
1932 - Samsun- Sivas demiryolu açıldı.
1932 - Diyarbakır Tekel Rakı Fabrikası işletmeye açıldı.
1932 - Sanayi Teşvik Kanunu ile toplam 1473 işletme teşvikten yararlandırıldı.
1932 - İzmir Rıhtım İşletmesi yabancılardan satın alındı.
1932 - Türkiye Sanayi Kredi Bankası kuruldu.
1932 - Kütahya - Balıkesir demiryolu açıldı.
1932 - Ulukışla - Niğde demiryolu açıldı.
1932 - Halkevleri açıldı. (1951'de Demokrat Parti-Adnan Menderes hükümetince kapatıldıklarında 478 Halkevi, 4322 Halk Odası vardı.)
1932 - Türk Dil Kurumu kuruldu.
1932 - Türkiye Milletler Cemiyetine üye oldu.
1933 - Eskişehir Şeker Fabrikası açıldı.
1933 - Sümerbank resmen faaliyete geçti.
1933 - İstanbul - Ankara arasında düzenli uçak seferleri başladı.
1933 - Adana-Fevzipaşa demiryolu açıldı.
1933 - Ulukışla - Kayseri demiryolu açıldı.
1933 - Yerel Yönetimlere finansal yardım için İller Bankası kuruldu.
1933 - İstanbul Üniversitesi kuruldu.
1933 - Zonguldak Yatırım Bankası ve Kayseri Milli İktisat Bankası kuruldu.
1933 - Havayolları Devlet İşletmesi kuruldu.
1933 - Samsun- Çarşamba demiryolu hattı yabancılardan satın alındı.
1933 - Halk Bankası kuruldu.
1933 - Ankara'da Yüksek Ziraat Enstitüsü açıldı.
1934 - Bandırma- Menemen- Manisa demiryolu yabancılardan satın alındı.
1934 - İlk Türk Operası sahnelendi.
1934 - Kadınlar birçok Avrupa ülkesinden önce genel seçimlerde seçme/seçilme hakkı kazandı.
1934 - İzmir -Kasaba demiryolu yabancılardan alınarak devletleştirildi.
1934 - Keçiborlu Kükürt Fabrikası üretime başladı.
1934 - Soyadı Kanunu kabul edildi.
1934 - Turhal Şeker Fabrikası açıldı.
1934 - Isparta Gülyağı Fabrikası üretime başladı.
1934 - Kayseri Uçak ve Motor Fabrikasında yapılan ilk uçağın deneme uçuşu yapıldı.
1934 - Basmane (İzmir) - Afyon demiryolu yabancılardan satın alındı.
1934 - Sümerbank Bakırköy Bez Fabrikasının açılışı yapıldı.
1934 - İlk Süttozu Fabrikası Bursa'da açıldı.
1934 - Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası işletmeye açıldı.
1934 - Demiryolu Elazığ'a ulaştı.
1935 - Haftasonu tatili Cumartesi - Pazar olarak kabul edildi.
1935 - Aydın Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1935 - Amortisman Sandığı kuruldu.
1935 - MTA Enstitüsü kuruldu.
1935 - ETİBANK kuruldu.
1935 - Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. kuruldu.
1935 - Türkkuşu kuruldu.
1935 - İstanbul Rıhtım Şirketi yabancılardan satın alındı.
1935 - Ankara'da troleybüs hattı işletmeye açıldı.
1935 - Fevzipaşa - Ergani - Diyarbakır demiryolları açıldı.
1935 - İlk Arkeolojik kazılar Alacahöyük'te başladı.
1935 - Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası üretime başladı.
1935 - Zonguldak Türk Antrasit Fabrikası işletmeye açıldı.
1935 - Afyon - Isparta demiryolu açıldı.
1935 - Sümerbank Kayseri Dokuma Fabrikası'nın açılışı yapıldı.
1935 - Ankara Mamak'ta Gaz Maskesi Fabrikası açıldı.
1935 - Ayasofya müze olarak ziyarete açıldı.
1935 - Ankara'da Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi açıldı.
1936 - Kabotajın Deniz Yolları İdaresi'ne geçmesi sağlandı.
1936 - Ankara Çubuk Barajı açıldı.
1936 - Motreux Boğazlar Sözleşmesi imzalandı.
1936 - Çanakkale ve İstanbul Boğazlarında askerden arındırılmış bölgelere Türk askerleri yerleştirildi.
1936 - Ankara'da Devlet Konservatuarı açıldı.
1936 - Edirne-Sirkeci Şark Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1936 - Haydarpaşa Numune Hastanesi hizmete girdi.
1936 - Sümerbank Malatya İplik ve Bez Fabrikası kuruldu.
1936 - İzmit Kağıt ve Karton Fabrikası hizmete girdi.
1936 - Elazığ Şark Kromları İşletmesi kuruldu.
1936 - İzmir Enternasyonal Fuarı açıldı.
1936 - İzmir Havagazı Şirketi yabancılardan satın alındı.
1936 - İstanbul Telefon Şirketi yabancılardan satın alındı.
1936 - SEKA'nın İzmit'teki fabrikasında ilk kağıt üretildi.
1936 - Ankara 19 Mayıs Stadyumu hizmete açıldı.
1937 - Sümerbank Konya Ereğlisi Dokuma Fabrikası üretime başladı.
1937 - Ziraat Bankası Kanunu kabul edildi.
1937 - Kozlu Kömür İşletmeleri yabancılardan satın alındı.
1937 - Çatalağzı - Zonguldak demiryolu açıldı.
1937 - İstanbul Resim Heykel Müzesi açıldı.
1937 - Ankara'da ilk Bira Fabrikası kuruldu.
1937 - Toprakkale - İskenderun demiryolu yabancılardan satın alındı.
1937 - Ankara'da Motorlu Tayyarecilik Okulu açıldı.
1937 - Urfa'da Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliği açıldı.
1937 - Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası açıldı.
1937 - Denizbank kuruldu.
1937 - İstanbul ve Trakya Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1937 - Diyarbakır - Cizre Demiryolu açıldı.
1937 - Yozgat Termo-Elektrik Santralı hizmete verildi
1938 - Gemlik Suni İpek Fabrikası açıldı.
1938 - İzmir Telefon Şirketi yabancılardan satın alındı.
1938 - Ankara Radyoevi hizmete girdi.
1938 - Divriği Demir Madenleri üretime başladı.
1938 - Bursa Merinos Fabrikası faaliyete geçti.
1938 - Murgul Bakır İşletmeleri satın alındı.
1938 - Türk askerleri Hatay'a girdi.
1938 - Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü kuruldu.
1938 - Devlet Havayolları Genel Müdürlüğü kuruldu.
1938 - Eskişehir İspirto Fabrikası açıldı.
1938 - İstanbul Elektrik Şirketi yabancılardan satın alındı.
1938 - Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) kuruldu.
1938 - Sivas - Erzincan demiryolu açıldı.
1938 - Giresun'da Fiskobirlik kuruldu.
1939 - Ergani Bakır İşletmesi hizmete girdi.
1939 - Karabük Demir Çelik Kok Fabrikası üretime başladı.
1939 - İstanbul'da yabancıların işlettiği Tramvay Şirketi tesislerini hükümete devretti.
1939 - İstanbul'daki Tünel İşletmesi tüm tesislerini hükümete devretti.
1939 - Bursa ve Mersin elektrik tesisleri devletleştirildi.
1939 - Adana Elektrik Şirketi devletleştirildi.
1939 - Sivas Demiryolu Makinaları Fabrikası kuruldu.
1939 - Aydın'da 4000 köylüye toprak dağıtıldı.
1939 - İstanbul'da İETT kurıldu.
1939 - Fransız askerleri Hatay'dan çıkartıldı, Hatay Türkiye'ye katıldı.
1939 - Karabük Demir Çelik Fabrikası Yüksek Fırınları hizmete girdi.
1939 - Ankara Havagazı Şirketi devletleştirildi.
1939 - Karabük Demir Çelik Boru Fabrikaları hizmete girdi.
1939 - Milli Piyango İdaresi kuruldu.
1939 - Unkapanı Atatürk Köprüsü açıldı.
1939 - İlk Türk denizaltısı Haliç'te denize indirildi.
1939 - Sivas - Erzurum demiryolu açıldı. (Cumhuriyetin ilk 15 yılında yapılan demiryolu 3.000 km.ye ulaştı.)
1939 - Tekirdağ Şarap Fabrikası hizmete açıldı
1940 - Kozabirlik kuruldu.
1940 - Türk Petrol Şirketi kuruldu.
1940 - Köy Enstitüleri kuruldu. (Toplam sayısı 21'i bulan köy enstitüleri 1954 yılında Adnan Menderes Hükümeti tarafından tamamen kapatıldı.)
1940 - İstanbul Radyo İstasyonu hizmete girdi.
1940 - Ereğli Kömür İşletmesi kuruldu.
1940 - Haliçte yapılan İkinci Türk denizaltısı donanmaya katıldı.
1940 - Taksim Gezi Parkı İstanbul'da açıldı.
1940 - Eğitim amaçlı Halk Odaları kuruldu. İlk etapta 141 Halk Odası açıldı.
1940 - Ankara'da Milli Halk Kütüphanesi Açıldı.
1940 - Garp Linyitleri İşletmesi kuruldu.
1941 - Gebere Barajı açıldı.
1941 - Petrol Ofisi kuruldu.
1941 - Türk Hava Kurumu Ankara'da uçak fabrikası kurdu.
1941 - THY Yurtiçi uçuş merkezlerini 11'e çıkardı.
1941 - Elazığ'da Cüzzam Hastanesi açıldı.
1942 - Ankara Etimesgut'ta üretilen ilk Türk uçağı deneme uçuşları yaptı.
1942 - Türk Devrim Tarihi Enstitüsü kuruldu.
1942 - İlköğretim seferberliği başladı.
1942 - Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü açıldı.
1942 - Dalaman ve Hatay Devlet Üretme Çiftlikleri kuruldu.
1942 - Bursa, Denizli, Mersin, Çorum ve Urfa'da Kız Sanat Enstitüleri açıldı.
1942 - İlk büyük Türk ilaç fabrikası Eczacıbaşı İlaç Fabrikası Levent'te açıldı.
1942 - Atatürk Devrim Müzesi açıldı.
1943 - Ticaret ve Sanayi Odaları, Esnaf Odaları ve Ticaret Borsası Kanunu kabul edildi.
1943 - Zonguldak - Kozlu demiryolu açıldı.
1943 - İstanbul'da Atatürk Bulvarı açıldı.
1943 - Ankara'da Gençlik Parkı açıldı.
1943 - Diyarbakır - Batman Demiryolu açıldı.
1943 - Seyhan Regülatörü açıldı.
1943 - Sivas Çimento Fabrikası açıldı.
1943 - İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü kuruldu.
1943 - İstanbul'da Yıldız Parkı açıldı.
1943 - Ankara Fen Fakültesi açıldı.
1944 - Türkiye Zirai Donatım Kurumu (TZDK) kuruldu.
1944 - İzmit Klor Alkali Fabrikası hizmete girdi.
1944 - İzmit Selüloz Fabrikaları işletmeye alındı.
1944 - Türk Hava Kurumu'nun Ankara'daki uçak fabrikasında 140 eğitim uçağı, ambulans uçakları ve çok sayıda planör üretildi. (Ankara, Kayseri ve Eskişehir'deki Uçak ve Uçak Motoru Fabrikalarının tamamı 1950'li yıllarda Adnan Menderes hükümeti tarafından kapatılmıştır.)
1944 - İzmit'te Gazete ve Sigara Kağıdı Fabrikası açıldı.
1944 - Yeşilköy'de yerli sermaye ile üretilen ilk Türk özel yolcu uçağının denemesi yapıldı.
1944 - Anıtkabir'in temeli atıldı.
1944 - İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) kuruldu.
1944 - Mersin Limanı hizmete açıldı.
1944 - Gaziantep Havaalanı açıldı.
1944 - Fevzipaşa - Malatya, Diyarbakır - Kurtalan demiryolu hizmete girdi.
1944 - Sakarya'da Ziraat Alet ve Makinaları Fabrikası üretime başladı
1944 - İzmir'de Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu açıldı.
1945 - Şirketi Hayriye devlet tarafından satın alındı.
1945 - Türkiye Birleşmiş Milletler'e kurucu üye olarak katıldı.
1945 - İskenderun Limanı hizmete girdi.
1945 - Türkiye ilk defa yerli ampul üretimine başladı.
1945 - Balıkesir, Van, Rize, Erzurum, Erzincan ve Çankırı'da lise ve enstitüler açıldı.
1945 - Çiftçiyi ve Köylüyü Topraklandırma Kanunu kabul edildi.
1945 - Ormanlar koruma amacıyla devletin mülkiyetine geçti.
1945 - İstanbul -Londra, İstanbul - Paris uçak seferleri başladı.
1946 - İş ve İşçi Bulma Kurumu kuruldu.
1946 - İşçi Sigortaları Kurumu yürürlüğe girdi.
1946 - İstanbul - Ankara arasında yataklı tren seferleri başladı.
1946 - Ankara Üniversitesi kuruldu.
1946 - Elazığ Tekel Şarap Fabrikası açıldı.
1946 - İstanbul ve Ankara Gazeteciler Cemiyeti kuruldu.
1946 - Türkiye'nin ilk çok partili seçimleri yapıldı.
1947 - Heybeliada Senatoryumu hizmete girdi.
1947 - İstanbul Açıkhava Tiyatrosu açıldı.
1947 - İşçi ve İşveren Sendikaları Kanunu kabul edildi.
1947 - Palu - Genç demiryolu açıldı.
1947 - Türkiye Dünya Sağlık Örgütüne üye oldu.
1947 - Rize Çay Fabrikası hizmete girdi.
1947 - Eskişehir Demiryolu Takım Fabrikası hizmete girdi.
1947 - İstanbul'da İnönü Stadyumu açıldı.
1948 - Köprüağzı - Maraş demiryolu açıldı. (Açılan son demiryolu hattı oldu, 1950 DP-Adnan Menderes hükümetinden itibaren demiryolu yapımları durduruldu.)
1948 - Çatalağzı Termik Santralı hizmete girdi.
1948 - Türkiye Milli Talebe Federasyonu kuruldu.
1948 - Milli Kütüphane hizmete girdi.
1948 - Ankara Etimesgut'ta kurulan Uçak Motor Fabrikası hizmete girdi.
1949 - Porsuk Barajı açıldı.
1949 - Emekli Sandığı kuruldu.
1949 - Türkiye İnsan Hakları Bildirgesini onayladı.
1949 - Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü kuruldu.
1949 - İstanbul'da Kartal- Yalova araba vapuru hattı açıldı.
1949 - Sümerbank Ateş Tuğla Fabrikası Filyos'ta açıldı.
1949 - Muş'ta Alparslan Devlet Üretme Çiftliği kuruldu.
1949 - Murgul Bakır İşletmeleri üretime başladı.
1949 - Türkiye Avrupa Konseyi'ne kabul edildi.
1: 1923 - 1950 arasında tüm bu eserler yaratılırken ve yatırımlar gerçekleştirilirken tek kuruş bile borç alınmamıştır. Borç alınmadığı gibi Osmanlı'nın bıraktığı Düyun-u Umumiye borçları da ödenmiştir.
2: 1929 -1932 arası Dünya tarihinde şu ana kadar yaşanan en büyük kriz olan "Dünya Ekonomik Bunalımı" dönemidir.
3: 1939 - 1945 arası tüm dünyanın yıkıma sürüklendiği II.Dünya Savaşı dönemidir. Bu dönemde tüm dünya kana bulanırken ve komşu ülkelerde bile milyonlarca insan ölürken, Türk vatandaşlarının burnu bile kanamamıştır. Kimin Demir ağlarla ördüğü çok net. faşist marş bile diyen olmuş Türkiye bir Türk devletidir kaç yıl olmuş hala bunu tartışıyoruz
submitted by jchillbruh to u/jchillbruh [link] [comments]


2017.07.09 21:23 Pruswa Türk muhalefetinin eleştirisi

Burada Türk muhalefetinin kendi amaçlarına zarar veren, veya ikiyüzlü, veya düpedüz aptalca hareketleri ve duruşlarından bahsetmek istiyorum. Önünüzde uzun bir yazı var, ondan üşenecekseniz hiç başlamayın.
CHP ile başlayalım. CHP'nin en büyük sorunu ne yaptığının, aynı zamanda ne olduğunun farkında olmaması. Bana çoğu zaman Kılıçdaroğlu'nun CHP'sinin bir stratejisi yokmuş, parti kendini rüzgara bırakıp sürüklenerek bir yere ulaşmaya çabalıyormuş gibi geliyor. Artık CHP de CHP'nin ne partisi olduğunu bilmiyor. Türkiye'nin birleştirici gücü. Takınmaya çalıştığı imaj, herhangi bir AB ülkesinde işe yarayabilecek bir imajken, maalesef Türkiye'de işe yarayabilecek bir imaj değil. Çünkü Orta Doğu halklarında birlik ve beraberlik duygusu, Batı'daki birlik ve beraberlik duygusundan çok daha farklı. Unutmayalım ki, milliyetçilik kavramı Batı kökenlidir. Orta Doğu halkları için vatandaşlık hep ikinci plandadır. Çok sık duyduğumuz bu Sykes-Picot Anlaşması'nın Orta Doğu'yu bir felakete sürüklemiş olduğu muhabbeti çoğunlukla doğrudur. Kendilerini farklı "milletler" olarak gören insanları, aynı sınırlar içerisinde toplayıp, bir bayrak ve bir kimlik altında birleşmelerini beklemek deliliktir. Orta Doğulular önce Müslüman(veya her neyse), ondan sonra ülkelerinin vatandaşıdırlar. Şii Iraklılar ve Sünni Iraklılar birbirlerini aynı milletin parçaları gibi görmezler, aynı şekilde Sünni Suriyeliler ve Nusayri Suriyeliler de kendilerini aynı bütünün parçası olarak görmez. Tipik bir İranlı Fars, olaya "Şii, Sünni, Zerdüşt, Hristiyan; hepimiz İranlıyız" diye bakmaz, "Fars, Azeri, Hazara, Arap; hepimiz Şiiyiz" diye bakar. Bu durum Türkiye'de de böyledir. Halk beraber, birlik olamaz, çünkü dini kimlikler milli bütünlüğün önüne geçer hep. Cumhuriyetin ilanından önce halkın dinlerine göre milletlere ayrıldığını hepimizin hatırlaması gerek; yüzyıllar boyunca bu topraklarda Müslüman Türkler ve Hristiyan Türkler ayrı milletler sayılırken, Müslüman Türkler ve Müslüman Yunanlar aynı milletten sayılıyordu. Orta Doğu halklarına göre ayrı sınırlar, ayrı bayraklar, ayrı hükümetler altında yaşayanlar değil, ayrı dinlere mensup olanlar yabancıdır. Ortalama bir Sünni Türke göre, Alevi bir Türk, Sünni bir Suriyeliden daha yabancıdır. Mezhebi ne olursa olsun, laik Türkler İslamcı Türklere göre yabancıdır, zimmidir, hatta mürteddir. Halkın zaten özünde ayrılmış olduğu bir ülkede CHP nasıl "birleştirici güç" rolünü üstlenebileceğini sanıyor, anlamıyorum. Orta Doğu'da kimlik siyaseti yapmadan bir yere varılamaz; Orta Doğuluların çoğu(siyasi partileri ne olursa olsun) zaten "bizi rahat bırakın da o bize yeter, biz de size dokunmayız o zaman" diye düşünmezler.
CHP'nin "herkesin partisi" olma eforları sadece bir işe yaramamakla kalmıyor, CHP'yi CHP yapan özellikleri de çöpe yolluyor. Daha önce de sordum, yine soruyorum. CHP bu ülkenin ne partisidir? Kamalist partisi midir? Sosyal demokrat partisi midir? Alevici partisi midir? Yoksa ılımlı İslamcı partisi midir? Kılıçdaroğlu sanırım CHP'nin temel oy veren kesiminin—envai çeşit solcu gruba mensup olmuş, yeri geldiğinde din siyaseti yapmış, etnik ayrılıkçılığa sempatiyle yaklaşmış kesimin değil—yani 3+1 evde oturup bir arabaya sahip olan ve siyasi görüşlerini "Atatürkçü" olarak özetleyen memur kesimin, CHP'ye neden oy verdiğini bilmiyor. Yolsuzluk, hırsızlık, baskı, adam kayırma, ona buna kuklalık; bunlar tabi ki de kötü şeyler, ve ortadan kaldırılmaları gerek. Fakat bunlara karşı olan nefret hiçbir CHP oy vereninin CHP oy vereni olmasının ana sebebi değil. CHP oy verenlerinin çoğu için bir şeyi temsil eder: Laiklik. Kılıçdaroğlu bunun bizim için olan önemini anlamıyor. CHP laiklik ilkesini gözden çıkarırsa, CHP'yi at gitsin zaten. Oy vereninin ne kadar büyük bir bölümünün böyle düşündüğünü bilmiyor. Açıkçası bunun için suçlanacak tek kişi de o değil, çünkü bahsettiğim kesimde bir partizanlık zaten yok. Kılıçdaroğlu'nun çevresi solcu, laikliği ikinci planda tutan, ana hedeflerini "insan hakları,eşitlik, barış, halkların kertenkelelelölöl" diye özetleyen tiplerle sarılı. Tabi ki de bu kişiler siyasal İslamcılara tercih edilebilir insanlar, fakat Kılıçdaroğlu bunların etkisinde kalarak CHP'nin laiklik ilkesinin ne kadar ciddiye alındığını göremiyor, ve laiklikten taviz vererek genel halkın sevgisini kazanmaya çalışıyor. Bu sadece CHP'yi CHP yapan bir özelliğin tarihe karışmasına sebep olmuyor, aynı zamanda işe de yaramıyor arkadaşlar. Bu çok basit bir denklem. AKP'nin ılımlı versiyonu olarak gözükerek, AKP'ye aşık bir toplumun sevgisini kazanamazsınız. "X" Türk milleti, "Y" de REİS olsun. Eğer X Y'yi seviyorsa, X'in sevgisini kazanmak için Y.2 olmanız gerekir, Y/2 değil. Şu anda Rusya'yla aşağı yukarı iyi geçinen REİS çıkıp bi de Putin'e posta koysa halkın sevgisini daha da kazanmaz mı? Kazanır. REİS özünü, esansını bir şahıs ne kadar çok benimserse, o insan Türk milleti tarafından o kadar çok sevilir. Matematiğim hiçbir zaman iyi olmadı ama ben bile bunu kafamda kurabiliyorsam, Kılıçdaroğlu kesinlikle kurmalı.
Partiyi geçtik, bi de oy verene gelelim. Bana kalırsa CHP oy vereni dört ana gruba bölünüyor; ulusalcılar, sosyal demokratlar, liberaller, ve apolitik Aleviler. Bu gruplar da kendi aralarında alt gruplara bölünüyor.
Her şeyden önce ulusalcı tayfanın beni büyük bir hayal kırıklığına uğrattığını söylemek istiyorum. İdeolojilerine dine bağlı gibi bağlı, bir takım fikirleri kayıtsız şartsız kabul etmeye dayalı bir grup olup çıkmışlar. Kamal'in ilahlaştırılmaya Menderes döneminde başladığının farkında değiller, yüz yıl önce yaşamış bir şahsın sünnetini oluşturmanın ne kadar gerici bir şey olduğunun hiç farkında değiller. Kendi vaktinde—bir çok danışmanının karşı çıkmasına rağmen—halkın aklına gelemeyecek yenilikler yapmış, kutsal gördükleri hilafeti yıkmış, başlarının üstünde tuttukları hocaları asmış, giydikleri kıyafetleri bile değiştirmiş Kamal'in en büyük özelliğinin ilericilik olduğunu hala çıkaramamışlar. Kamalistler sahip oldukları ideolojinin son yüzyıldan kaldığını ve ileri taşınması gerektiğini asla kabullenemiyorlar, Kamal bugün yaşasaydı ve takipçilerinin hala yüz yıl önceden geldiğini görseydi geçireceği travmayı hayal edemiyorlar. Aynı şekilde Kamal'in ikinci en büyük özelliğinin de pragmatizm olduğunu da bilmiyorlar. Kurtuluş Savaşı'nda savaşanların hepsini herhalde kendileri gibi laik, kültürel olarak Batılı insanlar sanıyorlar; halbuki büyük bir bölümü Kamal'in ileride yıkacağı hilafeti korumak için kendilerini ölüme atmış İslamcılar. Adam kendisi için savaşmış bir çok asker, siyasetçi, ve din adamını savaştan sonra temizliyor; vakti geldiğinde onlarla pragmatik bir ilişki kuruyor ve kullanma tarihleri dolunca da onlardan kurtuluyor. SSCB'den sayısız yardım alıyor; silah, cephane, para, her neyse. Savaş bitince onlara da siktiri çekiyor. Bu adamın askeri olduğunu iddia edenler bugün gelmiş "Ea orada HDP'liler var yav ben gitmem oraya" diye mızmızlanıyor. CHP'nin ülkede HDP dışında hiçbir müttefiği kalmamışken, HDP'li vekillerin içeri alınmasını alkışlıyor. Adamlara sorsan CHP batsın, yok edilsin, içeri alınsın, ülkede laiklik kalmasın; yeter ki HDP de bitsin. "Atam" dedikleri adamın nasıl bir pragmatist, nasıl bir stratejik deha olduğunu bilmiyorlar. Tabi onları da suçlamamak lazım; müfredata göre sırf iman gücüyle kovduk zaten düşmanı.
Bi de bunların arasında yollarını şaşırmış çomarlar da var. Yine laikliği ikinci planda tutanlar. Birinci planda tuttukları şey neymiş? Anti-emperyalizm. Emperyalizm hiçbirimizin hoşlanmadığı ve sonu gelmesi gereken bir şey, fakat bana sorarsanız dıştan gelen emperyalizm ve içten gelen emperyalizm arasında pek bir fark yok. Ha dış bir güç bizi sömürgeleştirmiş, ha bizi zimmi olarak görenler bizi ikinci sınıf vatandaş haline getirmiş; aradaki fark nedir? Fakat Perinçek ve tayfasına göre aradaki fark çok büyük... çok büyük, ve aynı zamanda Batı emperyalizmi kötü ama Rus emperyalizmi süper. Çoğu zaman FETÖ ABD için neyse, Perinçek de Rusya için oymuş gibi geliyor. Laik kesimin çoğunun benimsediği "REİS'i sevmesek de Gülen'e karşı destekleyelim" düşüncesini, "REİS'i sevmesek de Gülen var ondan REİS'i destekleyelim" haline getirmişler. Benim de katıldığım "REİS'e her konuda karşı çıkalım ama Gülen konusu ayrı, o konuda REİS'in arkasındayız" düşüncesine katılıyor gibi değiller, daha çok "Gülen diye bir şahıs var ondan her konuda REİS'in arkasındayız" diye düşünüyorlar. İdeoloji üzerinden değil de vatan-millet-Sakarya üzerinden siyaset yapmaya çalışırsanız sizden bir bok olmaz, buraya yazıyorum. Bu parti oyların %0,25'ini almış olsa bile, düşünce tarzlarının fazla yaygınlaştığını hissediyorum. Bu tehlikelidir. Türkiye'nin başındaki güç, bu ülkenin üzerine kurulduğu idealleri yerlerde sürüklerse, o zaten emperyalizmdir arkadaşlar.
Sosyal demokratlara ve diğer solculara geçelim. Bunlar genelde daha aklı başında, ama gerçekle son derece arası kopmuş bir kesimleri var bunların. Hala, hala, ve hala "A-a-ama ikna odalarıı..." diye takılan bir grup var. Artık bunlara ne diyeceğimi ben de pek bilmiyorum. Hala Dersim edebiyatı yapan var. Herhalde 20. Yüzyıl'da, medeniyetin beşiği olan topraklarda kalkıp Game of Thrones LARP'ı oynamaya çalışan aşiretlere gökten bomba değil de çiçek yağmasını falan bekliyorlardı. Kabilecilik iyi bir şey değil. Bu kadar basit bir şeyi oturup niye tartışıyoruz hala, anlamıyorum. Hiç merak etmiyorlar mı acaba bu hocalar, alimler zart zurt niye asılmış? Adam ciddi ciddi Selanikli Kamal geldi, fesleri beğenmedi, ondan milleti astı kesti sanıyor. Bu arkadaşlar keşke gidip mazlum Anadolu halkının Kamal'in xulümü gelmeden önceki haliyle bir konuşabilse, onlara feminizm ve ateizmden bahsedebilse. CHP'ye ülkede en çok oy veren üç yerden biri Ardahan'da bir ilçe, ikisi Hatay'da iki ilçe. Doğuda CHP'nin 0en çok oy aldığı ilçe Tunceli; Kamal'in bombalattığı, çay isteyip kola almış Tunceli. Bu yerler le elit kesim mi? Bu yerler çok mu liberal? Neden CHP'ye oy veriyorlar sizce? Geçmişte mazlum Anadolu halkı tarafından kıtır kıtır doğrandıkları için olabilir mi?
Sola gittikçe de yanılgılar artıyor. Bazı adamlar hala sanıyor ki ülkedeki laik kesimi işçiler, çiftçiler, bilmem ne temsil ediyor. Bu arkadaşların yaşadıkları paralel evrende AKP'liler "elit", zengin. Gidip tipik bir mavi yakalı çalışana REİS'i kötüleyin, bakalım olay yerini götünüzde kürekle mi tornavidayla mı terk ediyorsunuz.
"Biz okumuş insanlarız diyorlar. Biz sanatçıyız diyorlar, biz yazarız, biz sermayedarız, biz imtiyazlıyız diyorlar. Biz her şeyi biliriz, biz her şeyden anlarız diyorlar. Bizim oyumuzla Kayseri'deki Ahmet'in, Mehmet'i, çobanın oyu bir olmaz diyorlar... On yıllar boyunca bunlar Boğaz'a karşı viskilerini içtiler, Çankaya'da sefalarını sürdüler."
-Recep Tayyip "REİS" Erdoğan
Bakın bu bir gerçektir. Ülkenin laik kesimi budur. Ha istisnalar olabilir; koyu laikçi kasketli dayılar gerçekten de mevcuttur, veya babası yandaş bir firmanın sahibi alfa AKP'liler bulunabilir, ama yapılan her anket CHP'lilerin bu ülkenin en zengin kesimi olduğunu, gelir düzeyi azaldıkça AKP oylarının arttığını kanıtlıyor. Ve bu kötü bir şey değil. Çalışıp para kazanmak, akraba ilişkisi mahsulü olmamak, "elit" olmak; bunlar iyi şeyler. Uğruna çabaladığınız işçiler, emekçiler sapına kadar REİSçi. Neden olmasınlar ki? Açlıktan ağzı kokan, anasının dizi dışında bir dişiye dokunmamış adam "kızlı erkekli" ortamları gördükçe kuduruyor, çıldırıyor. Bahsettiğiniz kesim sosyal özgürlüğü sevmiyor, çünkü zaten ondan faydalanamıyor ki. Bende olmayan kimsede olmasın mantığıyla gidip basıyor oyu REİS'e. REİS yol yapıyor, köprü yapıyor, demir yolu, hava alanı, liman, her neyse. Bu adamlar neden şimdi REİS'e oy vermesin? REİS onlara materyal sunuyor materyal; elle tutulan şeyler sunuyor. Fikirleri, ideolojileri yiyemezsiniz, üstlerinde gezemezsiniz, içlerine binip uçamazsınız. Hayatının amacı sadece hayatta kalmak olan bu adamlar neden REİSçi olmasın soruyorum size? Ve maalesef bu halde olmalarının da tek sorumlusu kendileri. Benim ailemde de buram buram çorap kokan yerlerde doğup, iki üniversite bitirip kendilerini kurtaran insanlar var. Yapan nasıl yapıyor? Açıklayayım size, geri zekalı olmayarak yapıyor. Durum bu. Bu adamların çoğu oldukları haldeler çünkü mayaları onu götürüyor.
Bunlar militarizme karşıdır, bunlar milliyetçiliğe karşıdır, bunlar doğal seleksiyona karşıdır. Ee? Nasıl bir şeyleri değiştireceksiniz sayın solcular? Sizin sevip desteklediğiniz adamlar sizden tiksinir, sizinle en azından sosyal açıdan aynı görüşlere sahip olanları da siz sevmezsiniz. İnsanlık onuru kazanacak hede hödö. Nasıl kazanacak? Altın yürekli çocuklar görüyorum hep, kafaları da az çok çalışıyor, ama harcanmışlar. Beyinleri insan oğlunun aslında özünde iyi olduğuna ve bir gün hepimizin el ele tutuşup kırlarda çember kuracağımıza inanmak üzere yıkanmış. Oysa insan bir hayvandır; yemek için çalmaya, üremek için tecavüz etmeye, tehdit görünce de öldürmeye programlıdır. Bizi bunlardan alı koyan tek şey aklımızdır, düşüncelerimiz üzerine düşünebilmemizdir. Fakat maalesef uğuruna saçlarınızı süpürge ettiğiniz, kahvaltıda ekmek arası çay yiyen bu adamların çoğu bu yetiden yoksundur, diğer hayvanlardan çok da farklı değildir, sadece daha medeni insanlar bunları medeni olmaya zorladıkları için medeni taklidi yaparlar. Tekrar ve tekrar ve tekrar ve tekrar söylüyorum; bunlar katiyyen eğitilmezlerdir. Lütfen sizden nefret eden bu insanlar uğruna edebiyat yapmaya son verin.
Dediğim gibi, zaten laik her kesimin en büyük sorunu ne olduğunu bilmemek. Sadece CHP değil, CHP'liler de ne olduklarını bilmiyor. Adam oturmuş AKP'liler Rum dölü, sizin hocanız keşke Yunan kazansaydı dedi diye saçmalıyor. Hani Rum olmak kötü bi şey mi falan işin orasına girsek zaten çıkamayız bu adamlarla. Ama açık açık söylüyorum ki, CHP kaleleri hemen hemen her yönüyle Yunanlara Türklerin geri kalanına olduklarından daha yakındır. Zaten bu normal bir şeydir. İzmir'den Yunanistan'a yüzersin lan, ne bekliyorsun ki? Ulusalcılarla Yunanlar zaten aynı, aynı, aynı, tıpkısının aynısı. Karakterler farklı o kadar. Mesela benim dincilerin neden daha fazla takmadıklarını merak ettiğim bir konu, kıyı kesimindeki bazı Müslümanların Hristiyan türbelerine uğramaları. Sen böyle bir şey yapıyorsan zaten ülkenin %60'ına göre kafirsin, yabancısın. Buna rağmen CHP'lilerde hala Balkan ülkelerine karşı beslenen bir düşmanlık, bir biz öyle değiliz biz de sizin gibiyiz tavrı. Hilafeti yık, Latin alfabeleriyle yaz, demokrasi getir, şapka tak, rakıyı götür, karı kız, vals... ama biz aslında gerçek Müslümanız, siz din tüccarlığı yapıyorsunuz. Lan yürü git. Zaten böyle bi şey kimi nasıl şaşırtabilir hala anlamıyorum. Kamal Selanikli, silah arkadaşlarının %90'ı Rumelili, geri kalanlarının %90'ı batı Anadolulu. Şu anda bile 60 sene önce Almanya'ya gitmiş Türklerin çocuklarının bize konuştukları dili anlayamıyoruz; yüzyıllarca oralarda yaşamış Türklerin oranın yerlilerine daha çok benzemeleri çok mu tuhaf? Size garip mi geliyor bu şahısların halka dayattığı ideolojiyi benimseyen kişilerin Balkanlılara daha çok benzemeleri? Buna rağmen bu adamlar hala gelmiş Tayyip aslında Ermeni biz hakikiyiz diye sayıklıyor. Bi de Atatürk aslında Turan Türkçü Yörükoğlu ayran içiyordu hep diye sayıklayan bi kesim var. Git ya git.
Ha tabi oraya da geliyorum. Burada oturup solcuların sıkıntılarından sonsuza kadar bahsedebilirim; batı illerinde erkeklerin taşaklarını ezmeden oturmalarına ses çıkarırken doğu illerinde kadınların gördüğü muameleye laf etmemeleri, İslamcılar gibi "benim hislerimin başladığı yerde başkalarının hakları biter" mantığıyla hareket etmeleri gibi. Fakat Türkçü-Turancı tayfaya gelmemin de vakti geldi.
Bu adamlara nereden başlayacağım onu bile bilmiyorum. Değişik bir grup. Çoğu kişi Batı'daki altright akımına benzetiyor ama ben hiç sanmıyorum; onlar daha çok Perinçekçiler gibi geliyor. Bunlar en çok NatSoc tayfaya benziyor gibi. Eski kültürlere olan bir hayranlık, ulusu yüceltme ve (vatan haini olarak görülmeyen)herkese aile muamelesi yapma, bilime dayalı siyaset izleme(veya en azından bunu yapmayı isteme)... böyle gidiyor bu. Fakat bunları Türk siyasetinin büyük bir bölümünden ayıran şey, bazılarının—özellikle gençlerinin—rasyonel düşünce kapasitesine sahip, argüman yaratabilen, oturup adam gibi bir şey tartışabilen adamlar olmaları. Bunlar gerçekten de takım tutar gibi siyasi taraf tutan adamlar değiller, ve argümanları çoğunlukla akılcılığa dayalı; ülkenin %90'ının argümanları tamamen hislere dayalı. Adam çıkarıp sana bi haplogrup haritası gösterebiliyor en azından, ya da bak Çin yazıtları Kırgızları kızıl saçlı olarak tanımlıyordu diyebiliyor. Kamalistinden tut İslamcısına, solcusundan tut ülkücüsüne herkes sırf hisler üzerinden siyaset yapmaya çalışıyor, ne doğru hissediyorsa ona dadanıyor. Bu adamlar genelde öyle yetiştirildikleri için değil, okuyup bir takım fikirlere vardıkları için Turancı oluyor; zaten ülkede Turancı kaç aile var?
Sorunları maalesef vardıkları ideolojilerin kendilerinde. İdeolojiler diyorum çünkü kendi aralarında anlaşamıyorlar. Bildiğin Kamalist olup sırf Göktürk yazıtlarını beğendiğinden Turancı edebiyatı yapanından tut, tarihsel revizyonizmin amına koyup ironik olmadan kafatası ölçmeye çalışan Atsızcılara, onlardan tut bildiğin İslam Arapların işi Tengrici olalım bozkırlarda at sürelim boğazdan şarkı söyleyelim diye takılan gruba, bi de onlardan tut Tigir Er gibi iyice saykodelik gruplara kadar gidiyoruz. Fakat bunların içinde en tehlikelisi, bildiğin ülkücü olup, daha havalı olduğu için kendine Turancı diyen, ironik olmadan REİSçilik yapan grup. Bu grubu zaten İslamcılarla bir tutuyorum, onlara değinmek gereksiz. Diğerlerinden ilki zaten bahsettiğim Kamalist gruplardan pek farklı olmuyor. Geri kalanından bahsediyorum. Ne diyordum? Hah, ideoloji sıkıntı. Ve bunun yüzünden Turancıları suçlayamıyorum. Memlekette sarılacak doğru düzgün ideoloji yok ki. Çevrelerine bakıp tutunabilecekleri adam gibi hiçbir şey bulamayan gençler de bu gibi ideolojilere sarıyor.
Çoğu otoriteryen, ve bence sadece buradan kaybediyorlar zaten, ama oturup burada otoriteryenlik-liberteryenlik tartışması yapmak istemiyorum. Sadece kimliklerinin ve romantizmini yaptıkları şeylerin çoğunun gerçeğe dayanağı olmadığını söylemek istiyorum. Çoğu zaman bundan bahsedildiği anda bu adamlarda gördüğüm rasyonellik gidiyor, yerini [otistik ciyaklamalar] alıyor. Yapılan her türlü DNA testi, Türklerin diğer Türki halkların çoğuyla aşağı yukarı alakasız olduğunu kanıtlıyor. Bunlara karşı hep haplogrup çalışmaları sunuluyor; bakınız diğer Türki gruplarda şu haplogruplar varmış da bizde de görülmüşmüş, hatta ta Sibirya'daki Hiungnu mumyalarının içinden Türklerde bulunan haplogrup çıkmış. İyi, güzel de haplogrup dediğiniz şey sadece en eski babasal veya annesel atanızı gösteren bir şey, bütün etnisitenizi çıkarmıyor. Eğer J1 haplogrubuna ait bir Arapın İsveçli bir kadından bir oğlu olursa(:DDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDD) bu çocuğun Y kromozomu J1 olur, bu çocuğun da etnik İsveçli bir kadından oğlu olursa onun da taşıdığı Y kromozomu J1 olur, onun da etnik İsveçli bir kadından oğlu olursa onun da taşıdığı Y kromozomu J1 olur, ve onun da etnik İsveçli bir kadından oğlu olursa onun da taşıdığı Y kromozomu J1 olur. Bu çocuk etnik açıdan çoğunlukla İsveçli olsa bile, Y kromozomu ne olursa olsun J1 olarak kalır. Haplogruplar etnisite belirlemez. Onu belirlemek için en güvenilir test otozomal DNA testidir. Bunların hepsinde de Türkler Ermenilere, Gürcülere, ve komşularımız olan diğer etnik gruplara Orta Asyalılara benzediklerinden daha çok benzerler. Buna karşı üretilen bir argüman ise Oğuzların aslında hiç diğer Türkiler gibi olmadıkları, o yüzden Türklerin Kazaklara ya da Kırgızlara benzemiyor olmasıdır. Bu hemen hemen doğru; Türkmenler diğer Türkilere çok yakın değildirler, ve Türklere en yakın Türki halklardan biridirler... ama Türkler Ermenilere ve diğer Orta Doğululara Türkmenlere olduklarından bile daha yakın. Zaten Türkmenler Orta Doğululara genel olarak yakınlık gösteriyor.
Zaten bu şaşırtıcı bir şey değil, benzer olaylar tarihte çok sık görülmüştür. Kafkasya'nın kuzeyinden çıkıp Avrupa'nın çoğunu ve Asya'nın büyük bir bölümünü fetheden proto-Hint-Avrupalıların dilleri ve kültürleri fethedilen halklar tarafından benimsenmiştir. Sizce hem Hintler hem İskandinavyalılar gerçekten de birkaç bin yıl önce dünyaya yayılmış bir halkın soyundan mı geliyor? Ama dilleri benzer, dinleri bile benzer; Hinduluk, Yunan politeizmi, İskandinav politeizmi arasında sayısız benzerlik var. Bu adamların gen havuzlarına olan katkıları sınırlıdır, kattıkları şey çoğunlukla kültüreldir. Fetih ve asimilasyon konusunda neden bu kadar becerikli olduklarını biz de bilmiyoruz; kimisi diyor çok savaşçı bir kültürleri vardı, kimisi diyor at arabalarını ilk kullanan onlardı ve bunun askeri açıdan çok büyük etkileri oldu. Ama sonuç olarak fethettikleri diğer halklara dillerini ve kültürlerini aşılayıp, onların soylarına çok da bir etkide bulunmadan yok oluyorlar. Araplar da aynı şekilde; Levant Arapları Arapça konuşur ve çoğulukla Müslümandır, ama genetik olarak Süryanilere Körfez Araplarına olduklarından daha yakındırlar çünkü çoğu asimile edilmiş Süryanilerdir. Kuzey Afrika, Irak; buraların halkları genetik olarak Körfezlilere çok da yakın değil, hepsi oralarda binlerce yıldır yaşayan halkların asimile edilip başka bir kültürü benimsemiş hali. Aynı şey Türklere de oldu. Zaten, neden bilmiyorum ama Anadolu başka kültürleri benimsemeye çok eğilimli bir yer. Buraların kendi dil grubu var; Anadolu dilleri. Büyük İskender buraları fethettikten sonra ise kısa bir sürede bu dilleri konuşan kalmıyor, halk Yunanca konuşmaya başlıyor, Yunan oluyor. Oğuzlar gelince de aynı halkın büyük bir bölümü onların dinlerini benimsiyor, haliyle kimliklerini benimsiyor, sonra da dillerini.
Neden bu kadar fanatik, bu kadar tutkulu bir şekilde bizim gerçekten de Orta Asyalı olduğumuzda ısrar ediyorlar, onu da anlamıyorum. Ne var Orta Asya'da? Orta Asyalılar insanlığa ne kattı? Cengiz Han'ın ordusunun çoğu Türktü aslında diyor adam. İyi bi şey mi lan bu? Cengiz Han kadar dünyaya zarar vermiş bir insan yok. Orta Asya'daki göçebe halklar tarihlerinin çoğu boyunca yoğurt dışında hiçbir şey icat etmemiş, medeniyetten nasibini alamamış, yakıp yıkıp öldürüp tecavüz etmiş, büyük ve kadim medeniyetleri bokun içine batırmış, herkesin başına bela olmuş o kadar. Diğerlerinin teknolojileri ilerleyince de ağızlarına sıçmışlar bunların. "Halkı İslamcılığın etkisinden kurtarmak için Orta Asya kültürünü dayatmalıyız" diyorlar. Bu arkadaşlar sanırım Orta Asyalıların aralarında pek bulunmamışlar. Ben bulundum, ve gerçekten de—tabi ki de istisnalar vardır ama—çoğu hiç örnek almak isteyeceğiniz insanlar değiller. Türkiye'deki laik kesime benzemiyorlar, Kamalistlere hiç benzemiyorlar. Bıraksan onlar da—onlarca yıl sürmüş Sovyet diktasına rağmen—İslamcı olacaklar, neyse ki başlarında sağlam diktatörler var. Zaten Suriye ve Irak Orta Asyalı mücahit dolu; Uygur, Özbek, Kırgız, Kazak, dolu lan dolu. Soruyorum, neden bu adamların kültürlerini benimseyelim? Osmanlıcılık, İslamcılık beni ne kadar rahatsız etse de ciddi ciddi söylüyorum ki İslam öncesi Türkler o dönemin Müslümanlarından da daha beter. İlla bir tarihimiz olsun, bir şeyin edebiyatını, romantizmini yapalım diyorsanız bu topraklarda medeniyetten çok ne var? Seç bi tanesini işte. "We wuz" yapabileceğin o kadar, o kadar çok halk var ve sen gidip Orta Asyalıları seçiyorsun. Eğer hedefin "muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak" ise çok yanlış yoldasın.
Fark ettiyseniz yazının kalitesi sonlara doğru düşmeye başladı, ondan daha fazla uzatmayayım. Koltuk profesörü olarak bunları gözlemledim.
submitted by Pruswa to Turkey [link] [comments]


2016.09.17 17:44 AnkaTAI Fırat Kalkanı Operasyonu ABD tarafından sabote edilmek isteniyor

UYARI: BU YAZI TAMAMEN BİR İDDİADAN İBARETTİR!
kaynak: eksisozluk.com
operasyonun 3. aşaması el-bab ı almak için harekete geçilecekler çok ilginç olaylar gerçekleşti.
1-sabah saatlerinde çoban bey 'e belirli sayıda (25 asker ve abd destekli gruplar deniliyor)abd özel birlikleri operasyona katılmak için gelmiş. 2- öso grupları abd özel birlikleri ile hareket etmeyi istememiş. abd özel birliklerini kovmuşlar. abd birlikleri türkiye'ye dönmüş 3- ne hikmetse abd öncülüğünde koalisyon uçakları "yanlışlıkla" kendilerini istemeyen öso gruplarını vurmuş 7 ölü17 yaralı deniliyor 4- tsk açıklamasında istek üzerine abd özel birliklerinin operasyona katıldığı,bombalama sonucu 5 işid üyesi ölmüş.
ve en kritik nokta son yazacağım.
5- 1-2 ufak örgüt dışında fırat kalkan'ı operasyonuna katılan öso üyesi örgütlerin çoğu, abd birlikleri operasyona katılacağı için fırat kalkan'ı operasyonundan çekilmişler. abd destekli guruplarda abd isteği üzerine çekilmişler. yani sonuç olarak. türkiye tankları ve 1-2 ufak öso üyesi örgüt dışında fırat kalkan'ı operasyonu devam ettirecek güç kalmadı.
burada bazı sorularımız,eleştirilerimiz ve öfkelerimiz olacak. yazalım.
1-anlaşılan abd nin yine büyük bir satışına geldiğimiz açıktır.
2-abd tsk nın güçsüz olduğunu ve bu kadar kısa sürede sınırı işid den temizleyeceğini ve sıranın dabıq,el-bab ve menbiçe bu kadar kısa sürede geleceğini tahmin edemedi. anlaşılan onların beklentisi, tsk cerablus ile uğraşırken alt ütan pyd ye yol vereceklerdi. tsk nin etkin hamlesi bunu boşa çıkardı.
3- bugün akçakale karşısındaki tel abyad da bazı binalara abd özel birlikleri konuşlanmış ve binalara abd bayrağı çekilmiş. türkiye yaklaşık 1 aydır akçakaleye yığınak yapıyordu. buradaki açık mesaj pyd benim korumam altımdadır, onlara saldırma. oysa türkiye tel abyada girip ilerlediği anda o koridor dedikleri zımbırtı bir daha birleşememek üzere 3 e ayrılır ve hikaye biterdi. ızin vermediler,vermeyecekler
4- 15 temmuzun arkasında olduğu iddia edilen, suriye'nin bu hale gelmesinde ki en büyük suçluların başında gelen,ortadoğu'da türkiye'ye en büyük tuzağı kuran abd ile bu operasyonda müttefik olmak ne kadar doğrudur. hazır rusya suriye ve iran ile ortamı yumuşatmış,onların bilgisi ile bu operasyona başlamışken abd yi neden sahil edersiniz.
5- belli ki abd tercihini pyd den yana yaptı. onlara müdahalemize izin vermeyecekler.menbiçten çekildiler diy yalan söylüyorlar. ve ne yaptı ettiler başarılı giden operasyonu bozdular. bu saatten sonra iki seçenek var. ya bil fiil tsk askeriyle oraya müdahele edecek ki bu adeta abd nin kara kuvveti olmamız anlamına gelir, yada operasyonu bitirip elde ettiklerimizi savunacağız bu da abd ve pyd ye istediklerini verir. hazır işid çoğu yeri boşaltıp rakkaya çekilmişken meydan onlara kalacak. koridor devlet özerk yapı ne isterlerse kavuşacaklar.
6-bir lafta o operasyondan çekilen yada çekildiği iddia edilen hainlere. ulan hainler 2-3 yıl önce abd,katar,suudi desteği ile işide karşı savaşmıyormuydunuz.silahınızı topunuzu tüfeğinizi bunlar vermiyormuydu. attığınız mermi giydiğiniz kıyafette onların izi yokmuydu. şimdi ne oldu da türkiye'yi sattınız. neymiş abd operasyona niye katılıyormuş. bu bahaneye ancak çocuklar inanır.
maalesef durum öyle bir kritik hal aldı ki. bu saatten sonra operasyonu bitirip çekilmek, düşmanı azdırmaktan başka bir işe yaramaz.birazcık düzelmeye başlayan tsk,halk siyaset üzerinde ki morali düşürür. operasyonu yarım bırakmakla o bölgeyi eskisinden çok daha savunmasız ve pyd ye açık hale sokmuş olunur. görünen o ki eğer bu zaman ve şartlarda suriye'de o bölgeyi temizleyip,koridor olayını bitirip savunmazsak 3-5 yıla kılmaz diyarbakırı savunmak durumunda kalabiliriz. operasyona devam etmek ise bizim aslanlarımızın mehmetçiğimizin o bölgeye girmesi demek onların canına dişine tırnağına bu boktan çoğrafya yüzünden zarar gelmesi demek.belki ilerde aleyhimize kullanılacak uluslarası anlaşmaları ihlal demek. kaç zamandır abd nin istediği kara gücü olmamız demek. pyd nin işidir tüm tepkisini üzerimize çekmek demek.
çok zor bir süreç. çok zor bir durum. allah ülkeyi yönetenlere yardım etsin,yol göstersin. vatanımızı milletimizi korusun. çünkü geçen her zaman lehimize değil aleyhimize işliyor sanki.
edit: türkiye'nin desteklediği türkmen birlikler bile operasyondan çekilmiş. satış büyük. türkiye ve abd nin el-bab üzerinde bir anlaşma yapmış olabileceği.sdf içinde ki arap gruplarla el-bab ın kontrol edileceği üfürülüyor.eğer bu olursa. menbiç operasyonu hayale yakın olur.
submitted by AnkaTAI to Turkey [link] [comments]


2015.02.22 17:57 biseksuel Piton Pakize’den Derneklere Sitem!

LGBTİ’nin yakından bildiği isimlerden biri olan Piton Pakize Facebook sayfasından LGBTİ derneklere sitem etti. İşte Piton Pakize’nin Facebook sayfasında paylaştığı o yazı.
Rahat değilim!. Bir LGBTI vatandaşı olarak rahat değilim!..
Son dönemlerde dikkatimi çeken beni ve diğer LGBTI bireyleri temsil eden LGBTI dernek oluşumlarının neredeyse parti destekçisi adı altında ilerlemesinden rahatsızım!.
Sırasıyla DTP , BDP simdi de HDP destekçisi altında ilerleyen ve daha bizim oyumuzu , düşüncelerimizi ( en azından e-imza kampanyası) sormadan hareket eden ve kendi siyasi ideolojilerini derneklere (acıtasyonca ve masumca) aşılayan baş aktivistlerin bir çoğunu bir LGBTI birey olarak kınıyorum!. Yine son dönemlerde dikkatımı çeken olaylardan biri de git gide bazı derneklerin özellikle (İstanbul LGBTI derneği) “Abdullah Öcalan ” sempatizanlığı ile ilerleyen bir akım haline gelmesidir!.
Yakın bir zamanda da Abdullah Öcalan ile masaya oturmaya çalışan aktivistlerin haberini de duydum!.
Türk-Kürt siyasi savaşının içine eşcinsel derneklerini alet etmek en büyük ihanettir bizlere!.
O zaman hayvan hakları dernekleri gibi diğer kuruluşlarda alet olsun!. Daha henüz Türk devletinin ve bir çok dünya devletlerinin de terorist listesinde bulunan PKK’nın sempatizanlığını yapan ve benim ve diğer eşcinsel vatandaşlarının siyasi düşüncelerini umursamadan hareket eden şimdiki siz bas aktivistler ; henüz homofobik ve transfobik bu ülke de bizleri HDP bayrağı çatı altında ya da herhangi bir siyasi partiye yalakalik adi altinda beni destekleyemezsin!.
Bir gün HDP’nin amacı değiştiğinde ( tıpkı PKK’nın halk harekatı olupta sonradan silahlanıp dağ çıkması gibi) Türk hükümeti tarafından teroriste destek çıkma amacından kapatılmaya çalışıldığında ya da suçsuz yere politika kurbanı olarak gittiğinde ben bir eşcinsel birey olarak sokakta Türk hükümetine göre vatan haini olarak görüleceğim! Neden mi? Sırrı Süreyya’ya destek, gururumuz HDP , kurtuluşumuz HDP imasıyla dergilere, derneklere bunu yapıştıran ve gökkuşağımı örgüt ve parti bayraklarıyla süsleyerek oy toplamaya çalışan “Apo” cu zihniyetli LGBTİ aktivistleri kınanmalıdır!.
CHP’nin sayesinde yine ayakta kalmaya çalışan derneklerin ( Beşiktaş,Şişli, Kadıköy ve İzmir gibi) içinde CHP’nin değilde HDP bayrakları ve dağa çıkacağım diye bağıran , dernek içinde rakı sofraları eşliğinde kalitesiz konuşan (ki videoları da mevcuttur) aktivistleri görüyorum!.
Dernekler nasıl bir yol alıyor beni temsil eden ve maaş alan bu dernek başları LGBTI bireyleri siyasi kaosun içine atmaktadır!. Bir homofobik akımın sloganlarından birini daha duymuş olacağız, öldürülmemiz istendiğinde ” Vatan haini sizi”. Bunun yanlış olduğu hakkında belirtildiğinde -ne var sizde istediğiniz siyasi ideolojinizi derneğe taşıyın, cevabıyla konuyu kapatırlar!. Hey sen aktivist kendine gel ve dinle! Bu ülkede dincisi, kemalisti, solcusu, komünistti, milliyetçisi, apolitikçisi, anarşisti, ulusalcısı her türlüsü dolu dolu LGBTI bireyleri vardır!.
Hic bir siyasi ideolojilerini siz bir kaç kişi gibi baş aktivist olupta yaşasın bu şu gibi sloganlara derneklere alet etme çabasına girmemiştir!..
Şimdi girilse dahi tarafinizca da engellenir ve fişlenir!. Bu derneklerin siyasi boşluğundan yararlanarak PKK destekçiliğine sürmektesiniz!. İstemiyorum hiç bir siyasi parti ve ideolojisini beni temsil eden derneklerde!. Kutuplaştırmayın LGBTI bireyleri ve homofibklere yeni bir bahane daha yaratmayin , bu vatan haini -bu kürt düşmanı diye!. Gidin siyasi akımlarınızı desteklediğiniz parti içinde yapın!. Bir Trans birey HDP’den aday oldu diye tüm reklamı dernekler içinde üstüne basa basa sadece buna oy verin baskisiyla gelmeyin ustumuze!. Bir trans bir parti adi altinda kendi adayligini koyabilir ama bu beni temsil ettiği anlamına getirmeyin! Simdi bu trans birey dağlara çıkacagım YPG -PKK basliklari altinda ilerlemesi beni temsil edemez beni tehlikeye atar!.. Siyasi piyonlar ellerinizi LGBTI derneklerinden çekin!.
Kürt sorunu ve politikalarıni dernek dışında tutun. HEPAR partisi bile hayvan hakları için ozen gosterdiği sloganları bile hayvansever derneklerinin çatısı altında yapmamıştir, yapamamıştır ama iş bizim derneklere gelince görünen köy kılavuz istemiyor!. LGBTI ( ve dernekler) siyasi bir ideoloji degildir, bir cinsel yönelimler bütünüdür, insan haklarını esas almalıdır.
Bir LGBTI bireyin yorumuna denk geldiğim : ” LGBTİ bireylerin elbette ki siyasi görüşleri de olacaktır. Sizler din ve siyaseti birbirinden ayırın diye yırtınıyor iken nasıl olur da bir siyasi tavanın altına sıkışıp pineklemeyi kabul görüyorsunuz.
Hangi rejim gelirse gelsin en çok ötelenen bizler olacağız. Sağcının solcusunun hastalar olarak tabir ettiği bizler küçük masthrbatif haraketlerden hemen ne keyif alıyoruz zira kabul görülmeyi bekleyen acizler değiliz.
KABUL ETTİRMEYE ENDEKSLİ ENTELEKTÜEL ÖZGÜR BİREYLERİZ.
Herhangi bir partinin omzuna ihtiyacımız olmamalı.
Hadi ibneyiz öteleniyoruz birde siyasi damga yesekte ordan ötelensek” gibi.
submitted by biseksuel to biseksueller [link] [comments]


HALK DÜŞMANI OYUNCULARI İLE KULİS RÖPORTAJI! Ersoy DEDE Halk Düşmanı Halk Tv Asik Sah Turna - HALK DÜSMANI KENAN EVREN (Özel Kaset) Halk Düşmanı Trailer Günes Theater Frankfurt Halk Düşmanı - Tiyatro NOK Halk Düşmanları Film Fragman - YouTube Köprü - Halk Düşmanı Detroit Become Human Bölüm 15 ... Halk Düşmanı- 2.Kısım Detroit: Become Human - Türkçe Bölüm 23 - Halk Düşmanı ...

Halk Düşmanı tiyatrolar.com.tr

  1. HALK DÜŞMANI OYUNCULARI İLE KULİS RÖPORTAJI!
  2. Ersoy DEDE Halk Düşmanı Halk Tv
  3. Asik Sah Turna - HALK DÜSMANI KENAN EVREN (Özel Kaset)
  4. Halk Düşmanı Trailer Günes Theater Frankfurt
  5. Halk Düşmanı - Tiyatro NOK
  6. Halk Düşmanları Film Fragman - YouTube
  7. Köprü - Halk Düşmanı Detroit Become Human Bölüm 15 ...
  8. Halk Düşmanı- 2.Kısım
  9. Detroit: Become Human - Türkçe Bölüm 23 - Halk Düşmanı ...

Köprü - Halk Düşmanı Detroit Become Human Bölüm 15 - Türkçe Oynanış BİZİ İNSAN YAPAN NEDİR? Detroit 2038. Teknoloji, insanımsı androidlerin her yerde karşımı... Halk Düşmanı oyununu izledik. Oyun sonrası oyuncularla kulis röportajı gerçekleştirdik. Kanalımıza abone olmayı unutmayın! Oyun Özeti Henrik Ibsen'in oynandığında en çok ses ... Best of Brake Check Gone Wrong (Insurance Scam) & Instant Karma 2019 Road Rage, Crashes Compilation - Duration: 15:20. Dashcam Lessons Recommended for you Kanalıma Abone olmayı unutmayalım... :) Ozan Şah Turna - sazım beni tanır ancak (2010) by Tanju Duman - Duration: 5:24. Tanju Duman Müzik Medya 134,703 views http://www.hdfilmli.com/halk-dusmanlari-izle-turkce-dublaj.html Adresinden izleyebilirsiniz. Bir Halk Düşmanı norveçli yazar Henrik Ibsen´in 1882 yılında yazdığı ve günümüze kadar dünyada en sık sergilenmiş oyunlardan biridir. Dr. Serdar ( Rutkay Aziz) , kardeşi Önder'in ( Can Gürzap) ve eşinin ( Sumru Yavrucuk) isteği üzerine doğduğu kasabaya ailesiyle birlikte yerleşme kararı almıştır. Dr. Serdar ve çok ... Learn British accents and dialects – Cockney, RP, Northern, and more! - Duration: 24:06. Learn English with Gill (engVid) Recommended for you